Artık yavaş yavaş parti kuruluşuna, neden partinin kurulmasına izin verilmediğine, Kemalist ve onların muhalefeti grubun zihniyetine dair notlara geçtik. Keyifli okumalar diliyorum.
Bu defa bu teklifi yapan arkadaşlarımız, kadınların mevkiini de nazarı dikkate alarak hareket etmişlerdir. Her şeyin bir derecesi, bir olgunlaşma yolu var. Kanun teklifinde kadınlar olgunlaşıp da rey hakkını almak derecesine gelinceye kadar onlar; aile üyeleri arasında, aile reislerine rey vermiş gibi sayılarak yirmi bin erkek nüfusta bir mebus seçilmesini esas almıştır.
Hüseyin Avni Bey’in bu konuşması Meclis’te Birinci Grup ile muhalif İkinci Grup arasında cinsiyetçi değer ve ön yargılar bakımından fark bulunmadığını gösteriyordu. Bu gerekçeye Bolu mebusu Tunalı İlmi Bey kadınları savunmaya yeltenerek itiraz etmek istediyse de bazı mebusların sıra kapaklarına vurarak itirazı ile Tunalı Hilmi Bey’in konuşması kesildi. (...) Birinci Grup (CHF) ile İkinci Grubun Meclis’teki temsilcileri, 1923’te kadınlara siyasal ve vatandaşlık hakları vermenin henüz zamanı gelmediği noktasında görüş birliği içindeydi.
[Nezihe Muhiddin’in ağzından, parti başvurusu meselesi] İnceledik, henüz siyasi haklarını almamış olan kadınların fırka teşkiline, kanunen müsaade edilmeyeceği cevabını aldık. Aramızda bazı hanımlar tüzüğün çok taşkın olduğunu ileri sürdüler. Çünkü bu tüzükte ‘’Kadınlarımızın askerlik görevlerini yerine getireceklerine’’ dair bir madde bile mevcuttu. (...) Tüzüğü mümkün olduğunca değiştirdik. Ve cemiyetin ismine de Türk Kadın Birliği ünvanını vererek tekrar vilayete takdim eyledik. (...) Bu sefer bir hafta sonra vilayet, mevcudiyetimizi tasdik ve tüzüğü kabul etti.
[Zafer Toprak’a göre] Ancak, Kadınlar Halk Fırkası bir erkek müşavirlik oluşturur ve başına Fethi Bey’i getirirse de Ankara’nın onayını almayı başaramaz. Ankara tüm ulusu kapsayacak Halk Fırkası hazırlıkları içerisindedir. ‘’Bölücü’’ nitelikte bir fırka günün koşullarına uygun düşmez. Hem ‘’halk fırkası’’ kuruluş aşamasındaki partinin adıdır. Her ne kadar başına ‘’kadın’’ sözcüğü eklense de bu adı kullanması doğru olmayacaktır. Parti kuruluş çalışmaları sekteye uğratılan kadınlara cemiyet kurmaları önerilir. Nitekim bir süre sonra yine Nezihe Muhiddin’in öncülüğünde Türk Kadınlar Birliği doğacaktır.
[Yaprak Zihnioğlu’na göre] Ben, KHF’nin kuruluşuna hükümetçe izin verilmemesinin, KHF’nin programının kadınların haklarını geniş kapsamda içermesi ve bu hakları örgütlü ve kararlı bir kadın grubunun savunmasıyla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bu örgüt ve programı, iki nedenle Mustafa Kemal ve arkadaşlarının siyasallarına uygun değildi: Birincisi; kadın hakları konusu, modernleşme/çağdaşlaşma programının simgesiydi. Hükümet, Cumhuriyet’in çağdaşlığının göstergesi olarak araçsal yönüne ağırlık veriyordu. Öte yandan kadın hakları boyutunu kendisinin çizdiği sınırlar içinde gerçekleşmek istiyordu. KHF; hükümetin kadın hakları programına hem içerik olarak, hem zamanlama olarak bir müdahale niteliği taşıyordu. KHF’nin programından ve kurucularının basındaki açıklama ve yazılarından bu sınırları aşacağı ve bu alanda bir otorite haline geleceği, hatta baskı grubuna dönüşeceği anlaşılıyordu. İkinci olarak Kemalistler, ‘’kadınlara haklarını biz verdik’’ ibaresiyle özetlenebilecek tutumlarıyla kadın hakları alanının kazançlarını kimseye bırakmayı düşünmüyorlardı. KHF’yi kuran bir grup eylemci ve aydın kadın; hem kadın hakları alanında, hem de ulusal inşa alanında siyasal ve toplumsal gücün paylaşımı talebiyle ortaya çıkmıştı. Zafer Toprak, yukarıdaki alıntıdan anlaşılacağı gibi, kuruluşa izin verilmemesini kadınların fırka olarak örgütlenmesine bağlıyor. Böyle olsaydı, izin verilen Kadın Birliği’nin tüzüğünde, KHF’nin programındaki dokuz ilkenin aynı kalması gerekirdi. Oysa Kadın Birliği’nin tüzüğü yukarıda görülen ‘’dokuz madde’’ tamamen kaldırılarak hazırlandı. İsim benzerliği ve örgüt biçimi meselesi de bu kararda etkili olabilir ancak bundan öte önemli bir içerik sorunu vardır. Cumhuriyet hükümeti, KHF’nin feminist programını onaylamamıştır.
