7025

Deneyimli
Katılım
24 Mayıs 2024
Mesajlar
729
Makaleler
5
Çözümler
14
Beğeniler
1.230
Gündüzleyin, geçtik kuşaklarını gökkubbenin;
Akşamleyin, serin bir sazlığı yardı gölgemiz.
Bir balta gibi, haşin ve erkekçe
Ölü sineklerin uğultusunda
Geçtik kuşaklarını yaşamın ve ölümün.

Tenin tenime değdi ve gün başladı,
Ağardı sarı-yeşil yaprakları kokar ağaçların;
Önümüzde, arkamızda ırmaksızlığa uzanan dağları
Ve bıraktık biteviye karanlığı.

Ben seni kovalıyordum, ellerim, gözlerim hep seni;
Gözlerin, ellerin ve sen bir oyundaydınız.
Hatırlar mısın vakti geldiğinde nasıl,
Nasıl zor kopmuştu birbirinden dudaklarımız?
Bir bahçede yürüdük seninle, tüm doğa
Gizlenirken taze pembeliğine çiçeklerinin:
Bir daha yürümek mümkün değil o yolda.
İyi mi bu kötü mü yoksa bilmem,
Halen bir gizdir bu yüreğimde.

Sana ve bana dokunan bir şey var:
Bu ne senin elin ne benim,
Ne karanlık ne aydınlık bu,
Ne sert ne de pek yumuşak,
Ne güçlü ne de kırılgan;
Fakat insandan bile daha insan.
Fakat girift ve giz dolu;
Fakat hem ani hem yavaş,
Tenimiz üstüne çarpan ayışığı gibi.

Eğilip kulağına söyledim:
Aşkımız bu, aşkımız bu giz;
Kimseler bilemez onu
Bizim bildiğimiz kadar.
Öyleyse ıslat dudaklarını
Ve bir ıslık tuttur,
Kuşlarınkinden bile daha derin
Bir uçuştur benimkisi.

Not: Bu şiir, kaleme aldığım ilk şiir olma özelliğini taşımakta. 2014 yılında yazdığım bu şiir, çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinde (Varlık, Sanatak, vs.) yayımlandı.