Z kuşağının sorunlarından "gerçek hayata girişte sıkıntılar". Çalışmak zorundasın yoksa ileride hiçbir şeye sahip olamazsın, buna aile de dahil. Ailen olsa bile otorite karın olacaktır.
Detaylar
Kim cevapladı?creazy
Başarılı
- Katılım
- 13 Şubat 2025
- Mesajlar
- 1.202
- Çözümler
- 2
- Beğeniler
- 978
Bu başlıkta yazılan yorumların büyük kısmını okuduğumda temel bir sorun fark ediyorum. Konu sürekli "çalışmak ile çalışmamak" gibi fazlasıyla yüzeysel bir yere çekiliyor. Oysa burada tartışılan şey eylemin kendisi değil, bugün çalışmanın ne getirdiği, ne götürdüğü ve insana gerçekten bir gelecek sunup sunmadığıdır. İnsanlar sanki "hiç çalışmayalım, sonsuza kadar evde yatalım" diyormuş gibi bir hava yaratılıyor. Bu hem gerçeği yansıtmıyor hem de bilinçli bir çarpıtma.
Ben öğrenci olup aynı zamanda çalışan biriyim. Asgari ücretle çalışıyorum ve maaş yattığında "oh kazandım" dediğim bir an bile yok. Maaş yatar yatmaz faturalar, ulaşım masrafı ve temel ihtiyaçlar derken para birkaç gün içinde eriyor. Ay sonunda elimde kalan koca bir sıfır. Birikim yok, yatırım yok, "kendime bir şey alayım" lüksü yok. Yani çalışmak benim hayatımda bir "ilerleme" değil, sadece "ayakta kalma" anlamına geliyor. Bu durumda birinin çıkıp "çalışmazsan ayda 30 ila 40 bin TL zarar edersin" demesi tamamen hayali bir matematik. Ben o parayı zaten kazanmıyorum ki kaybını yazabilelim. Zarar, elde olmayan bir şey üzerinden hesaplanamaz.
Evde kalmanın maliyeti olduğu doğru, kimse ailesine yük olmayı savunmuyor. Ancak dışarıda çalışmanın maliyeti çoğu zaman göz ardı ediliyor. Yol parası, yemek, kıyafet, zaman, enerji ve psikolojik yıpranma. Ay sonunda yine sıfırlanıyorsan, sadece "çalışıyor" olmak kimseyi otomatik olarak haklı veya başarılı kılmaz.
"Evde kalanlar boş boş yatıyor" söylemi ise en kolaycı ve en adaletsiz yaklaşımlardan biri. Evde kalmak, mezuna kalmak, dil öğrenmek, farklı bir yol planlamak, psikolojisini toparlamak ya da kötü şartlara bilinçli olarak girmemek olabilir. Mezuna kalmanın veya bir yıl beklemenin hayattan kaçış olduğu iddiası gerçeği yansıtmıyor. Hayattan kaçmakla, yanlış bir yola girmemek aynı şey değildir. Bugün birçok genç, sadece "bir yere girmiş olmak" için girilen bölüm ve işlerin insanı yıllarca yerinde saydırdığını gördüğü için temkinli davranıyor. Eskiden yanlış bir tercih yapıp yine de hayat kurulabiliyordu, bugün bu lüksümüz yok. İnsanlar durup düşünüyorsa bu korkaklık değil, gerçekçiliktir.
"Erken başlarsan tolere edilirsin, geç kalırsan ezilirsin" argümanı da her zaman işlemiyor. Evet, deneyim önemlidir ama yanlış yerde kazanılan deneyim insanı ileri değil geri götürebilir. Erken yaşta kötü şartlara alışmak tahammül becerisi değil, bazen sömürüye bağışıklık kazanmaktır. Erken yaşta iş hayatına atılmış biri olarak söylüyorum, yaş küçüklüğü her zaman avantaj değil, çoğu zaman dezavantaj olarak kullanılıyor.
"Ben de zorlandım, anksiyeteliydim ama adapte oldum." Buna saygım var ama bu herkes için geçerli bir formül değil. Psikoloji bir yarış değildir. Herkes aynı dayanıklılığa ve aynı iş ortamına sahip değil. Ayrıca adapte olmak her zaman sağlıklı bir şey de değildir. Bazen insan adapte olur ama içten içe tükenir. Kendi bireysel dayanıklılığını evrensel bir kural gibi sunmak empati değil, üstten bakmaktır.
