Aileler tecrübesizlikten dolayı ilk evlatlarına karşı aşırı tutumlu olurlar. Onu kısıtlar, yapmak istediğini kolay kolay yapmazlar. Çocuğun kendi yolunu çizmesine karşı çıkıp kendi istedikleri yolu tercih etmelerini isterler. Evin en küçük evladını ise aşırı serbest bırakırlar, istediği yolu tercih etmesine izin verirler. İstediklerini kızmadan, tartışmadan yaparlar. Bundan dolayı evin en büyük çocuğu özgüvensiz olurken, en küçük çocuk genellikle aşırı özgüvenli olur. Ama aralarındaki en önemli fark en büyük çocuk kendi ayakları üstünde durmasını bilirken, en küçük çocuk ailesine ayak bağı olmaya başlar. Bir diğeri ise ailenin en büyük çocuğu ailesine karşı sorumluluk hissederken, en küçük çocuk böyle hissetmez. Çünkü en küçük çocuk, ailesinin ona her durumda destek olacağını, hatalarını telafi edeceğini ve sorumluluklarını paylaşacağını düşünerek büyür. Bu da onun hayata karşı daha rahat, bazen de umursamaz bir tavır geliştirmesine yol açar. Oysa en büyük çocuk, aile içinde üstlendiği rol nedeniyle daha erken olgunlaşmak zorunda kalır; zorluklarla kendi başına mücadele etmeyi öğrenir. Bu durum zamanla kardeşler arasında karakter farklılıklarının belirginleşmesine sebep olur. En büyük çocuk, disiplinli, temkinli ve planlı bir yapıya bürünürken; en küçük çocuk daha spontane, özgür ve bazen de sorumsuz biri haline gelebilir. Elbette her ailede bu tablo birebir aynı şekilde oluşmaz; ancak çoğu ailede bu durum yaşanıyor maalesef.