Because The Internet 2
Gelişen
- Katılım
- 19 Temmuz 2026
- Mesajlar
- 16
- Beğeniler
- 26
SPOILER İÇERİR.
Bu inceleme klasik oyun incelemeleri gibi olmayacak. Mekaniklerinden, grafiklerinden bahsetmek yerine Paranoyadan, güvensizlikten, yalnızlıktan bahsedeceğim.
Hideo Kojima'nın bizlere 1998 yılında sunduğu uzaktan bakıldığında sadece bir gizlilik oyunu gibi gözüken ama bundan çok daha fazlasını bizlere sunan bir oyun Metal Gear Solid 1.
Solid Snake nükleer bir tehditi durdurmak için Shadow Moses isimli bir tesise gönderilir. Snake'in bildikleri bizim bildiklerimizden çok da farklı değildi. İzole edilmiş, kar fırtınaları ile mücadele eden bu yerleşim yeri oldukça yalnız hissettirir ve bizim gerçek dünyayla tek iletişim kaynağımız codec cihazımızdır. Bizlere yardımcı olan kişilere güvenmek zorunda oluşumuz, verdikleri bilgilere bağlı kalmamız hepsi çaresizlik hissini güçlendirir.
Master Miller da bunlardan biridir. Oyun boyunca ondan aldığımız taktiklere canımızı emanet etmemizin yanı sıra edilen sohbetler aramızdaki ilişkiyi güçlendirir. Böylesi tehlikeli bir görevde yanımızda güvendiğimiz kişilerin olması ne büyük şansdır değil mi?
Oyun ilerledikçe bu algı kırılmaya başlar. Güvendiğimiz kişilerin bilgi sakladığını düşünmeye başlarız. Manipüle mi ediliyoruz ve sadece bir piyon muyuz bilemeyiz. Komunatınımız, Mei ling, Master miller hepsi gittikçe kopar bizden.
Pyscho Mantis boss savaşı ise 4. duvarı yıkar. Artık yaşanılan güvensizlik hissi Solid Snake'den direkt oyuncuya bulaşır. Gamepaddeki bastığımız tuşlar okunur, sevdiğimiz oyunlar ortaya çıkar ifşa edilmiş gibi hissederiz. Bunu durdurmak içinse gamepadi 2. porta takarız. Pyscho mantisi alt etmenin bir yolunu bulmuşumuzdur. Peki ya diğer tehditler? Codec'in diğer ucundaki tanıdığımız kişiler. Hocamız bellediğimiz insanlar.
Kojima bu noktada pek romantik davranmaz. Her şey gittikçe daha da kötüleşir ve kırılma noktasına geldiğinde şüphelerimiz doğrulanır. Başından beri akıl hocalığımızı yapan güvendiğimiz Master Miller, Liquid Snake'in ta kendisi çıkar. Codecle bağlantımız neredeyse kopar. Artık yalnızızdır ve bunu bitirmek bizim elimizdedir.
Oyun bizlere bu paranoya hissini ustaca aşılar. Hatta öyle ki bir noktadan sonra oyuncuya bile bulaşır. Artık Shadow Moses'ta sıkışan tek kişi Snake değil bizizdir de.
Shadow Moses yalnızca bir askeri üs değildir. Snake'in zihninin bir uzantısı gibidir. Soğuk, sessiz ve kimseye güvenilemeyen bu yer, oyunun anlatmak istediği paranoyayı diyaloglardan çok daha güçlü biçimde hissettirir.
Metal Gear Solid 1'i başyapıt yapan şeylerde bunlardır. Oyunda bir asker kadar yalnız ve bilgisiz hissetmemiz, soğuk savaşın nükleer tehdit sebebiyle paranoya içinde yaşayan insanlar, izole mekanlar ustaca anlatılır. Oyun bizlere Soğuk Savaş sona ermiş olsa bile o dönemin korkularının hâlâ devam ettiğini gösterir. Görünmeyen düşmanlar, gizli operasyonlar ve nükleer tehdit oyunun her yerine sinmiştir.