Z kuşağına sürekli "şımarık", "gerçek hayata giremiyor" denmesi de artık klişe haline geldi. Gerçek hayat dediğiniz şey 10 ila 12 saat çalışıp ay sonunda hiçbir şeye sahip olamamaksa, burada sorgulanan şey tembellik değil, sistemdir. Çalışıyorum ama karşılığında ne alıyorum? Ev mi, araba mı, güvence mi? Yoksa sadece bir sonraki aya kadar hayatta kalma bileti mi? Çalıştığım halde "ilerliyorum" diyemiyorsam, bu benim kişisel eksikliğim değildir.
"Ailen yaşlanınca ne yapacaksın?" sorusu sıkça soruluyor. İşte tam da bu yüzden insanlar plansızca her işe atlamıyor. Ailesine gerçekten destek olabilmek için sadece bugün para kazanmak yetmez, yarın da ayakta kalabilecek sürdürülebilir bir yol gerekir. Bugünü kurtarıp yarını yakmak akılcılık değildir. Gençlerin uzun vadeyi düşünmesi sorumsuzluk değil, aksine sorumluluk göstergesidir. "10 yıl sonra ne yapacaksın?" sorusu mantıklı gelse de, hayatın doğrusal ilerlemediği bir çağda kimseye "şu işi yaparsan 10 yıl sonra şuradasın" garantisi verilemiyor.
Mesele çalışmak değil, çalışmanın artık gençler için bir gelecek vaadi sunmamasıdır. Kimse "ailem bana 50 yaşıma kadar baksın" demiyor. Savunulan şey, gençlerin yaşadığı ekonomik ve psikolojik gerçeklerin görmezden gelinmeden konuşulmasıdır. İnsanlar çalışmaktan değil, karşılıksız çalışmaktan yoruldu. Bu itirazı yapanları "tembel" ilan etmek yerine anlamaya çalışmak gerekir. Çalışmak kutsaldır ama emeğin karşılığını istemek de en doğal haktır.
Ben öğrenci olup aynı zamanda çalışan biriyim. Asgari ücretle çalışıyorum ve maaş yattığında "oh kazandım" dediğim bir an bile yok. Maaş yatar yatmaz faturalar, ulaşım masrafı ve temel ihtiyaçlar derken para birkaç gün içinde eriyor. Ay sonunda elimde kalan koca bir sıfır. Birikim yok, yatırım yok, "kendime bir şey alayım" lüksü yok. Yani çalışmak benim hayatımda bir "ilerleme" değil, sadece "ayakta kalma" anlamına geliyor. Bu durumda birinin çıkıp "çalışmazsan ayda 30 ila 40 bin TL zarar edersin" demesi tamamen hayali bir matematik. Ben o parayı zaten kazanmıyorum ki kaybını yazabilelim. Zarar, elde olmayan bir şey üzerinden hesaplanamaz.
Evde kalmanın maliyeti olduğu doğru, kimse ailesine yük olmayı savunmuyor. Ancak dışarıda çalışmanın maliyeti çoğu zaman göz ardı ediliyor. Yol parası, yemek, kıyafet, zaman, enerji ve psikolojik yıpranma. Ay sonunda yine sıfırlanıyorsan, sadece "çalışıyor" olmak kimseyi otomatik olarak haklı veya başarılı kılmaz.
"Evde kalanlar boş boş yatıyor" söylemi ise en kolaycı ve en adaletsiz yaklaşımlardan biri. Evde kalmak, mezuna kalmak, dil öğrenmek, farklı bir yol planlamak, psikolojisini toparlamak ya da kötü şartlara bilinçli olarak girmemek olabilir. Mezuna kalmanın veya bir yıl beklemenin hayattan kaçış olduğu iddiası gerçeği yansıtmıyor. Hayattan kaçmakla, yanlış bir yola girmemek aynı şey değildir. Bugün birçok genç, sadece "bir yere girmiş olmak" için girilen bölüm ve işlerin insanı yıllarca yerinde saydırdığını gördüğü için temkinli davranıyor. Eskiden yanlış bir tercih yapıp yine de hayat kurulabiliyordu, bugün bu lüksümüz yok. İnsanlar durup düşünüyorsa bu korkaklık değil, gerçekçiliktir.
"Erken başlarsan tolere edilirsin, geç kalırsan ezilirsin" argümanı da her zaman işlemiyor. Evet, deneyim önemlidir ama yanlış yerde kazanılan deneyim insanı ileri değil geri götürebilir. Erken yaşta kötü şartlara alışmak tahammül becerisi değil, bazen sömürüye bağışıklık kazanmaktır. Erken yaşta iş hayatına atılmış biri olarak söylüyorum, yaş küçüklüğü her zaman avantaj değil, çoğu zaman dezavantaj olarak kullanılıyor.
