Andar Han

Üstün
Katılım
30 Mart 2024
Mesajlar
1.184
Makaleler
4
Çözümler
9
Beğeniler
2.343
İnsanın günlük hayattaki eylemlerinin nedenlerini örtbas etmek için öne sürdüğü "vicdanım rahat" cümlesinin anlamları ve etkileri üzerine düşündüğünüzde; hiçbir şey bulamayıp, kişiselliğe gömülebilirsiniz ki normaldir. Çünkü insan kendini korumaya yatkındır. Her zaman ifade ettiğim gibi bir ortaklık söz konusu olduğu vakit, bu ortaklık "vicdan" denileni kişisellikten kurtarmayla oluşabilecek gibi gözükmektedir. Bu minvalde eldeki bakışları süzgeçten geçirmek elzemdir;

Rousseau der ki; "vicdan" doğuştan gelir, doğal iyiliğe ve erdeme yönlendirmelidir. Vicdan, doğru yasalar ve bunların akılla birleşmesi ile desteklenmelidir.

Kant; "vicdan"ı saf aklın bir parçası olarak ifade eder ve pratik aklın denetlenmesi konusunda iş gördüğünü söyler. Ödev bilinci ile ilişkilidir.

"Öyle bir eylemde bulun ki, eyleminin ilkesi herkes için geçerli evrensel bir yasa olabilsin."

Nietzsche ise mevzuyu ikiye ayırır. "İyi vicdan" ve "kötü vicdan".

"Kötü vicdan" insanın doğuştan gelen hayvani içgüdülerinin toplumsal barış uğruna törpülenmesini sağlayan mekanizma olarak görür.

Horkheimer ise modern toplumda; aklın bir araç olduğunu ve insanların neyin iyi, neyin doğru olduğunu düşünmek yerine, sonuca ulaşmayı öncelediğini ifade eder ki bu durumda vicdan manasızdır zaten.

Bunlar üzerine çok da söylenecek bir şey yok gibi. Koca koca adamlar, bir sürü şey yazmışlar ama vicdan hâlâ anlamsız ve kişiye tâbi ve bu kişisellik yüzünden biz tekrara sıkıştık lakin, okumalar taraftarlığın ötesine geçemiyor.
 
Nietzsche ise mevzuyu ikiye ayırır. "İyi vicdan" ve "kötü vicdan".

Nietzsche'in vicdan anlayışı, insana verdiği tanımda saklıdır. Ona göre insan, "söz verebilen bir hayvan" olarak tanımlıdır. Söz verdikten sonra bu sözü tutabilen bir insanın gururuna "vicdan" adını verir.

Bahsettiğin "kötü vicdan", aslında "kara vicdan" olarak tanımlıdır. Kara vicdan, Nietzsche'ye göre tarihsel olarak ortaya çıkar. Eski insanların borç-alacak ilişkisini baz alarak, o insanların atalarına karşı borçlu olduklarını hatırlatır. Çünkü o insanlar varlıklarının sebebini atalarına borçludur ve bundan minnet duyarlar.

Eski kültürlerde bunlara paralel olarak atalara minnet duydukları için "borç" ödemesi olarak onlar için ayinler yapılır, kurbanlar sunularak minnet borçlarını öderler. Tarihte ileri gidildikçe de ataların yerini Tanrı kavramı almıştır, borçlu olunan varlık artık Tanrı olmuştur.

Ancak Hristiyanlık ile beraber işler çıkmaza girer. Çünkü Hristiyanlık, Tanrı'nın kendisini insanlar için feda etmesi (İsa'nın meşhur pozu) ile kendisine borç ödenemez hale gelmiştir. Bu sebepten de tam tersi olarak her insanın kendini günahkar hissettiği bir ortama geçilmiştir. İşte Nietzsche, bu sebepten sapkınlığı "kara vicdan" olarak tanımlar.

Köle ahlakı tanımında ise, köle ahlakına sahip bir birey önce kendisine düşmanlar yaratır. Kendisinden farklı olan herkes ona göre düşmandır ("ben" konusuna gönderme). Düşman olanlar ona göre kötü insanlardır ve kendisini kötü insanların karşısında gördüğü için, kendisini iyi bir insan zannetme yanılgısına düşer. Başka insanları düşman olarak görürken, kendi acısına bahane bulmak için kendisi ile barışık insanları sorumlu tutar ve onlara karşı kin besler.

