Nefs İlmi

Üstün
Katılım
30 Ocak 2024
Mesajlar
3.967
Makaleler
81
Çözümler
14
Beğeniler
4.798
İlk insanlara baktığımızda kadın çocuk doğuran yemek yapan evi idare eden rol iken erkek avcılık yapan gelen saldırılara karşı aileyi koruyan roldedir.

Ayrıca bir kadının erkekten hoşlanması, cinsel çekim hissetmesi yakışıklılık, para, komiklik vb. gibi şeylerle açıklansa da temelde "Bu adam beni, çocuğumu ve aileyi koruyabilir mi, neslin devamını sağlayabilir mi?" inancı çalışır. (Akademiklink) Ki bunun yanında para, komiklik, yakışıklılık, zeka güç/prestij temsil eden şeylerdir.


Her insanın içinde, Jung'un tabiriyle, animus (eril) ve anima (dişil) enerji bulunur. Jung'a göre bunlar dengede olmalı. Ama yanlış anlama olmasın. Bu denge %50-%50 değil. Daha çok akışkan bir uyum söz konusu. Yani kişi kendini keşfederek animus anima dengesini sağlayıp bütün bir benlik algısına sahip olabilir.

Konuya ekstra olarak:
Bu bakış açısı aslında İslam tasavvuf anlayışında da vardır. Ki şöyle ki, aslında modern batı psikolojisindeki anlayışlar, görüşler, kuramlar İslami psikolojide, yani insanı İslami ilahi boyutta anlamaya çalışan tasavvufçular gibi insanlarca düşünülmüştür. Bu daha çok bir felsefe, tasavvufi görüş iken batı psikoloji bilimi klinik düzeydedir.
Hem modern psikoloji bilimi hem de İslami tasavvufi ve manevi anlayışla daha kapsamlı terapi modelleri geliştirilebilir.
Jung'un anima animus olarak bahsettiği içsel enerjiler, İslami anlayışta celal ve cemal ile benzerlik gösterir.

Asıl konuya gelelim. Animus anima yahut celal cemal dengesi bağlamında, günümüzün değişen sosyolojik yapısına baktığımız zaman kadınların celal yönünün, animus yani eril yönünün arttığı ve bu bağlamda boksör kadınların, kariyer peşinde koşup aile kurmayan veya hamile kalmak istemeyen kadınların çoğaldılğını düşünürsek bu durumla beraber erkeğin o animus, eril enerjisinin pasifleşmesiyle beraber aile dinamikleri olumsuz etkilenmiyor mu, boşanmaların artmasında bu durumun rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle şu bilgilendirmeleri de yapayım.

Bir kadın boksör olabilir, kariyer peşinde olabilir. Hakkıdır. Fakat olaya daha doğacı, bilimsel bakmaya çalışın.

Hamile kalmak istememe durumuna ise şöyle değineyim. Bir kadın hamile kalmazsa hayatında 1 defa bile, meme kanseri, rahim kanseri, kemik sağlığı sorunları gibi hastalıklar yaşama olasılığı daha yüksek oluyor. Yani hamilelikte salgılanan progesteron, vücudun östrojen anlamında bir tür kafa dinlemesini sağlıyor. Hormonal denge sağlanıyor. Yumurtlama kesildiği için yine bir kafa dinleme söz konusu. Ekstra olarak benim kuzenimin bir kisti mi vardı, ya da ne bilim işte bir hastalığı vardı. Tam hatırlamıyorum. Doktor hamile kalınca geçer demiş.

Bu konuda hakkında mantıksal yapıcı yorumlarınızı merak etmekteyim.
 
Her insanın içinde, Jung'un tabiriyle, animus (eril) ve anima (dişil) enerji bulunur. Jung'a göre bunlar dengede olmalı. Ama yanlış anlama olmasın. Bu denge %50-%50 değil. Daha çok akışkan bir uyum söz konusu. Yani kişi kendini keşfederek animus anima dengesini sağlayıp bütün bir benlik algısına sahip olabilir.
Ben herkeste az da olsa gaylık vardir diye boşa söylemiyorum. Kimisi %80 gay iken kimisi %30 gaydır, kimi de %5 gaylik barındırır içinde bir yerlerde.

Doğruluğundan kendimce emin olsam da bunun hakkında bilimsel olarak bilgim yok.
 
Ne kadar doğrudur bilemem ama bence bu olayın en büyük sorunu feministliğin çok yanlış tanıtılması, artık bu hanım ablalarımız bizim onlara ihtiyacımız yok biz kendimize yeteriz demesi yüzünden artmaya başladı ve çocuk meselesinde bu devirde bende çocuk yapmak istemezdim.
 