"Ben de zorlandım, anksiyeteliydim ama adapte oldum." Buna saygım var ama bu herkes için geçerli bir formül değil. Psikoloji bir yarış değildir. Herkes aynı dayanıklılığa ve aynı iş ortamına sahip değil. Ayrıca adapte olmak her zaman sağlıklı bir şey de değildir. Bazen insan adapte olur ama içten içe tükenir. Kendi bireysel dayanıklılığını evrensel bir kural gibi sunmak empati değil, üstten bakmaktır.
Z kuşağına sürekli "şımarık", "gerçek hayata giremiyor" denmesi de artık klişe haline geldi. Gerçek hayat dediğiniz şey 10 ila 12 saat çalışıp ay sonunda hiçbir şeye sahip olamamaksa, burada sorgulanan şey tembellik değil, sistemdir. Çalışıyorum ama karşılığında ne alıyorum? Ev mi, araba mı, güvence mi? Yoksa sadece bir sonraki aya kadar hayatta kalma bileti mi? Çalıştığım halde "ilerliyorum" diyemiyorsam, bu benim kişisel eksikliğim değildir.
"Ailen yaşlanınca ne yapacaksın?" sorusu sıkça soruluyor. İşte tam da bu yüzden insanlar plansızca her işe atlamıyor. Ailesine gerçekten destek olabilmek için sadece bugün para kazanmak yetmez, yarın da ayakta kalabilecek sürdürülebilir bir yol gerekir. Bugünü kurtarıp yarını yakmak akılcılık değildir. Gençlerin uzun vadeyi düşünmesi sorumsuzluk değil, aksine sorumluluk göstergesidir. "10 yıl sonra ne yapacaksın?" sorusu mantıklı gelse de, hayatın doğrusal ilerlemediği bir çağda kimseye "şu işi yaparsan 10 yıl sonra şuradasın" garantisi verilemiyor.
Mesele çalışmak değil, çalışmanın artık gençler için bir gelecek vaadi sunmamasıdır. Kimse "ailem bana 50 yaşıma kadar baksın" demiyor. Savunulan şey, gençlerin yaşadığı ekonomik ve psikolojik gerçeklerin görmezden gelinmeden konuşulmasıdır. İnsanlar çalışmaktan değil, karşılıksız çalışmaktan yoruldu. Bu itirazı yapanları "tembel" ilan etmek yerine anlamaya çalışmak gerekir. Çalışmak kutsaldır ama emeğin karşılığını istemek de en doğal haktır.
5
5124
Ziyaretçi
İş bulmak çok kolay bir şey olmuş olsa aileler çocuklarını illaki bir işte çalışmasını zorlarlar. Ben bir iş bulmak için 5 ay mücadele ettim. Türkiye'nin en büyük sorunu zaten iş bulamamak, bazı aileler bunun farkında değil maalesef. Hani sana derler "çok kolay iş bulursun seni hemen havada kaparlar" derler ama öyle değil. Bu devirde çok sağlam üniversitede çok sağlam bir bölüm oku, mastır yap gene işsiz kalabiliyorsun. Yani iş bulmayı özellikle şu devirde çok kolay sanıyorlar. Ben 5 ay evde durdum, ailem bana bir şey demedi veya zorlamadı neden? Çünkü deli gibi iş görüşmelerine gidiyorum, deli gibi iş arıyordum. Bazı şeyler ile mücadele etmekte fayda var, tabii ki bu yaşınızda çalışacaksınız, sonuç olarak aileniz sizin kötülüğünüzü istemiyor.
Bu yorumuna ek bir cevap bırakmak isterim; şahsen bu dediğiniz çok doğru. Benim bu yeni nesillerden özellikle çok karşılaştığım bir durum. Bizim iş yerinde bir tane çocuk var daha 20 yaşında, iş hayatına daha alışmamış, daha kendini geliştirmemiş, iş yerine elinde sürekli telefon, sürekli molaya çıkmalar, sürekli elinde sigara veya çay içerken görüyorum. Ben 1995 doğumlu olarak birçok şey yaşadım bu zamana kadar, yeri geldi zorluk yaşadım, bak 1999 depremini yaşadım en kötüsüde bu. Ben o zaman depremin ne olduğunu bilmiyordum. Birçok şey yaşadım, yeni nesiller bu zamanda fazlasıyla rahat. Yeni nesile şimdi örnek veriyorum sen 17 18 yaşında ki çocuğa 1999 depremi nerede yaşandı, diye sorsan bunu bilmez, neden? Çünkü bunları yaşamadı. Yani klişe haline değil, aslında genel olarak böyle yeni nesillerde özellikle bir rahatlık, dediğiniz gibi aşırı derecede şımarıklık var.
