Prof. Dr. Abuzer Kömürcü
Uzman
- Katılım
- 9 Mart 2025
- Mesajlar
- 333
- Çözümler
- 1
- Beğeniler
- 161
Şeriat demek zaman kaybı demek.
Şeriatı tartışarak geçen zamanı başka faydalı şeyler için harcayalım mesela laiklik...
Son düzenleyen: Moderatör:
Şeriat demek zaman kaybı demek.
Laiklik düzgün uygulansa sıkıntı yok hocam başımızla beraber.Şeriat demek zaman kaybı demek.
Şeriatı tartışarak geçen zamanı başka faydalı şeyler için harcayalım mesela laiklik...
Zaten benim bildiğim Osmanlı zamanında da laik atılımlar oldu. Ama laiklik sadece tek başına yeterli olmuyor, yönetim biçimi ve hükümet sistemi çok etkiliyor. Yani dediğim gibi Atatürk'ün attığı hiçbir adım şeriata paralel değil daha çok saltanatı kaldırarak şeriatın önünü kapattı ilk adım olarak. Bunu çocuklar bile bilir.Laiklik düzgün uygulansa sıkıntı yok hocam başımızla beraber.
Ceza kanunu diye bir şey var her zaman katilin yanında maktülün değil. Yukarıdaki mesajlarımı okursan kanunların ne kadar kötü olduğunu anlayacaksın.
“Türkiye’de laiklik ilkesi, 1922’den 1937’ye kadar adım adım gerçekleştirilen düzenlemelerle kabul edildi ve 1937’de devletin bir niteliği olarak anayasadaki yerini aldı. Erken Cumhuriyet döneminde sadece siyasal ve hukuksal düzenin değil, aynı zamanda sosyal hayatın laikleştirilmesi hedeflendi. Bu nedenle din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıyla yetinilmeyerek, bu ayrılığın devlet kontrolü altına alınması şeklinde katı bir laiklik anlayışı benimsendi. Cumhuriyet’in hukukta ve siyasette laikleşme hedefi gerçekleşti, fakat toplum genelinde aynı başarı sağlanamadı; laiklik, toplumun her kesiminde karşılık bulamadı. 1945’e kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nin uyguladığı sıkı laiklik politikası, bu tarihten itibaren çeşitli iç ve dış etkenlere bağlı olarak çok partili sisteme geçilmesiyle yumuşamaya başladı. Çünkü yeni siyasi partilerin kurulmasıyla, laiklik karşıtlarının eleştirileri ve talepleri dile getirilmeye başlandı ve partiler arasındaki rekabet nedeniyle, Atatürkçü laiklik anlayışından uzaklaşan düzenlemeler gerçekleştirildi. Demokrat Parti’nin iktidara geldiği 1950’den itibaren bu uzaklaşma daha bariz bir biçimde görüldü. Parti Programı’nda laikliği tanımlayan ve Hükümet Programı’nda din ve devlet işlerinin ayrılığının önemine vurgu yapan Demokrat Parti, iktidarda bulunduğu yıllarda bir yandan Atatürk ve laiklik karşıtlarına karşı tavır sergilerken, öte yandan laikliği farklı yorumlayarak, laiklik ilkesiyle açıklanamayan düzenlemeleri de gerçekleştirdi. Bu dönemde, parti içinden ve dışından Atatürkçü laiklik anlayışını ve uygulamalarını hedef alan ve zaman zaman hakaret boyutuna varan düşünce beyanlarının artmasına da göz yumuldu. Demokrat Parti iktidarının eski gücünü ve desteğini yitirmeye başladığı son dönemlerinde de din yine siyasete alet edilerek ve laiklik ilkesi hırpalanarak yandaş kazanılmaya çalışıldı.”
Laiklik= Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. AKP denen siyasal İslamcılar gelene kadar da laik hukuk devleti özelliğimizi koruyorduk.Laiklik düzgün uygulansa sıkıntı yok hocam başımızla beraber.