İnsanların bireyselleşmesi ve bilgi akışının güçlenmesi buna sebep oldu. Çoğunlukla tek yaşamak, birisiyle yaşamaktan daha avantajlı. Tek yaşarsan hayatta kalma ihtimali daha fazla, hayatta kalmayı başarırsan kendine ayırabileceğin kaynak daha fazla. Ev kurmanın, çocuk yapmanın veya birisiyle hayat paylaşmanın faydası yok. Kadın da temel ihtiyacını görebiliyor, o yüzden evlenmenin faydası yok. Gayet doğal.
 
Ben herkeste az da olsa gaylık vardir diye boşa söylemiyorum. Kimisi %80 gay iken kimisi %30 gaydır, kimi de %5 gaylik barındırır içinde bir yerlerde.

Doğruluğundan kendimce emin olsam da bunun hakkında bilimsel olarak bilgim yok.
Bunun doğrudan cinsel yönelim ile ilgisi yok ya. Hani sıfır değil tabii. Herkesin içinde o şeyler içgüdüsel olarak tabii ki var. Freud her insanın biseksüel olduğunu söyler mesela.

Ama buradaki dişil eril enerji, kişilik-benlik enerjisi olarak anlanmalıdır. Yani eril enerjisi yüksek bir kız spora yatkın olabilirken (eril enerjisi dişil enerjisinden daha yüksek demiyorum bu arada, dediğim gibi değişken akışkan bir enerji uyumu söz konusu) dişil enerjisi görünür olan bir erkek mimar, ressam gibi yaratıcılık gerektiren alanlarda başarı yakalayabilir. Hani bu erkek maskülendir ama kişiliğindeki bu enerjiden dolayı yaratıcılığı olabilir.

Ne kadar doğrudur bilemem ama bence bu olayın en büyük sorunu feministliğin çok yanlış tanıtılması, artık bu hanım ablalarımız bizim onlara ihtiyacımız yok biz kendimize yeteriz demesi yüzünden artmaya başladı ve çocuk meselesinde bu devirde bende çocuk yapmak istemezdim.
Zaten feminizm çok büyük sorunlara yol açtı. İlk çıktığında feminizm kadın haklarını savunurken günümüzde, heteroseksüel ilişkilerde, dominantlığı kıza da yükleyebilen bir formda. Bundan dolayı içindeki animusu baskılandığı için erkeğin, ilişkilerde uyumsuzluklar çatışmalar çıkabiliyor.

İnsanların bireyselleşmesi ve bilgi akışının güçlenmesi buna sebep oldu. Çoğunlukla tek yaşamak, birisiyle yaşamaktan daha avantajlı. Tek yaşarsan hayatta kalma ihtimali daha fazla, hayatta kalmayı başarırsan kendine ayırabileceğin kaynak daha fazla. Ev kurmanın, çocuk yapmanın veya birisiyle hayat paylaşmanın faydası yok. Kadın da temel ihtiyacını görebiliyor, o yüzden evlenmenin faydası yok. Gayet doğal.
Bu dediklerin psikolojik ve sosyolojik açıdan yanlış. Daha yararlı falan değil. Aksine patolojiler daha da artar ve toplum ruh sağlığı çöküşe geçer, ki zaten şu çöküşte.
 
İlk insanlara baktığımızda kadın çocuk doğuran yemek yapan evi idare eden rol iken erkek avcılık yapan gelen saldırılara karşı aileyi koruyan roldedir.

Ayrıca bir kadının erkekten hoşlanması, cinsel çekim hissetmesi yakışıklılık, para, komiklik vb. gibi şeylerle açıklansa da temelde "Bu adam beni, çocuğumu ve aileyi koruyabilir mi, neslin devamını sağlayabilir mi?" inancı çalışır. (Akademiklink) Ki bunun yanında para, komiklik, yakışıklılık, zeka güç/prestij temsil eden şeylerdir.

Her insanın içinde, Jung'un tabiriyle, animus (eril) ve anima (dişil) enerji bulunur. Jung'a göre bunlar dengede olmalı. Ama yanlış anlama olmasın. Bu denge %50-%50 değil. Daha çok akışkan bir uyum söz konusu. Yani kişi kendini keşfederek animus anima dengesini sağlayıp bütün bir benlik algısına sahip olabilir.

Konuya ekstra olarak:
Bu bakış açısı aslında İslam tasavvuf anlayışında da vardır. Ki şöyle ki, aslında modern batı psikolojisindeki anlayışlar, görüşler, kuramlar İslam'i psikolojide, yani insanı İslam'i ilahi boyutta anlamaya çalışan tasavvufçular gibi insanlarca düşünülmüştür. Bu daha çok bir felsefe, tasavvufi görüş iken batı psikoloji bilimi klinik düzeydedir.
Hem modern psikoloji bilimi hem de İslam'i tasavvufi ve manevi anlayışla daha kapsamlı terapi modelleri geliştirilebilir.
Jung'un anima animus olarak bahsettiği içsel enerjiler, İslam'i anlayışta celal ve cemal ile benzerlik gösterir.