Bu defa bu teklifi yapan arkadaşlarımız, kadınların mevkiini de nazarı dikkate alarak hareket etmişlerdir. Her şeyin bir derecesi, bir olgunlaşma yolu var. Kanun teklifinde kadınlar olgunlaşıp da rey hakkını almak derecesine gelinceye kadar onlar; aile üyeleri arasında, aile reislerine rey vermiş gibi sayılarak yirmi bin erkek nüfusta bir mebus seçilmesini esas almıştır.
Hüseyin Avni Bey’in bu konuşması Meclis’te Birinci Grup ile muhalif İkinci Grup arasında cinsiyetçi değer ve ön yargılar bakımından fark bulunmadığını gösteriyordu. Bu gerekçeye Bolu mebusu Tunalı İlmi Bey kadınları savunmaya yeltenerek itiraz etmek istediyse de bazı mebusların sıra kapaklarına vurarak itirazı ile Tunalı Hilmi Bey’in konuşması kesildi. (...) Birinci Grup (CHF) ile İkinci Grubun Meclis’teki temsilcileri, 1923’te kadınlara siyasal ve vatandaşlık hakları vermenin henüz zamanı gelmediği noktasında görüş birliği içindeydi.
[Nezihe Muhiddin’in ağzından, parti başvurusu meselesi] İnceledik, henüz siyasi haklarını almamış olan kadınların fırka teşkiline, kanunen müsaade edilmeyeceği cevabını aldık. Aramızda bazı hanımlar tüzüğün çok taşkın olduğunu ileri sürdüler. Çünkü bu tüzükte ‘’Kadınlarımızın askerlik görevlerini yerine getireceklerine’’ dair bir madde bile mevcuttu. (...) Tüzüğü mümkün olduğunca değiştirdik. Ve cemiyetin ismine de Türk Kadın Birliği ünvanını vererek tekrar vilayete takdim eyledik. (...) Bu sefer bir hafta sonra vilayet, mevcudiyetimizi tasdik ve tüzüğü kabul etti.
[Zafer Toprak’a göre] Ancak, Kadınlar Halk Fırkası bir erkek müşavirlik oluşturur ve başına Fethi Bey’i getirirse de Ankara’nın onayını almayı başaramaz. Ankara tüm ulusu kapsayacak Halk Fırkası hazırlıkları içerisindedir. ‘’Bölücü’’ nitelikte bir fırka günün koşullarına uygun düşmez. Hem ‘’halk fırkası’’ kuruluş aşamasındaki partinin adıdır. Her ne kadar başına ‘’kadın’’ sözcüğü eklense de bu adı kullanması doğru olmayacaktır. Parti kuruluş çalışmaları sekteye uğratılan kadınlara cemiyet kurmaları önerilir. Nitekim bir süre sonra yine Nezihe Muhiddin’in öncülüğünde Türk Kadınlar Birliği doğacaktır.
[Yaprak Zihnioğlu’na göre] Ben, KHF’nin kuruluşuna hükümetçe izin verilmemesinin, KHF’nin programının kadınların haklarını geniş kapsamda içermesi ve bu hakları örgütlü ve kararlı bir kadın grubunun savunmasıyla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bu örgüt ve programı, iki nedenle Mustafa Kemal ve arkadaşlarının siyasallarına uygun değildi: Birincisi; kadın hakları konusu, modernleşme/çağdaşlaşma programının simgesiydi. Hükümet, Cumhuriyet’in çağdaşlığının göstergesi olarak araçsal yönüne ağırlık veriyordu. Öte yandan kadın hakları boyutunu kendisinin çizdiği sınırlar içinde gerçekleşmek istiyordu. KHF; hükümetin kadın hakları programına hem içerik olarak, hem zamanlama olarak bir müdahale niteliği taşıyordu. KHF’nin programından ve kurucularının basındaki açıklama ve yazılarından bu sınırları aşacağı ve bu alanda bir otorite haline geleceği, hatta baskı grubuna dönüşeceği anlaşılıyordu. İkinci olarak Kemalistler, ‘’kadınlara haklarını biz verdik’’ ibaresiyle özetlenebilecek tutumlarıyla kadın hakları alanının kazançlarını kimseye bırakmayı düşünmüyorlardı. KHF’yi kuran bir grup eylemci ve aydın kadın; hem kadın hakları alanında, hem de ulusal inşa alanında siyasal ve toplumsal gücün paylaşımı talebiyle ortaya çıkmıştı. Zafer Toprak, yukarıdaki alıntıdan anlaşılacağı gibi, kuruluşa izin verilmemesini kadınların fırka olarak örgütlenmesine bağlıyor. Böyle olsaydı, izin verilen Kadın Birliği’nin tüzüğünde, KHF’nin programındaki dokuz ilkenin aynı kalması gerekirdi. Oysa Kadın Birliği’nin tüzüğü yukarıda görülen ‘’dokuz madde’’ tamamen kaldırılarak hazırlandı. İsim benzerliği ve örgüt biçimi meselesi de bu kararda etkili olabilir ancak bundan öte önemli bir içerik sorunu vardır. Cumhuriyet hükümeti, KHF’nin feminist programını onaylamamıştır.