Bu başlıkta yazılan yorumların büyük kısmını okuduğumda temel bir sorun fark ediyorum. Konu sürekli "çalışmak ile çalışmamak" gibi fazlasıyla yüzeysel bir yere çekiliyor. Oysa burada tartışılan şey eylemin kendisi değil, bugün çalışmanın ne getirdiği, ne götürdüğü ve insana gerçekten bir gelecek sunup sunmadığıdır. İnsanlar sanki "hiç çalışmayalım, sonsuza kadar evde yatalım" diyormuş gibi bir hava yaratılıyor. Bu hem gerçeği yansıtmıyor hem de bilinçli bir çarpıtma.
Ben öğrenci olup aynı zamanda çalışan biriyim. Asgari ücretle çalışıyorum ve maaş yattığında "oh kazandım" dediğim bir an bile yok. Maaş yatar yatmaz faturalar, ulaşım masrafı ve temel ihtiyaçlar derken para birkaç gün içinde eriyor. Ay sonunda elimde kalan koca bir sıfır. Birikim yok, yatırım yok, "kendime bir şey alayım" lüksü yok. Yani çalışmak benim hayatımda bir "ilerleme" değil, sadece "ayakta kalma" anlamına geliyor. Bu durumda birinin çıkıp "çalışmazsan ayda 30 ila 40 bin TL zarar edersin" demesi tamamen hayali bir matematik. Ben o parayı zaten kazanmıyorum ki kaybını yazabilelim. Zarar, elde olmayan bir şey üzerinden hesaplanamaz.
Evde kalmanın maliyeti olduğu doğru, kimse ailesine yük olmayı savunmuyor. Ancak dışarıda çalışmanın maliyeti çoğu zaman göz ardı ediliyor. Yol parası, yemek, kıyafet, zaman, enerji ve psikolojik yıpranma. Ay sonunda yine sıfırlanıyorsan, sadece "çalışıyor" olmak kimseyi otomatik olarak haklı veya başarılı kılmaz.
"Evde kalanlar boş boş yatıyor" söylemi ise en kolaycı ve en adaletsiz yaklaşımlardan biri. Evde kalmak, mezuna kalmak, dil öğrenmek, farklı bir yol planlamak, psikolojisini toparlamak ya da kötü şartlara bilinçli olarak girmemek olabilir. Mezuna kalmanın veya bir yıl beklemenin hayattan kaçış olduğu iddiası gerçeği yansıtmıyor. Hayattan kaçmakla, yanlış bir yola girmemek aynı şey değildir. Bugün birçok genç, sadece "bir yere girmiş olmak" için girilen bölüm ve işlerin insanı yıllarca yerinde saydırdığını gördüğü için temkinli davranıyor. Eskiden yanlış bir tercih yapıp yine de hayat kurulabiliyordu, bugün bu lüksümüz yok. İnsanlar durup düşünüyorsa bu korkaklık değil, gerçekçiliktir.
"Erken başlarsan tolere edilirsin, geç kalırsan ezilirsin" argümanı da her zaman işlemiyor. Evet, deneyim önemlidir ama yanlış yerde kazanılan deneyim insanı ileri değil geri götürebilir. Erken yaşta kötü şartlara alışmak tahammül becerisi değil, bazen sömürüye bağışıklık kazanmaktır. Erken yaşta iş hayatına atılmış biri olarak söylüyorum, yaş küçüklüğü her zaman avantaj değil, çoğu zaman dezavantaj olarak kullanılıyor.
"Ben de zorlandım, anksiyeteliydim ama adapte oldum." Buna saygım var ama bu herkes için geçerli bir formül değil. Psikoloji bir yarış değildir. Herkes aynı dayanıklılığa ve aynı iş ortamına sahip değil. Ayrıca adapte olmak her zaman sağlıklı bir şey de değildir. Bazen insan adapte olur ama içten içe tükenir. Kendi bireysel dayanıklılığını evrensel bir kural gibi sunmak empati değil, üstten bakmaktır.
Z kuşağına sürekli "şımarık", "gerçek hayata giremiyor" denmesi de artık klişe haline geldi. Gerçek hayat dediğiniz şey 10 ila 12 saat çalışıp ay sonunda hiçbir şeye sahip olamamaksa, burada sorgulanan şey tembellik değil, sistemdir. Çalışıyorum ama karşılığında ne alıyorum? Ev mi, araba mı, güvence mi? Yoksa sadece bir sonraki aya kadar hayatta kalma bileti mi? Çalıştığım halde "ilerliyorum" diyemiyorsam, bu benim kişisel eksikliğim değildir.
"Ailen yaşlanınca ne yapacaksın?" sorusu sıkça soruluyor. İşte tam da bu yüzden insanlar plansızca her işe atlamıyor. Ailesine gerçekten destek olabilmek için sadece bugün para kazanmak yetmez, yarın da ayakta kalabilecek sürdürülebilir bir yol gerekir. Bugünü kurtarıp yarını yakmak akılcılık değildir. Gençlerin uzun vadeyi düşünmesi sorumsuzluk değil, aksine sorumluluk göstergesidir. "10 yıl sonra ne yapacaksın?" sorusu mantıklı gelse de, hayatın doğrusal ilerlemediği bir çağda kimseye "şu işi yaparsan 10 yıl sonra şuradasın" garantisi verilemiyor.
Mesele çalışmak değil, çalışmanın artık gençler için bir gelecek vaadi sunmamasıdır. Kimse "ailem bana 50 yaşıma kadar baksın" demiyor. Savunulan şey, gençlerin yaşadığı ekonomik ve psikolojik gerçeklerin görmezden gelinmeden konuşulmasıdır. İnsanlar çalışmaktan değil, karşılıksız çalışmaktan yoruldu. Bu itirazı yapanları "tembel" ilan etmek yerine anlamaya çalışmak gerekir. Çalışmak kutsaldır ama emeğin karşılığını istemek de en doğal haktır.