Omerta Silenzio
Başarılı
Merhabalar, iyi akşamlar. Esenlikler herkese.
Bu satırları ödevden kaytarmanın verdiği tembellikle değil, tam tersine, zihni yorgun, geleceği sisli ve potansiyeli törpülenmiş bir genç olarak yazıyorum.
Lütfen bir dakika durun ve içinde bulunduğumuz simülasyona dışarıdan bir bakın.
Biz, 21. yüzyılın en büyük paradoksunu yaşıyoruz. Cebimizdeki cihazlar saniyeler içinde dünyanın tüm kütüphanelerine erişebilirken, biz hala 19. yüzyıl Sanayi Devrimi'nin "itaatkar işçi" yetiştirme mantığıyla dizayn edilmiş okullarda, dört duvar arasında "bilgi hamallığı" yapıyoruz.
Bize okulda "düşünmeyi" öğretmiyorlar arkadaşlar. Bize sadece "itaat etmeyi" ve önümüze konulan bilgiyi sorgusuz sualsiz ezberleyip, sınav kağıdına kusmayı öğretiyorlar.
Yapay zekanın saniyeler içinde çözdüğü integrali, yazdığı kodu veya çevirdiği metni benim beynime "ezber" zorbalığıyla kazımanın amacı nedir? Dünya "inovasyon, yaratıcılık, kriz yönetimi" diye bağırırken, bizim sistemimiz bizi "A, B, C, D, E" şıklarına hapsedilmiş yarış atlarına dönüştürüyor.
Bize yıllarca şu yalan satıldı: "Şimdi dişini sık, hayatını ertele, şu sınavı kazan, şu diplomayı al; sonra rahatsın."
Bu kontrat artık geçersiz. Dplomalar artık birer "başarı belgesi" değil, sadece işsizlik kuyruğuna giriş bileti. En verimli, en enerjik, en yaratıcı olmamız gereken 15-25 yaş arasını, test kitaplarının gri sayfaları arasında, kamburumuz çıkarak, gözlerimiz bozularak harcıyoruz. Sonuç? Asgari ücrete talim eden, hayal kurmayı unutmuş diplomalı ordular.
Einstein'in çok sevdiğim bir sözü var: "Asla bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılamayın."
Ama bizim eğitim sistemimiz tam olarak bunu yapıyor. Birimiz sanata yatkınız, birimiz yazılıma, birimiz ticarete... Ama sistem bizi tek bir kalıba sokup presliyor. Çıkan ürün: Mutsuz, yeteneğine küsmüş, sadece "geçer not" almaya odaklı standart bireyler.
Biz okuldan nefret etmiyoruz; biz, öğrenme aşkımızın öldürülmesinden nefret ediyoruz.
Biz çalışmaktan korkmuyoruz; biz, emeğimizin karşılıksız kalacağını bile bile kürek çekmekten yorulduk.
Bu sistemin bize verdiği tek şey gelecek kaygısı, aldığı şey ise hayallerimiz.
Sizce de uyanmanın vakti gelmedi mi?
Bu satırları ödevden kaytarmanın verdiği tembellikle değil, tam tersine, zihni yorgun, geleceği sisli ve potansiyeli törpülenmiş bir genç olarak yazıyorum.
Lütfen bir dakika durun ve içinde bulunduğumuz simülasyona dışarıdan bir bakın.
Biz, 21. yüzyılın en büyük paradoksunu yaşıyoruz. Cebimizdeki cihazlar saniyeler içinde dünyanın tüm kütüphanelerine erişebilirken, biz hala 19. yüzyıl Sanayi Devrimi'nin "itaatkar işçi" yetiştirme mantığıyla dizayn edilmiş okullarda, dört duvar arasında "bilgi hamallığı" yapıyoruz.
Bize okulda "düşünmeyi" öğretmiyorlar arkadaşlar. Bize sadece "itaat etmeyi" ve önümüze konulan bilgiyi sorgusuz sualsiz ezberleyip, sınav kağıdına kusmayı öğretiyorlar.
Yapay zekanın saniyeler içinde çözdüğü integrali, yazdığı kodu veya çevirdiği metni benim beynime "ezber" zorbalığıyla kazımanın amacı nedir? Dünya "inovasyon, yaratıcılık, kriz yönetimi" diye bağırırken, bizim sistemimiz bizi "A, B, C, D, E" şıklarına hapsedilmiş yarış atlarına dönüştürüyor.
Bize yıllarca şu yalan satıldı: "Şimdi dişini sık, hayatını ertele, şu sınavı kazan, şu diplomayı al; sonra rahatsın."
Bu kontrat artık geçersiz. Dplomalar artık birer "başarı belgesi" değil, sadece işsizlik kuyruğuna giriş bileti. En verimli, en enerjik, en yaratıcı olmamız gereken 15-25 yaş arasını, test kitaplarının gri sayfaları arasında, kamburumuz çıkarak, gözlerimiz bozularak harcıyoruz. Sonuç? Asgari ücrete talim eden, hayal kurmayı unutmuş diplomalı ordular.
Einstein'in çok sevdiğim bir sözü var: "Asla bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılamayın."
Ama bizim eğitim sistemimiz tam olarak bunu yapıyor. Birimiz sanata yatkınız, birimiz yazılıma, birimiz ticarete... Ama sistem bizi tek bir kalıba sokup presliyor. Çıkan ürün: Mutsuz, yeteneğine küsmüş, sadece "geçer not" almaya odaklı standart bireyler.
Biz okuldan nefret etmiyoruz; biz, öğrenme aşkımızın öldürülmesinden nefret ediyoruz.
Biz çalışmaktan korkmuyoruz; biz, emeğimizin karşılıksız kalacağını bile bile kürek çekmekten yorulduk.
Bu sistemin bize verdiği tek şey gelecek kaygısı, aldığı şey ise hayallerimiz.
Sizce de uyanmanın vakti gelmedi mi?