mercha
Yetkin
Aklımı çok meşgul eden bir şey var ve düşündükçe beynim yanıyor, sizinle paylaşmak istedim.
Düşünün ki bir benlik var; örneğin “bu an deneyimlediğiniz kimlik.” ama bu benliği yöneten bilinç, zamanın ve döngülerin içinde sürekli değişiyor. Yani aynı benlik, farklı zamanlarda ve farklı anlarda farklı bilinçler tarafından yaşanıyor. Bu, benlik ve bilinç arasındaki ayrımı sorgulamamıza neden oluyor.
Şimdi biraz daha derine inelim:
Benlik, sabit bir kabuk gibi düşünelim. Bu kabuğu farklı bilinçler, farklı zamanlarda, farklı deneyimlerle dolduruyor. Bu bilinçler kendi başlarına özgün değil; aslında geçici misafirler gibi, bir süreliğine o benliğin deneyimini üstleniyorlar. Bir bilinç bu benliği yaşarken, aynı anda başka bir bilinç başka bir benliği deneyimliyor. Ve bu süreç sonsuza kadar devam ediyor.
Dahası, her benlik sadece kendi içinde değil; aynı zamanda başka benliklerin geçmişinde ve geleceğinde de var oluyor. Bu, zamanın doğrusal olmadığını, geçmişin, şimdinin ve geleceğin iç içe geçtiğini gösteriyor. O yüzden “ben” dediğimiz şey, aslında çok katmanlı, birbirine geçmiş bir bilinçler ağı.
Şimdi soru şu: Eğer benlikler sabitse ve onları deneyimleyen bilinçler değişiyorsa, “özgün benlik” diye bir şey mümkün mü? Ya da bizim var olduğunu düşündüğümüz “ben” gerçekten var mı? Yoksa sadece geçici bilinçlerin deneyimlediği, sürekli değişen ve dönen bir oyun mu bu?
Buna göre:
Bu düşünceyi kabul edersek, kimlik, zaman ve bilinç kavramları tamamen farklı bir anlam kazanıyor. Kendimizi sabit, özgün ve tekil varlıklar olarak görmemek gerekiyor. Çünkü her an, başka bir bilinç tarafından yaşanıyor olabiliriz; aynı anda biz de başka benlikleri yaşıyor olabiliriz.
Bu durumda “ben kimim?” sorusu, belki de anlamsızlaşıyor. Çünkü “ben” dediğimiz şey, sadece bu büyük döngüdeki geçici bir pozisyon, bir rol.
Sizce bu teori mantıklı mı? Yoksa fazla mı felsefi dağıttım?
Gerçeklik ve kimlik üzerine düşünürken nerede durmalıyız?
Düşünün ki bir benlik var; örneğin “bu an deneyimlediğiniz kimlik.” ama bu benliği yöneten bilinç, zamanın ve döngülerin içinde sürekli değişiyor. Yani aynı benlik, farklı zamanlarda ve farklı anlarda farklı bilinçler tarafından yaşanıyor. Bu, benlik ve bilinç arasındaki ayrımı sorgulamamıza neden oluyor.
Şimdi biraz daha derine inelim:
Benlik, sabit bir kabuk gibi düşünelim. Bu kabuğu farklı bilinçler, farklı zamanlarda, farklı deneyimlerle dolduruyor. Bu bilinçler kendi başlarına özgün değil; aslında geçici misafirler gibi, bir süreliğine o benliğin deneyimini üstleniyorlar. Bir bilinç bu benliği yaşarken, aynı anda başka bir bilinç başka bir benliği deneyimliyor. Ve bu süreç sonsuza kadar devam ediyor.
Dahası, her benlik sadece kendi içinde değil; aynı zamanda başka benliklerin geçmişinde ve geleceğinde de var oluyor. Bu, zamanın doğrusal olmadığını, geçmişin, şimdinin ve geleceğin iç içe geçtiğini gösteriyor. O yüzden “ben” dediğimiz şey, aslında çok katmanlı, birbirine geçmiş bir bilinçler ağı.
Şimdi soru şu: Eğer benlikler sabitse ve onları deneyimleyen bilinçler değişiyorsa, “özgün benlik” diye bir şey mümkün mü? Ya da bizim var olduğunu düşündüğümüz “ben” gerçekten var mı? Yoksa sadece geçici bilinçlerin deneyimlediği, sürekli değişen ve dönen bir oyun mu bu?
Buna göre:
- “Ben” diye düşündüğümüz şey, aslında bir anlık bilinç deneyimi,
- Bu deneyimi yaşatan bilinç ise sabit değil, sürekli değişiyor,
- Benlik ise değişmeyen ama içi sürekli yeni bilinçlerle dolan bir kabuk.
Bu düşünceyi kabul edersek, kimlik, zaman ve bilinç kavramları tamamen farklı bir anlam kazanıyor. Kendimizi sabit, özgün ve tekil varlıklar olarak görmemek gerekiyor. Çünkü her an, başka bir bilinç tarafından yaşanıyor olabiliriz; aynı anda biz de başka benlikleri yaşıyor olabiliriz.
Bu durumda “ben kimim?” sorusu, belki de anlamsızlaşıyor. Çünkü “ben” dediğimiz şey, sadece bu büyük döngüdeki geçici bir pozisyon, bir rol.
Sizce bu teori mantıklı mı? Yoksa fazla mı felsefi dağıttım?
Gerçeklik ve kimlik üzerine düşünürken nerede durmalıyız?