gore 1

Çalışkan
Katılım
27 Kasım 2025
Mesajlar
59
Beğeniler
25
Selam, henüz 17 yaşındayım. Bu yıl sınav senem ve okulların açılmasına daha süre olmasına rağmen şimdiden bunun rahatsızlığını hissediyorum. Aslında okulun açılması problem değil ama yaz tatilinde sabah 6'ya kadar otururken, artık o saatte okula gitmeye hazırlanacağım ve uyku düzenim çöp olacak. Okula adapte olmam falan derken 1-2 ayı bulur. Geceler gün geçtikçe uzamaya devam ediyor ve bu benim en sevmediğim şey olabilir. Okul zamanları da gece süresi çok fazla olacak ve havalar soğuyacak. Öte yandan sınava da çalışmam gerekecek.

Tüm bunların yanında bu yıl ailem boşandı ve hayatımız çok değişti. Babam bizi terk etti, artık yüzümüze bile bakmıyor. Bu nedenle daha da stresliyim çünkü hayat düzenim değişti, bozuldu ve bu yeni düzene hiç alışkın değilim; üstelik hayatımın en önemli zamanlarında oldu bu. Geçen sene eylül ve ekim aylarında art arda bahsetmek istemediğim travmalar yaşadım (birisi sınıfımla alakalı) ve hâlâ üstümde baskısı var. Bu yüzden tekrar eylül-ekim aylarına girmek istemiyorum.

Hayatta her zaman ilgileneceğim, değer vereceğim insanlar olmasını istedim ama hiç başaramadım. Azıcık bir arkadaş ortamım var ama hiçbirini sevmiyorum; ne kişilik olarak ne de kafa dengi olarak bana uyuyorlar. Eskiden kız arkadaşım vardı, artık o da yok. Kısacası tamamen boşluktayım.

Babamın bizi terk ettiğini söylemiştim, bu yüzden maddi olarak da durumumuz pek yok. Normalde psikiyatriste veya psikoloğa giderdim ama gidemediğim için her şeyi tamamen içime attım, doldum. İnanın bu anlattıklarım buz dağının sadece görünen kısmı, daha hiçbir şey.

Buraya kadar okuduysanız şimdiden teşekkür ederim.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
@gore, Selam dostum. Normalde bu tarz konuların geneli troll içerikli olduğu için ne kadar bilgi birikimim olursa olsun yazmazdım. Ancak sen ne kadar darda olduğunu anlatınca seninle konuşmalıyım dedim içimden çünkü senin yaşadığın problemlere benzerlerini bende yaşadım.

Öncelikle, bu yılın sınav senen olması ve bunun stresini yaşıyor olman normal. Herkes sınav senesinde stres yaşar. Önemli olan süreci nasıl idame ettirdiğin. Eğer ki bu kadar zorluğa rağmen istediğin sıralamayı yapar ve istediğin yere yerleşirsen bunun vereceği tatminkarlık hayatında çok az yerde bulacağın bir şey olacak. Sonuçta herkes ister, bedelini ödeyen alır.

Ailenin boşanmış olmasına ve babanızın maddi manevi yanınızdan ayrılmış olmasına üzüldüm. Kim böyle olsun ister ki? Böyle bir şeyin üstelik sınav senenizde olmuş olması çok kötü bir durum. Üstelik seneye muhalif sistemin de geleceğini düşünürsek bu sene şampiyonlar ligi gibi olacak.

Gerek kişisel, gerek ailevi, gerek sosyal travmalar yaşamış olmanız da çok kötü bir durum. Türk gençleri bunları asla hak etmedi. Ancak, elden bir şey gelir mi? Kesinlikle hayır. Önemli olan bu "travma" diye nitelendirdiğiniz durumlara karşı tutumunuz. Burada biraz sert konuşacağım ancak bunları aşmak zorundasınız. Babanız gitti, sınav seneniz. Boşlamak sizin hakkınız değil. Bütün bu yaşananları sindirip bir an önce kendi hayatınızı kurtarabilmek adına çalışmak zorundasınız. Babanız gitmiş olabilir ancak arkada Anneniz var. Onu pişman edemezsiniz, bütün bunları yaşayan kendinizi pişman edemezsiniz.