Asıl konuya gelelim. Animus anima yahut celal cemal dengesi bağlamında, günümüzün değişen sosyolojik yapısına baktığımız zaman kadınların celal yönünün, animus yani eril yönünün arttığı ve bu bağlamda boksör kadınların, kariyer peşinde koşup aile kurmayan veya hamile kalmak istemeyen kadınların çoğaldılğını düşünürsek bu durumla beraber erkeğin o animus, eril enerjisinin pasifleşmesiyle beraber aile dinamikleri olumsuz etkilenmiyor mu, boşanmaların artmasında bu durumun rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle şu bilgilendirmeleri de yapayım.

Bir kadın boksör olabilir, kariyer peşinde olabilir. Hakkıdır. Fakat olaya daha doğacı, bilimsel bakmaya çalışın.

Hamile kalmak istememe durumuna ise şöyle değineyim. Bir kadın hamile kalmazsa hayatında 1 defa bile, meme kanseri, rahim kanseri, kemik sağlığı sorunları gibi hastalıklar yaşama olasılığı daha yüksek oluyor. Yani hamilelikte salgılanan progesteron, vücudun östrojen anlamında bir tür kafa dinlemesini sağlıyor. Hormonal denge sağlanıyor. Yumurtlama kesildiği için yine bir kafa dinleme söz konusu. Ekstra olarak benim kuzenimin bir kisti mi vardı, ya da ne bileyim işte bir hastalığı vardı. Tam hatırlamıyorum. Doktor hamile kalınca geçer demiş.

Bu konuda hakkında mantıksal yapıcı yorumlarınızı merak etmekteyim.

Benim yorumum doğadan farklı şekilde olacaktır. Çünkü, ben eril bir birey olarak istediğim kişi haricen bir kimseyle evlenmek istememekteyim. Mesela, bu düşünce bende böyleyken kadınlar için hallice olmalı. Çünkü, ben bir erkek olarak bu kapsamda bir düşünceye sahipsem hanımlarda bu düşünce kapsamına benden bile kolay ulaşabilirler. Misal, ben kitap okuyan, konuşkan ve dinlemesini bilen bir hanımefendiyle evlenmek ve çocuk yapmak isterim ancak bu durumun olabilmesi için kişinin bulunabilmesi gerekmektedir. Eğer kişi bulunamazsa o zaman işkolik olma eğilimi baş gösterir. Depresyonu en iyi yaptığın şey ile dizginlersin.

Ne kadar doğrudur bilemem ama bence bu olayın en büyük sorunu feministliğin çok yanlış tanıtılması, artık bu hanım ablalarımız bizim onlara ihtiyacımız yok biz kendimize yeteriz demesi yüzünden artmaya başladı ve çocuk meselesinde bu devirde bende çocuk yapmak istemezdim.

Bir erkek olarak bende bu düşünceye benzer bir bakış açısına sahibim.

İnsanların bireyselleşmesi ve bilgi akışının güçlenmesi buna sebep oldu. Çoğunlukla tek yaşamak, birisiyle yaşamaktan daha avantajlı. Tek yaşarsan hayatta kalma ihtimali daha fazla, hayatta kalmayı başarırsan kendine ayırabileceğin kaynak daha fazla. Ev kurmanın, çocuk yapmanın veya birisiyle hayat paylaşmanın faydası yok. Kadın da temel ihtiyacını görebiliyor, o yüzden evlenmenin faydası yok. Gayet doğal.

Kendinle uyumlu birisini bulduysan harika ancak o kapsamda bir hanımefendiyi çok az erkek buldu.

Zaten feminizm çok büyük sorunlara yol açtı. İlk çıktığında feminizm kadın haklarını savunurken günümüzde, heteroseksüel ilişkilerde, dominantlığı kıza da yükleyebilen bir formda. Bundan dolayı içindeki animusu baskılandığı için erkeğin, ilişkilerde uyumsuzluklar çatışmalar çıkabiliyor.

Siyasetçi olacak birisi olarak nüfusun azalmasından kaynaklı yakınmaktayım! :(

Ek: Bu iki tarafında dominant olma sorunu bayağı saçma geliyor. Her iki tarafta eşit olmak için evleniyor ancak ikisi de baskın gelmeye çalışıyor. O zamanda ayrılmalar oluyor.
 
Son düzenleme: