Selam, şu an arkadaşın öğrenci evindeyim. Evde bırak kahve makinesini, kahveyi karıştıracak düzgün kaşık bile yok. Benim de acayip kafein krizim tuttu, beynim karıncalanıyor. Bu ev sahibi arkadaş, "Kanka, BİM'e gidiyorum. Şu kavanozdaki granül kahvelerden ya da poşet tozlardan varsa kapıp geleyim." dedi. Dedim, "Bak kanka, düz çözünebilir kahve al. Sıcak suyu dökünce erisin, bu yoklukta bizi uğraştırma."
Eleman 20 dakika sonra kapıda belirdi. Elinde yeşil paketli Jacobs filtre kahve var. Yüzünde de "Bak sana ne kaliteli bir şey düşürdüm." gururu. Pakete bakıyorum, çekilmiş filtre kahve yazıyor. "Kanka, bu kaynar suda erimez." diyorum. "Ya saçmalama, dök suyu, erir işte. Kahve kahvedir." diyor. Adama diyorum ki bu suda çözünmez, içersen dişlerinin arası çamur kaplanır, mideye beton dökeriz. Dinlemedi, gitti bardağa iki kaşık attı, üstüne kaynar suyu bastı. Karıştırdı, içmeye çalıştı, ilk yudumda az daha boğuluyordu. Kahveyi içmedi, bildiğin çiğnedi adam.
Şimdi mutfakta mağara adamı gibi ilkel demleme teknikleri deniyoruz. Evde French press yok, filtre kâğıdı yok. BİM'in ıslanır ıslanmaz dağılan ucuz peçetelerinden var ama onu denersek peçeteyi de içeriz diye tırstık. Tek varlığımız, sapı sallanan bir cezve ile küçük bir mutfak süzgeci.
En son şöyle bir yöntem geliştirdik: Bardağın ölçüsüyle suyu cezveye koyduk, kaynatıp altını kapattık. Sıcak suyun içine filtre kahveyi sallayıp kaşıkla bir tur çevirdik. Üstüne çay tabağı kapatıp 4 dakika boyunca cezveye mistik bir ritüel yaparmış gibi baktık. Kahve dibe çöksün diye içimizden dua ediyoruz. Süre dolunca da çay süzgecini bardağın üzerine koyup cezvedeki kahveyi yavaşça süzdük.
Tadı nasıl derseniz, BİM'in granül kahvesinden 10 kat daha iyi oldu ama mutfak şu an simya laboratuvarına benzedi. Arkadaşım da kenarda oturmuş, "Gördün mü, bak demlendi işte. Ben biliyordum." diye kendi IQ'sunu savunuyor.
Eleman 20 dakika sonra kapıda belirdi. Elinde yeşil paketli Jacobs filtre kahve var. Yüzünde de "Bak sana ne kaliteli bir şey düşürdüm." gururu. Pakete bakıyorum, çekilmiş filtre kahve yazıyor. "Kanka, bu kaynar suda erimez." diyorum. "Ya saçmalama, dök suyu, erir işte. Kahve kahvedir." diyor. Adama diyorum ki bu suda çözünmez, içersen dişlerinin arası çamur kaplanır, mideye beton dökeriz. Dinlemedi, gitti bardağa iki kaşık attı, üstüne kaynar suyu bastı. Karıştırdı, içmeye çalıştı, ilk yudumda az daha boğuluyordu. Kahveyi içmedi, bildiğin çiğnedi adam.
Şimdi mutfakta mağara adamı gibi ilkel demleme teknikleri deniyoruz. Evde French press yok, filtre kâğıdı yok. BİM'in ıslanır ıslanmaz dağılan ucuz peçetelerinden var ama onu denersek peçeteyi de içeriz diye tırstık. Tek varlığımız, sapı sallanan bir cezve ile küçük bir mutfak süzgeci.
En son şöyle bir yöntem geliştirdik: Bardağın ölçüsüyle suyu cezveye koyduk, kaynatıp altını kapattık. Sıcak suyun içine filtre kahveyi sallayıp kaşıkla bir tur çevirdik. Üstüne çay tabağı kapatıp 4 dakika boyunca cezveye mistik bir ritüel yaparmış gibi baktık. Kahve dibe çöksün diye içimizden dua ediyoruz. Süre dolunca da çay süzgecini bardağın üzerine koyup cezvedeki kahveyi yavaşça süzdük.
Tadı nasıl derseniz, BİM'in granül kahvesinden 10 kat daha iyi oldu ama mutfak şu an simya laboratuvarına benzedi. Arkadaşım da kenarda oturmuş, "Gördün mü, bak demlendi işte. Ben biliyordum." diye kendi IQ'sunu savunuyor.