Arkadaş ortamınızın kafa dengi olmamasını ben de iyi bilirim. Benim de öyle değil. Hiç birisiyle kafa dengi değilim, ancak onlar arkadaşlarım. Önemli olan aynı şeyi düşünmek değil. Aynı şeyleri paylaşabilmek. Arkadaşlık budur. Belki sizin arkadaşlık konusunda düşünceleriniz farklıdır, ona bir şey diyemem. Tamamen boşlukta değilsiniz. Siz kendinize sahipsiniz. Bunları gelip buraya anlatacak kadar duygusal zekanız yüksek. Başka insanlar olsaydı bu yaşadıklarından sonra hayata küserdi. Siz bunu yapmadıysanız boşlukta değilsiniz demektir.

Maddi durumunuzun olmaması günümüz Türkiyesi açısından problem olabilir, ancak sizin için bir problem olmamalı. Sizin hedefiniz olmalı, başarmak zorundaysanız bunu gerçekleştirmek için çalışmalısınız. Psikoloğa vs. gitmeyi boş verin. Çoğu kendi cebini düşündüğü için seans seans bölüyorlar bilinçli.

Şimdi, size önerim öncelikle uyku düzeninizi toparlamanız olacak. Sağlıklı bir zihin için sağlıklı bir vücut gerekir. Beslenmenize dikkat edebildiğiniz kadar dikkat edin. Sıkı ders çalışamasanız bile verimli ders çalışın. Vaktinizi boş şeylere harcamayın, kendinizi her anlamda geliştirmeye bakın. Unutmayın, siz seviye atladıkça çevreniz de ona göre değişecek. Davul bile dengi dengine demişler.

Ben size güveniyorum bu konularda. Başarabilirsiniz. Bunu asla unutmayın. Başka bir sorunuz olursa, çekinmeyin.
 
Selam, henüz 17 yaşındayım. Bu yıl sınav senem ve okulların açılmasına daha süre olmasına rağmen şimdiden bunun rahatsızlığını hissediyorum. Aslında okulun açılması problem değil ama yaz tatilinde sabah 6'ya kadar otururken, artık o saatte okula gitmeye hazırlanacağım ve uyku düzenim çöp olacak. Okula adapte olmam falan derken 1-2 ayı bulur. Geceler gün geçtikçe uzamaya devam ediyor ve bu benim en sevmediğim şey olabilir. Okul zamanları da gece süresi çok fazla olacak ve havalar soğuyacak. Öte yandan sınava da çalışmam gerekecek.

Tüm bunların yanında bu yıl ailem boşandı ve hayatımız çok değişti. Babam bizi terk etti, artık yüzümüze bile bakmıyor. Bu nedenle daha da stresliyim çünkü hayat düzenim değişti, bozuldu ve bu yeni düzene hiç alışkın değilim; üstelik hayatımın en önemli zamanlarında oldu bu. Geçen sene eylül ve ekim aylarında art arda bahsetmek istemediğim travmalar yaşadım (birisi sınıfımla alakalı) ve hâlâ üstümde baskısı var. Bu yüzden tekrar eylül-ekim aylarına girmek istemiyorum.

Hayatta her zaman ilgileneceğim, değer vereceğim insanlar olmasını istedim ama hiç başaramadım. Azıcık bir arkadaş ortamım var ama hiçbirini sevmiyorum; ne kişilik olarak ne de kafa dengi olarak bana uyuyorlar. Eskiden kız arkadaşım vardı, artık o da yok. Kısacası tamamen boşluktayım.

Babamın bizi terk ettiğini söylemiştim, bu yüzden maddi olarak da durumumuz pek yok. Normalde psikiyatriste veya psikoloğa giderdim ama gidemediğim için her şeyi tamamen içime attım, doldum. İnanın bu anlattıklarım buz dağının sadece görünen kısmı, daha hiçbir şey.