Nietzche son olarak, köle ahlakına sahip birisinin "kara vicdan" sahibi olduğunu savunur. Bunu temellendirmek için Hristiyanlıktaki rahipleri kullanır. Ona göre köle ahlakına sahip bir birey acı çekmesinin sebebini arar, asıl acı çekmesini sağlayan kaynağı belli olan değil, kaynağı belli olmayan acılardır. Rahip, bu acının sebebini arayan köle ahlaklı bireye, acı çekmesinin sebebinin günahkar olduğunu söyleyerek ona acı çekmesine bir sebep verir ve köle ahlaklı bireyin manevi bir rahatlama yaşamasını sağlar. Köle ahlaklı birey, bu şekilde "kara vicdan" sahibi birisine dönüşmüştür. Çünkü rahip sayesinde artık o, günahkar olduğunu düşünmektedir. Rahibin asıl hegemonyası da kendisine kara vicdan ordusu yaratmasında yatmaktadır.

Kant; "vicdan"ı saf aklın bir parçası olarak ifade eder ve pratik aklın denetlenmesi konusunda iş gördüğünü söyler. Ödev bilinci ile ilişkilidir.

Bir dahakine de bunun hakkında yazarım, bu cidden bitmeyecek.
 
Rahip, bu acının sebebini arayan köle ahlaklı bireye, acı çekmesinin sebebinin günahkar olduğunu söyleyerek ona acı çekmesine bir sebep verir ve köle ahlaklı bireyin manevi bir rahatlama yaşamasını sağlar.

Rahibin anlamları gerçek olur. Köle de sahibini rahipte arar. Güzel çıkmaz aslında.

Buna zıt bir taraf tahayyül edilse bile çoğunlukla bu seçilir sanırım. İçsel rahatlama ihtiyacı diye isimlendirip, üzerine destekleyici nutuklar da çekilebilir.

Diğer taraftan hâlin meali tâbii.
 
Rahibin anlamları gerçek olur. Köle de sahibini rahipte arar. Güzel çıkmaz aslında.

Buna zıt bir taraf tahayyül edilse bile çoğunlukla bu seçilir sanırım. İçsel rahatlama ihtiyacı diye isimlendirip, üzerine destekleyici nutuklar da çekilebilir.

Diğer taraftan hâlin meali tâbii.

Bu delikanlıları anlamak epey güç. Dilim döndüğünce bahsetmeye çalışıyorum ama anlam kesinlikle bir yerlerde kayboluyor. Kant'a falan bilerek girmedim hiç. Ona girseydim abartmıyorum 4-5 sayfalık yazı çıkardı.

Türkçe kaynak okuyorum, bir noktada terminolojiyi kavrasam bile yorumlamaya çalışırken zorlanıyorum. İngilizce okuyayım diyorum yine aynısı oluyor. Bahsettiğim şeyleri ve daha da detayını merak edersen burada:


Misal "sovereign individual" kavramına hiç girmedim. Bunların daha rahat anlaşılabilmesi için egemen bireyin kim olduğunun anlaşılması gerekir.
 
Bu delikanlıları anlamak epey güç. Dilim döndüğünce bahsetmeye çalışıyorum ama anlam kesinlikle bir yerlerde kayboluyor. Kant'a falan bilerek girmedim hiç. Ona girseydim abartmıyorum 4-5 sayfalık yazı çıkardı.

Türkçe kaynak okuyorum, bir noktada terminolojiyi kavrasam bile yorumlamaya çalışırken zorlanıyorum. İngilizce okuyayım diyorum yine aynısı oluyor. Bahsettiğim şeyleri ve daha da detayını merak edersen burada:


Misal "sovereign individual" kavramına hiç girmedim. Bunların daha rahat anlaşılabilmesi için egemen bireyin kim olduğunun anlaşılması gerekir.

Yani ben de kara vicdanlılardan biriyim sonuçta. Ögrendiğim ölçüde, öğrendiğim kadar; kendimce ya da benim yakın bulduklarımca bakmaya elverişliyim. Insanın hâli pür meâli zaten bu değil mi?

Hep bir üstünün lazım olması sorunu cepte yalnız. Onu çözemiyoruz ve anlatılanlar da boşa gidiyor.

Hayat, kocaman kitapları okumaya elverişli değil artık, daha kısa ve öz olmak lazım galiba. Tiktokvari ama esas yönünden hallice.
 
Son düzenleme:
Yani ben de kara vicdanlılardan biriyim sonuçta. Ögrendiğim ölçüde, öğrendiğim kadar; kendimce ya da benim yakın bulduklarımca bakmaya elverişliyim. Insanın hâli pür meâli zaten bu değil mi?

Öyleyim, öyleyiz. Ancak burada bir fark var.

Yıkımların en büyüğü, karşındakini anlamadan yapılamaz. Bir de diğer kategori var ki, "ben" konusundaki imparatorluklara gönderme yapsam anlaşılır sanırım.

Hayat, kocaman kitapları okumaya elverişli değil artık, daha kısa ve öz olmak lazım galiba. Tiktokvari ama esas yönünden hallice.

