1. 2001 krizi, %80 enflasyon, çöken koalisyon… seçmen “benim hayatım düzelsin” dedi. Erdoğan ekibi ise ab süreci, yolsuzlukla mücadele ve tanıdık belediye başarısıyla somut bir “kurtarıcı paket” sundu.
- Şimdi oradan bugüne bakalım bir de aynı seçmen şimdi ücret -erime, konut -krizi, adalet tartışmaları yaşıyor. Yani memnuniyetsizlik var ama “yerine ne koyacağız?” sorusu cevaplanmamış.
- Bir zamanlar AKP umut olduğu için değil;
diğer seçenekler ümit vermediği için yükseldi. Şimdi de muhalefet, yalnız “gidişat kötü” demekle kalmayıp, en az 2002'deki kadar somut bir çıkış planı göstermeli.
2. muhalefet kazanmadı düşüncesi bence kesinlikle yanlıştır bence imamoğlu çok doğru bir adaydı insanlar üzerindeki (iptal edilen seçim için bahsediyorum) “genç, pozitif, hizmetkâr” algısı ve doğru bir kampanya ile kazandı bu kadar basit.
3. fırsat tepildi” demek, seçmeni suçlamak yerine neden ikna edemediğimizi düşünmek demektir.
-
kimlik bariyeri gerçeği: Türkiye'de dini/etnik kimlikler hâlâ oy davranışını %30-40 oranında belirliyor. “alevi aday” çekincesi yokmuş gibi davranırsak saha gerçeğini ıskalarız.
-
güven inşası eksikliği: insan bir kez elini taşın altına koyup oy vermez; önce “yarın başıma ne gelir?” sorusunu sorar. Muhalefetin, devlet kadrolarında ilk 100 gün planı, sosyal yardımların kesintisiz devamı gibi
risk giderici garantiler sunması şart.
Aynı öfkeyi paylaşıyorum; ama yalnızca “bunlara oy verenler suçlu” demek meseleyi çözücü olmuyor. O zaman bu bakış açısıyla hiçbir mualefet parisinin olmaması lazım zaten oy veriyorlar diyerek değil mi?
İnsanlara arkalarından gidecekleri umutlar vermeniz ve sade bir dille anlatmanız gerekir
Bunlara oy verenler suçlu ise insanlar yerel seçimlerde neden CHP birinci parti olarak çıkardılar mesela hiç düşündün mü?
İlk önce ahır mevzusunu ele alayım.
- “Camileri ahır yaptılar” denince arşiv tartışmasına girmeyip “bursa'da CHP'li belediye 3 yeni cami yaptı” gibi güncel, ölçülebilir örnek ver.
- Bir de ayrıca MİT'ler bilgiyle değil, güvenilen yeni tanıklıklarla çürütülür. Yani önce hikâyeyi değil, hikâyeyi anlatacak kişiyi değiştirmek gerekir.
İkinci olarak muharrem ince “yanlış adam” mıydı? Konusuna geleyim.
- mesaj–kitle uyumsuzluğu: endüstri 4.0 diyorsun ama televizyon açan seçmenin derdi “benim toruna iş var mı?” ekonomi korkusu ağır basarken gelecek vizyonu soyut kalıyor.
- kimlik bariyeri: içki fotoğrafı, alevi-CHP hattındaki ön yargıları tetikledi; muhalifler “önemsiz detay” diyor ama kimlik temelli seçmende “benim gibi değil” hissi panik yaratıyor.
- “Bilim” söylemi şart, evet; ama bunu gündelik hayata tercüme edecek örnekler (yerli-tarım teknolojisi, gençlere burs) olmadan kitle sarmalına girmiyor.
“seçmen saf” demek bizi rahatlatıyor ama sorunu çözmüyor.
“kimlik + ekonomi + güven” üçgenini aynı anda hedefleyen, yalın ve somut bir anlatı kurarsak, insanları “mecbur kaldığım için oy veriyorum” psikolojisinden çıkarabiliriz.
Kısacası: Efsaneyi boşa çıkarmak istiyorsak, önce yeni ve güvenilir bir hikâye yazmamız gerekiyor.
Siz şurayı kaçırıyorsunuz bütün insanlar dünyaya aynı gözle bakmıyor ve insanlara aday bu çıkış yolu bu deyip insanlardan oy almayı bekleyemezsiniz çıkış yolunun doğru olduğuna ikna da etmeniz gerekir.