Buraya kadar okuduysanız şimdiden teşekkür ederim.
Mesajı okumadım fakat şunu bilmelisin 10 sene sonra bu zamana güleceksin. Belki 40 sene sonra torunlarına, çocuklarıns anlatacaksın. Hayattan zevk almaya çalış, dersi gene çalış ama dersi 1. plana her zaman koyma. Ailenle vakit geçir. Arkadaş edin. 1-2 yıl sonra tatlı anılar olacak şuanki hayatın. Sınav senesi olduğundan dişinizi sıkmayı unutmayın. Aileni mutlu etmeye çalış. Benden bu kadar.
 
Ne diyeyim ki?

:facepalm:

Sonuçta herkes ister, bedelini ödeyen alır.
Boşlamak sizin hakkınız değil.
Siz bunu yapmadıysanız boşlukta değilsiniz demektir.
ancak sizin için bir problem olmamalı. Sizin hedefiniz olmalı, başarmak zorundaysanız bunu gerçekleştirmek için çalışmalısınız.
Psikoloğa vs. gitmeyi boş verin. Çoğu kendi cebini düşündüğü için seans seans bölüyorlar bilinçli.
Bilgi amaçlı söylemek istiyorum, mesaj baştan aşağı sorunlu. Karşıdaki kişiye yarar sağlayabilir belki, ama geri tepme olasılığı da bir hayli yüksek.

Bütün mesajda, "yapmalısınız, etmelisiniz, pişman etmeyin kendinizi, anneniz için" ifadeleri var. Konuda detaylıca geçmeyen travmalar, babanın terk edişi, sınav senesi, Türkiye sistem baskısı, yalnızlık, boşluk, maddi sıkıntı... Tüm bunları aynı anda kaldırmaya çalışan birine bir de siz "yapmalısınız, etmelisiniz" şeklinde konuşursanız o kişiye ekstra bir yük yüklemiş olursunuz.

Konu sahibinin yaşadıkları ağır şeyler. Bunu inkar etmiyorsunuzdur. Ama edimsel olarak daha ters yoldan giriyorsunuz meseleye.

Buraya kadar niyetiniz iyi. Ama size kızılabilecek bir nokta şu ki, "psikoloğa gitmeyi boş verin" ne demek? Seans seans bölüyor ne demek? Her halde öyle olacak. Psikoterapi işleyişini bilmediğiniz kanaatinden yola çıkarak söylüyorum, o işler öyle yürümüyor.

Son olarak travma aşılacak şeyler değildir.

Selam, henüz 17 yaşındayım. Bu yıl sınav senem ve okulların açılmasına daha süre olmasına rağmen şimdiden bunun rahatsızlığını hissediyorum. Aslında okulun açılması problem değil ama yaz tatilinde sabah 6'ya kadar otururken, artık o saatte okula gitmeye hazırlanacağım ve uyku düzenim çöp olacak. Okula adapte olmam falan derken 1-2 ayı bulur. Geceler gün geçtikçe uzamaya devam ediyor ve bu benim en sevmediğim şey olabilir. Okul zamanları da gece süresi çok fazla olacak ve havalar soğuyacak. Öte yandan sınava da çalışmam gerekecek.

Tüm bunların yanında bu yıl ailem boşandı ve hayatımız çok değişti. Babam bizi terk etti, artık yüzümüze bile bakmıyor. Bu nedenle daha da stresliyim çünkü hayat düzenim değişti, bozuldu ve bu yeni düzene hiç alışkın değilim; üstelik hayatımın en önemli zamanlarında oldu bu. Geçen sene eylül ve ekim aylarında art arda bahsetmek istemediğim travmalar yaşadım (birisi sınıfımla alakalı) ve hâlâ üstümde baskısı var. Bu yüzden tekrar eylül-ekim aylarına girmek istemiyorum.

Hayatta her zaman ilgileneceğim, değer vereceğim insanlar olmasını istedim ama hiç başaramadım. Azıcık bir arkadaş ortamım var ama hiçbirini sevmiyorum; ne kişilik olarak ne de kafa dengi olarak bana uyuyorlar. Eskiden kız arkadaşım vardı, artık o da yok. Kısacası tamamen boşluktayım.

Babamın bizi terk ettiğini söylemiştim, bu yüzden maddi olarak da durumumuz pek yok. Normalde psikiyatriste veya psikoloğa giderdim ama gidemediğim için her şeyi tamamen içime attım, doldum. İnanın bu anlattıklarım buz dağının sadece görünen kısmı, daha hiçbir şey.

