Burada yaşanan asıl şey aslında sürü psikolojisini biraz aşıyor. Aslında bu durum daha derin ve bireyseldir: toplumdan dışlanma korkusu. Büyük bir hedef dile getiren kişi, dinleyenin kendi sıradan hayatını, konfor alanını ve seçimlerini dolaylı yoldan sorgulatıyor. Bu, dinleyende kıskançlık, güvensizlik ve “ya bu mümkünse benim hayatım ne anlama geliyor?” sorusunu tetikliyor. En kolay savunma ise o kişiyi küçümsemek, dalga geçmek ve “gerçekçi değil, deli” diye etiketlemek oluyor.

Sürü davranışı burada sadece ikincil bir rol oynar. Birkaç kişi gülmeye başlayınca diğerleri de katılır, çünkü “ben de karşı çıkarsam dışlanırım” korkusu devreye girer. Yani asıl itici güç bireysel dışlanma korkusudur; sürü psikolojisi ise bu korkunun yarattığı ortamda ortaya çıkan sonuçtur.
Haklısınız, bakın örneklerimden devam edeceğim. Mesela biri dese "Aya koloni kuracağım", herkes dışlanmamak için güler. Ama bir kişi "Ben sana inanıyorum, yapabilirsin" demekten korkar çünkü dışlanır ve insanoğlunun çoğu yalnızlıktan korkar. Fakat mesela ben yalnızlığı seviyorum. Neden? Çünkü kimse çağırmayınca kendimi geliştiriyorum. Kendimi. Tek o değil, arkadaşlarım toplanıyor; içimden "Gereksizler toplanmış" diyorum.
 
Zaten baktığımız zaman bu durum beraberinde birçok sorunu da getiriyor. Örneğin günümüzde en sık karşılaştığımız problemlerden biri liyakatsizliktir bu duruma kimse ses çıkarmaz ama zor bir durumda iş yine hak edene kalır tarihte her zaman böyle olmuştur. Büyük bir vizyon ortaya koymak, her alanda garipsenir ve dışlanır.

Örneğin Mustafa Kemal Atatürk, işgal altındaki bir ülkede, akla sığmaz engellere rağmen Kurtuluş Savaşı'nı başlattığında kimse başarabileceğine inanmıyordu. Tüm olumsuz şartlara ve inanmazlığa rağmen azınlıkta kalmayı göze aldı ve başardı.

Yani kısaca kimin ne dediği umurunda olmasın sen hedefine bak oraya emin adımlarla yürü.
 
Zaten baktığımız zaman bu durum beraberinde birçok sorunu da getiriyor. Örneğin günümüzde en sık karşılaştığımız problemlerden biri liyakatsizliktir bu duruma kimse ses çıkarmaz ama zor bir durumda iş yine hak edene kalır tarihte her zaman böyle olmuştur. Büyük bir vizyon ortaya koymak, her alanda garipsenir ve dışlanır.

Örneğin Mustafa Kemal Atatürk, işgal altındaki bir ülkede, akla sığmaz engellere rağmen Kurtuluş Savaşı'nı başlattığında kimse başarabileceğine inanmıyordu. Tüm olumsuz şartlara ve inanmazlığa rağmen azınlıkta kalmayı göze aldı ve başardı.

Yani kısaca kimin ne dediği umurunda olmasın sen hedefine bak oraya emin adımlarla yürü.
Bu konuda Mustafa Kemal Paşa'nın sözü geçemez. O en iyisiydi ve durum değişmedi; o zaman da inanmıyorlardı, hâlâ ona inanmayan cahil kitle var. Evet, bu durumdan muzdaripim ama belki ego olacaktır ama yaşıtlarımdan daha bilgiliyim. Bu ego değil, sadece görüşlerime güvenerek söylüyorum.