Şu kaynak yerine İmparatorluk veya Atatürk Türkiyesi'ndeki güvenilir kaynaklardan alıntı yap.“Türkiye’de laiklik ilkesi, 1922’den 1937’ye kadar adım adım gerçekleştirilen düzenlemelerle kabul edildi ve 1937’de devletin bir niteliği olarak anayasadaki yerini aldı. Erken Cumhuriyet döneminde sadece siyasal ve hukuksal düzenin değil, aynı zamanda sosyal hayatın laikleştirilmesi hedeflendi. Bu nedenle din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıyla yetinilmeyerek, bu ayrılığın devlet kontrolü altına alınması şeklinde katı bir laiklik anlayışı benimsendi. Cumhuriyet’in hukukta ve siyasette laikleşme hedefi gerçekleşti, fakat toplum genelinde aynı başarı sağlanamadı; laiklik, toplumun her kesiminde karşılık bulamadı. 1945’e kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nin uyguladığı sıkı laiklik politikası, bu tarihten itibaren çeşitli iç ve dış etkenlere bağlı olarak çok partili sisteme geçilmesiyle yumuşamaya başladı. Çünkü yeni siyasi partilerin kurulmasıyla, laiklik karşıtlarının eleştirileri ve talepleri dile getirilmeye başlandı ve partiler arasındaki rekabet nedeniyle, Atatürkçü laiklik anlayışından uzaklaşan düzenlemeler gerçekleştirildi. Demokrat Parti’nin iktidara geldiği 1950’den itibaren bu uzaklaşma daha bariz bir biçimde görüldü. Parti Programı’nda laikliği tanımlayan ve Hükümet Programı’nda din ve devlet işlerinin ayrılığının önemine vurgu yapan Demokrat Parti, iktidarda bulunduğu yıllarda bir yandan Atatürk ve laiklik karşıtlarına karşı tavır sergilerken, öte yandan laikliği farklı yorumlayarak, laiklik ilkesiyle açıklanamayan düzenlemeleri de gerçekleştirdi. Bu dönemde, parti içinden ve dışından Atatürkçü laiklik anlayışını ve uygulamalarını hedef alan ve zaman zaman hakaret boyutuna varan düşünce beyanlarının artmasına da göz yumuldu. Demokrat Parti iktidarının eski gücünü ve desteğini yitirmeye başladığı son dönemlerinde de din yine siyasete alet edilerek ve laiklik ilkesi hırpalanarak yandaş kazanılmaya çalışıldı.”
Laikimsi atılımlar desek daha doğru, halifelik kalkmadıkça laiklik gelemez.Zaten benim bildiğim Osmanlı zamanında da laik atılımlar oldu. Ama laiklik sadece tek başına yeterli olmuyor, yönetim biçimi ve hükümet sistemi çok etkiliyor. Yani dediğim gibi Atatürk'ün attığı hiçbir adım şeriata paralel değil daha çok saltanatı kaldırarak şeriatın önünü kapattı ilk adım olarak. Bunu çocuklar bile bilir.
Türkiye'de laiklik, Osmanlı İmparatorluğu zamanında yargı ve devlet yönetiminde kısmen kendini göstermeye başlamış, Cumhuriyet Devrimi ile anayasanın temel unsurlarından biri haline gelmiş, din ve siyasetin birbirine karışmaması ilkesidir. Laiklik terimi Fransızcadaki karşılığı Laïcité kelimesinden Türkçeye uyarlanmıştır.Laiklik= Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. AKP denen siyasal İslamcılar gelene kadar da laik hukuk devleti özelliğimizi koruyorduk.
Şu kaynak yerine İmparatorluk veya Atatürk Türkiyesi'ndeki güvenilir kaynaklardan alıntı yap.
Laikimsi atılımlar desek daha doğru, halifelik kalkmadıkça laiklik gelemez.