Buraya kadar okuduysanız şimdiden teşekkür ederim.
Yaşadıklarınız ağır şeyler. Travma, babanın terk edişi, maddi sıkıntılar, sınav stresi, kız arkadaşın gitmesi, arkadaş ortamı uyumsuzluğu... İçinde bulunduğunuz toplumdan sanki soyutlanmış, uzak kalmış gibi hissediyor olabilirsiniz. Böyledir demiyorum, olabilir diyorum.

İnsan, tanıklığa, görülmeye muhtaç bir varlık. Eğer kendisine bakan gözler olmazsa, tanıklık görmezse, bu kendisinde bir boşluk hissi yaratabilir. Bu doğaldır, her insan için geçerlidir. Ve bu bir zayıflık değildir. Dediğim gibi, doğamız böyle işliyor.

Sizin de hayatınızda hem ailede, hem arkadaş çevresinde (ilişki sürüyor olsa bile sağlam yakınlık yok sanırım) hem de romantik ilişkide kayıplar olmuş. Bütün bu kayıpların üst üste binmesi sonucunda kendinizi boşlukta hissetmeniz pek doğal ve normal.

Bu olaylar, durumlar senin hayat hikayene zorla sokulmuş gibi. Bu da sanki hayatımın kontrolü bende değil hissi yaratabilir.

Mesajınızda bahsettiğiniz, sevmediğiniz, stres yaptığınız çoğu şey sanki, yanlış anlamadıysam, kontrol kaybı hissinden doğuyor.

Şimdiki zamana kadar kendiniz ana karakterde değildiniz belki de. Hep başkalarının hikayesinde yan karakter oldunuz.
Fakat şu noktadan sonra ipleri elinize alabilirsiniz. Kendi kaleminizi alıp kendi hikayenizi yazmaya başlayabilirsiniz.

Şu an karanlık bulutlar hikayenizde ağırlıklı yer kaplıyor olabilir. Ama bulutlar dağılabilen, akıp kayabilen, yok olabilen şeylerdir. Katı, kalıcı şeyler değildir.

Yalnız o bulutları dağıtacak kişi sizsiniz. Kendi kaleminizi alıp kendinizi ana karakter olarak yazdığınız hikayeyi yaratabilirsiniz, buna muktedirsiniz.

Mesajınızda yaşanmış bir geçmiş üzerinden yaşanmamış bir geleceği kurguluyorsunuz. Ama kurgular gerçek, yaşanmış şeyler değildir. Duygularınızın geçerli bir kaynağı var tabii ki, ama daha olmamış, gelinmemiş bir gelecek için de negatif duygular yaşamak pek yararlı değil.

Kendinize alanlar açmayı deneyebilirsiniz. Küçük küçük, minik minik adımlar da iyidir. Kontrolü elinize aldığınız, "Bu hayatın kontrolü bende" hissi verebilecek küçük küçük şeyler yapabilirsiniz. Yatak toplamak, odayı havalandırmak için pencereyi açmak, odanızı süpürmek, market alışverişine gidilecekse sizin gitmeniz... Bunlar minik şeyler, basit şeyler... Ama beyne "kontrol bende" mesajı gönderen şeyler aynı zamanda. Ve bu şeyler günlük hayatın parçası, ve günlük hayatın parçası olan şeyleri yapmak, sizi günlük hayata, hayata, topluma katacak yolda değerli adımlardır.

Ders konusunda ise... Başlayın. Sadece başlayın. Günde 15 dk 30 dk 1 saat 2 saat ne yapabiliyorsanız. Başlangıçta böyle olabilir, geçerlidir. Sonra artırır ve bir rutine bindirebilirsiniz. Ders çalışmak da kontrol hissi, akışta olma hissi, kimlik edinimini yaşatır.

Kendinize hobiler edinin. İlla pahalı hobiler olacak şeyler değiller. Elde ne varsa... O hobileri paylaşın. Burada, sosyal medyada falan paylaşın. Misal ben öykü, şiir yazıp paylaşıyorum. Kendinize tanıklık alanları açın. Birilerinin sizi, sizi tanımasalar bile, görmesini sağlayın.
Ki bu konuyu açmanız da bu tanıklık bağlamındadır.