Z kuşağına sürekli "şımarık", "gerçek hayata giremiyor" denmesi de artık klişe haline geldi.
Bu yorumuna ek bir cevap bırakmak isterim; şahsen bu dediğiniz çok doğru. Benim bu yeni nesillerden özellikle çok karşılaştığım bir durum. Bizim iş yerinde bir tane çocuk var daha 20 yaşında, iş hayatına daha alışmamış, daha kendini geliştirmemiş, iş yerine elinde sürekli telefon, sürekli molaya çıkmalar, sürekli elinde sigara veya çay içerken görüyorum. Ben 1995 doğumlu olarak birçok şey yaşadım bu zamana kadar, yeri geldi zorluk yaşadım, bak 1999 depremini yaşadım en kötüsüde bu. Ben o zaman depremin ne olduğunu bilmiyordum. Birçok şey yaşadım, yeni nesiller bu zamanda fazlasıyla rahat. Yeni nesile şimdi örnek veriyorum sen 17 18 yaşında ki çocuğa 1999 depremi nerede yaşandı, diye sorsan bunu bilmez, neden? Çünkü bunları yaşamadı. Yani klişe haline değil, aslında genel olarak böyle yeni nesillerde özellikle bir rahatlık, dediğiniz gibi aşırı derecede şımarıklık var.
creazy
Başarılı
- Katılım
- 13 Şubat 2025
- Mesajlar
- 1.202
- Çözümler
- 2
- Beğeniler
- 978
İş bulmak çok kolay bir şey olmuş olsa aileler çocuklarını illaki bir işte çalışmasını zorlarlar. Ben bir iş bulmak için 5 ay mücadele ettim. Türkiye'nin en büyük sorunu zaten iş bulamamak, bazı aileler bunun farkında değil maalesef. Hani sana derler "çok kolay iş bulursun seni hemen havada kaparlar" derler ama öyle değil. Bu devirde çok sağlam üniversitede çok sağlam bir bölüm oku, mastır yap gene işsiz kalabiliyorsun. Yani iş bulmayı özellikle şu devirde çok kolay sanıyorlar. Ben 5 ay evde durdum, ailem bana bir şey demedi veya zorlamadı neden? Çünkü deli gibi iş görüşmelerine gidiyorum, deli gibi iş arıyordum. Bazı şeyler ile mücadele etmekte fayda var, tabii ki bu yaşınızda çalışacaksınız, sonuç olarak aileniz sizin kötülüğünüzü istemiyor.
Bu yorumuna ek bir cevap bırakmak isterim; şahsen bu dediğiniz çok doğru. Benim bu yeni nesillerden özellikle çok karşılaştığım bir durum. Bizim iş yerinde bir tane çocuk var daha 20 yaşında, iş hayatına daha alışmamış, daha kendini geliştirmemiş, iş yerine elinde sürekli telefon, sürekli molaya çıkmalar, sürekli elinde sigara veya çay içerken görüyorum. Ben 1995 doğumlu olarak birçok şey yaşadım bu zamana kadar, yeri geldi zorluk yaşadım, bak 1999 depremini yaşadım en kötüsüde bu. Ben o zaman depremin ne olduğunu bilmiyordum. Birçok şey yaşadım, yeni nesiller bu zamanda fazlasıyla rahat. Yeni nesile şimdi örnek veriyorum sen 17 18 yaşında ki çocuğa 1999 depremi nerede yaşandı, diye sorsan bunu bilmez, neden? Çünkü bunları yaşamadı. Yani klişe haline değil, aslında genel olarak böyle yeni nesillerde özellikle bir rahatlık, dediğiniz gibi aşırı derecede şımarıklık var.
Kesinlikle çok haklısın, yazdıklarının altına imzamı atarım. Dışarıdan bakınca 'iş var ama çalışmıyorlar' demek kolay ama gerçekler senin yaşadığın o 5 aylık süreç gibi yıpratıcı olabiliyor. Diplomaların bile garantisinin olmadığı bir dönemdeyiz. Ailenin senin çabanı görüp destek olması gerçekten büyük şans. Bir de asıl mesele konuyu açan arkadaşı biraz olsun anlamaya çalışmak bence. Herkes adama yüklenmiş, yok sifon çekmek bile 40 bin 50 bin lira zarar falan gibi garip hesaplar yapılmış. Bu yaklaşım çok ilginç gerçekten. Bence yargılamadan önce olayın temel sebebini anlayıp biraz da o arkadaşın gözünden bakmak gerekiyor. Senin de dediğin gibi mücadele şart ama önce birbirimizi doğru anlamalıyız.