Bunun da tam olarak bir yolu kanımca yok. Bilgiyi elde ederken her nasıl keyif alıyorsan ona göre al. Bilgiyi almak da değil, sentez kısmı asıl önemli olan.

Yine koşulculuğa bağlarsak, bu konuda konuştuğumuz "vicdan nedir?" sorusuna cevap aramak yerine, "vicdanın ne olduğuna dair sahip olduğumuz koşullar nelerdir?" sorusu dikkate değer.

Biz burada sabaha kadar vicdanın ne olduğunu tartışsak bile, o bilgiye sahip olmak için gerekli koşulların ne olduğunu da tartışmamız gerekir. "Beynin algılamasını mümkün kılan nedir?" bugün bilimin bir alanı. Kant bu soruyu 250 yıl önce sormuştu öyle düşün.

Sözün özü, öğrenirken nasıl tatmin oluyorsan öyle öğren. Tek önerim aşırı basite kaçmaman olur. Pek çok araştırma göstermiştir ki, beyin kullanılmadıkça veya hazıra alıştıkça fiziksel olarak büzüşür.

Her şeyin aşırı hızlı olduğu, gündemlerin saliselik değiştiği, doğru bilgiyi yanlıştan ayırmanın güç olduğu şu dönemlerde beyni yormak, gerekirse bazen kocaman kitapları okumak, kendimize yapacağımız güzel bir iyilik olabilir.

Okurken notlar almak, kitabı karalamak, içsel olarak anlatılanı düşünmek, anlaşılamayan yeri sorup karşılıklı istişare etmek de koruma kalkanının en önemli parçalarıdır.
 
Biz burada sabaha kadar vicdanın ne olduğunu tartışsak bile, o bilgiye sahip olmak için gerekli koşulların ne olduğunu da tartışmamız gerekir.

Aslında en üstte konunun temeli de buydu. Ben doğru ifade edemedim ya da siz görmek istediğiniz şekilde gördünüz de ne fark eder? 3000 yıllık (burada kaynak olarak sallama kabiliyetimi kullanıyorum) tartışma var ortada ve vicdan hâlâ kişiye has. O kadar kitap yazılmış ve söz söylenmiş.

kocaman kitapları okumak, kendimize yapacağımız güzel bir iyilik olabilir.

Okumuyor, düşünmüyor, değerlendirmiyor; bundan nasıl kurtulup da O'na tesir edeceğiz?

Af buyrun, etkisi uzayda olanın bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Bize daha basitler lazım. Avamın diline ve derdine hakim olmak, çozümü de ona açıklayabilen olmak. Ya da değil, neticede bir kulaçtan fazlasına tesir edemeyiz. Etkimiz de yaptığımızla ilişkili ki bu bireyselliği bozmanîn ayaklarından biri.
 
Son düzenleme:
Aslında en üstte konunun temeli de buydu. Ben doğru ifade edemedim ya da siz görmek istediğiniz şekilde gördünüz de ne fark eder? 3000 yıllık tartışma var ortada ve vicdan hâlâ kişiye has.

Cümleni gördüm ama bana kalırsa vurgu eksik kalmış. Şöyle başlamışsın:

"Her zaman ifade ettiğim gibi bir ortaklık söz konusu olduğu vakit, bu ortaklık "vicdan" denileni kişisellikten kurtarmayla oluşabilecek gibi gözükmektedir. Bu minvalde eldeki bakışları süzgeçten geçirmek elzemdir;".

Girişte bundan bahsetmişsin ve ben de bakış açılarını öğrenmek için yazının devamını okudum, sonra en son paragrafını okudum ama asıl odaklandığım kısım bakış açılarının kendileriydi, ilgimi çeken kısım o oldu. Çünkü bunları okuyup, anlayıp cevap yazması bile epey sürdü.

Son paragrafta da bir ortaklığa varılamadığından bahsetmişsin ama okuyucu oraya gelene kadar Kant, Rousseou ve Nietzsche'nin detaycılığında çoktan kayboldu zaten. Bence "ortaklığa varılamadı" kısmını girişte vurgulamalıydın, ardından sonuç kısmında da bu şekilde devam etmeliydin. Belki de ben saçmalıyorum, bilmiyorum.

Af buyrun, etkisi uzayda olanın bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Bize daha basitler lazım. Avamın diline ve derdine hakim olmak, çozümü de ona açıklayabilen olmak. Ya da değil, neticede bir kulaçtan fazlasına tesir edemeyiz.

Benim böyle bir amacım pek yok. Daha doğrusu "çözüm açıklayabilen" olmak gibi bir amacım yok. Karmaşık şeyleri okuyup öğrensem de, okuyucu için olabildiğince sadeleştirmeye özen gösteririm (Hegel örneğindeki yaptığım ek açıklama gibi). Yani okuduklarımın etkisi uzayda kalmasın.