Şimdiye kadar olanlar sizin elinizde değildi, sizin hikayenize zorla yazılmıştı. Ama... Bu noktadan sonra neyin sizin hikayenizde kalacağı, neyin kalmayacağı sizin elinizde.
 
Son düzenleme:
Bütün mesajda, "yapmalısınız, etmelisiniz, pişman etmeyin kendinizi, anneniz için" ifadeleri var. Konuda detaylıca geçmeyen travmalar, babanın terk edişi, sınav senesi, Türkiye sistem baskısı, yalnızlık, boşluk, maddi sıkıntı... Tüm bunları aynı anda kaldırmaya çalışan birine bir de siz "yapmalısınız, etmelisiniz" şeklinde konuşursanız o kişiye ekstra bir yük yüklemiş olursunuz.

Bunu bilerek söyledim zaten. Olayı ne kadar yumuşatırsanız yumuşatın, konu sahibi yine durumu aşmak zorunda kalacak. Kendi kendisine yetebilmeyi öğrenecek. "Yapmalısınız, etmelisiniz" şeklinde konuşacağım tabii ki. Başka ne olacak ki? Dediğim gibi, yine bu sorunlarla konu sahibi karşılaşacak. Her insanın çözüm yolları farklı olabilir. Bu da benimki.

Buraya kadar niyetiniz iyi. Ama size kızılabilecek bir nokta şu ki, "psikoloğa gitmeyi boş verin" ne demek? Seans seans bölüyor ne demek? Her halde öyle olacak. Psikoterapi işleyişini bilmediğiniz kanaatinden yola çıkarak söylüyorum, o işler öyle yürümüyor.

Psikoloğa gitmeyi boş verin dedim evet. Konu sahibi gidecek durumunun olmadığını söylerken bile bile nasıl önereyim ki? Bastıra bastıra psikoloğa gitmesini söylersem ne değişecek? Mesela, ben de çok ağır şeyler yaşadım. Psikoloğa gitmeden kendim atlatabildim bu durumları.

Son olarak travma aşılacak şeyler değildir.

Aşılamayabilir ancak onlarla yaşanabilir. Herkes öyle yapmıyor mu?

Eleştirinizi anlayabiliyorum ancak herkesin olaylara bakış açısı değişebiliyor. Siz daha mantıksal bakarsınız ben daha duygusal bakarım. Değişir bunlar, bu yüzden saygı duyuyorum eleştirinize.
 
Sorun da bu zaten. Kendi çözüm, çıkış yolunuzu mutlak görüp konu sahibine dayatıyorsunuz. O kadar çok "Öteki" varken bir de siz bir başka "Öteki" olup konu sahibinin özne konumunu parçalayan oklardan biri oluyorsunuz. "Anneni pişman etme" ne demek yahu? Kişinin kendi acısı varken bir de başkasının beklentisini mi taşıyacak?

Benim bir şeyleri yumuşattığım yok. Gerçekçi olmakla yumuşak olmak arasında fark var ve gerçekçi olmakla zarar verici olmak arasında fark var.


Mesela, ben de çok ağır şeyler yaşadım. Psikoloğa gitmeden kendim atlatabildim bu durumları.
Kendi söylem ediminiz kendinizi ele veriyor. Sizin öyle yapmanız, yapabilmeniz herkesin öyle yapabileceği ve yapması gerektiği anlamına gelmiyor.
Kendi yaşantınızdan edindiğiniz tecrübeyi bir başkasına mutlak yol olarak dayatmak, kişiyi özne konumundan nesne konumuna geçiriyor.
Herkes aynı yerden yara almaz.



Aşılamayabilir ancak onlarla yaşanabilir. Herkes öyle yapmıyor mu?
Herkes öyle yapmıyor. Travmayı işleyip işlev kazanıp yol almak başka, travmayı görmezden gelip yaşamaya devam etmek başka. Ve ikincisi, kişiyi içten tüketir.

Önce zarar verme ilkesini duymuş olmalısınız.