Gündüzleyin, geçtik kuşaklarını gökkubbenin;
Akşamleyin, serin bir sazlığı yardı gölgemiz.
Bir balta gibi, haşin ve erkekçe
Ölü sineklerin uğultusunda
Geçtik kuşaklarını yaşamın ve ölümün.
Tenin tenime değdi ve gün başladı,
Ağardı sarı-yeşil yaprakları kokar ağaçların;
Önümüzde, arkamızda ırmaksızlığa uzanan dağları
Ve bıraktık biteviye karanlığı.
Ben seni kovalıyordum, ellerim, gözlerim hep seni;
Gözlerin, ellerin ve sen bir oyundaydınız.
Hatırlar mısın vakti geldiğinde nasıl,
Nasıl zor kopmuştu birbirinden dudaklarımız?
Bir bahçede yürüdük seninle, tüm doğa
Gizlenirken taze pembeliğine çiçeklerinin:
Bir daha yürümek mümkün değil o yolda.
İyi mi bu kötü mü yoksa bilmem,
Halen bir gizdir bu yüreğimde.
Sana ve bana dokunan bir şey var:
Bu ne senin elin ne benim,
Ne karanlık ne aydınlık bu,
Ne sert ne de pek yumuşak,
Ne güçlü ne de kırılgan;
Fakat insandan bile daha insan.
Fakat girift ve giz dolu;
Fakat hem ani hem yavaş,
Tenimiz üstüne çarpan ayışığı gibi.
Eğilip kulağına söyledim:
Aşkımız bu, aşkımız bu giz;
Kimseler bilemez onu
Bizim bildiğimiz kadar.
Öyleyse ıslat dudaklarını
Ve bir ıslık tuttur,
Kuşlarınkinden bile daha derin
Bir uçuştur benimkisi.
Not: Bu şiir, kaleme aldığım ilk şiir olma özelliğini taşımakta. 2014 yılında yazdığım bu şiir, çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinde (Varlık, Sanatak, vs.) yayımlandı.
Akşamleyin, serin bir sazlığı yardı gölgemiz.
Bir balta gibi, haşin ve erkekçe
Ölü sineklerin uğultusunda
Geçtik kuşaklarını yaşamın ve ölümün.
Tenin tenime değdi ve gün başladı,
Ağardı sarı-yeşil yaprakları kokar ağaçların;
Önümüzde, arkamızda ırmaksızlığa uzanan dağları
Ve bıraktık biteviye karanlığı.
Ben seni kovalıyordum, ellerim, gözlerim hep seni;
Gözlerin, ellerin ve sen bir oyundaydınız.
Hatırlar mısın vakti geldiğinde nasıl,
Nasıl zor kopmuştu birbirinden dudaklarımız?
Bir bahçede yürüdük seninle, tüm doğa
Gizlenirken taze pembeliğine çiçeklerinin:
Bir daha yürümek mümkün değil o yolda.
İyi mi bu kötü mü yoksa bilmem,
Halen bir gizdir bu yüreğimde.
Sana ve bana dokunan bir şey var:
Bu ne senin elin ne benim,
Ne karanlık ne aydınlık bu,
Ne sert ne de pek yumuşak,
Ne güçlü ne de kırılgan;
Fakat insandan bile daha insan.
Fakat girift ve giz dolu;
Fakat hem ani hem yavaş,
Tenimiz üstüne çarpan ayışığı gibi.
Eğilip kulağına söyledim:
Aşkımız bu, aşkımız bu giz;
Kimseler bilemez onu
Bizim bildiğimiz kadar.
Öyleyse ıslat dudaklarını
Ve bir ıslık tuttur,
Kuşlarınkinden bile daha derin
Bir uçuştur benimkisi.
Not: Bu şiir, kaleme aldığım ilk şiir olma özelliğini taşımakta. 2014 yılında yazdığım bu şiir, çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinde (Varlık, Sanatak, vs.) yayımlandı.