Bana kalırsa da en iyi Metal Gear oyunu budur.
Bu inceleme klasik oyun incelemeleri gibi olmayacak. Mekaniklerinden, grafiklerinden bahsetmek yerine Paranoyadan, güvensizlikten, yalnızlıktan bahsedeceğim.
Hideo Kojima'nın bizlere 1998 yılında sunduğu uzaktan bakıldığında sadece bir gizlilik oyunu gibi gözüken ama bundan çok daha fazlasını bizlere sunan bir oyun Metal Gear Solid 1.
Solid Snake nükleer bir tehditi durdurmak için Shadow Moses isimli bir tesise gönderilir. Snake'in bildikleri bizim bildiklerimizden çok da farklı değildi. İzole edilmiş, kar fırtınaları ile mücadele eden bu yerleşim yeri oldukça yalnız hissettirir ve bizim gerçek dünyayla tek iletişim kaynağımız codec cihazımızdır. Bizlere yardımcı olan kişilere güvenmek zorunda oluşumuz, verdikleri bilgilere bağlı kalmamız hepsi çaresizlik hissini güçlendirir.
Master Miller da bunlardan biridir. Oyun boyunca ondan aldığımız taktiklere canımızı emanet etmemizin yanı sıra edilen sohbetler aramızdaki ilişkiyi güçlendirir. Böylesi tehlikeli bir görevde yanımızda güvendiğimiz kişilerin olması ne büyük şansdır değil mi?
Oyun ilerledikçe bu algı kırılmaya başlar. Güvendiğimiz kişilerin bilgi sakladığını düşünmeye başlarız. Manipüle mi ediliyoruz ve sadece bir piyon muyuz bilemeyiz. Komunatınımız, Mei ling, Master miller hepsi gittikçe kopar bizden.
Pyscho Mantis boss savaşı ise 4. duvarı yıkar. Artık yaşanılan güvensizlik hissi Solid Snake'den direkt oyuncuya bulaşır. Gamepaddeki bastığımız tuşlar okunur, sevdiğimiz oyunlar ortaya çıkar ifşa edilmiş gibi hissederiz. Bunu durdurmak içinse gamepadi 2. porta takarız. Pyscho mantisi alt etmenin bir yolunu bulmuşumuzdur. Peki ya diğer tehditler? Codec'in diğer ucundaki tanıdığımız kişiler. Hocamız bellediğimiz insanlar.
Kojima bu noktada pek romantik davranmaz. Her şey gittikçe daha da kötüleşir ve kırılma noktasına geldiğinde şüphelerimiz doğrulanır. Başından beri akıl hocalığımızı yapan güvendiğimiz Master Miller, Liquid Snake'in ta kendisi çıkar. Codecle bağlantımız neredeyse kopar. Artık yalnızızdır ve bunu bitirmek bizim elimizdedir.
Oyun bizlere bu paranoya hissini ustaca aşılar. Hatta öyle ki bir noktadan sonra oyuncuya bile bulaşır. Artık Shadow Moses'ta sıkışan tek kişi Snake değil bizizdir de.
Shadow Moses yalnızca bir askeri üs değildir. Snake'in zihninin bir uzantısı gibidir. Soğuk, sessiz ve kimseye güvenilemeyen bu yer, oyunun anlatmak istediği paranoyayı diyaloglardan çok daha güçlü biçimde hissettirir.
Metal Gear Solid 1'i başyapıt yapan şeylerde bunlardır. Oyunda bir asker kadar yalnız ve bilgisiz hissetmemiz, soğuk savaşın nükleer tehdit sebebiyle paranoya içinde yaşayan insanlar, izole mekanlar ustaca anlatılır. Oyun bizlere Soğuk Savaş sona ermiş olsa bile o dönemin korkularının hâlâ devam ettiğini gösterir. Görünmeyen düşmanlar, gizli operasyonlar ve nükleer tehdit oyunun her yerine sinmiştir.
Bana kalırsa da en iyi Metal Gear oyunu budur.
Son düzenleyen: Moderatör: