Omerta Silenzio

Başarılı
Katılım
18 Ekim 2025
Mesajlar
1.205
Makaleler
18
Çözümler
28
Beğeniler
1.778
Yer
Aokigahara
Selamlar.

Genelde sabahın köründe, alarm çaldığında tavanla bakışırken aklıma saplanan ve ne yaparsam yapayım kurtulamadığım bir gerçek var: Bizler, evrenin en acımasız şakasına maruz kalmış canlılarız. Neden mi? Çünkü doğa bize hayatta kalmaya yetecek kadar ilkel güdüler vermiş ama aynı zamanda tüm bunların anlamsızlığını sorgulayacak kadar yüksek bir bilinç yüklemiş. Sorunumuz da tam olarak bu aralıkta sıkışıp kalmak.

Kendimden biliyorum. Aylarca, bazen yıllarca bir hedefin peşinden koşuyorum. "Şu işe gireyim, şu arabayı alayım, şu sistemi toplayayım, hayatım düzene girecek," diyorum. Hedefe ulaştığım an yaşadığım tatmin hissi ne kadar sürüyor biliyor musunuz? Maksimum 24 saat. Sonra beyin reset tuşuna basıyor ve "Sıradaki ne?" diye sormaya başlıyor. Çünkü biyolojimiz "mutlu olmak" üzerine değil, yetinmemek üzerine kurulu. Mutlu olan canlı mağarasından çıkmaz, avlanmaz, gelişmez ve ölür. Bizim mutsuzluğumuz, hayatta kalma yakıtımız.

Bazen etrafıma; plazalara, kafelere, trafiğe bakıyorum ve gördüğüm tek şey, ölmek üzere olduğunu bilen tek canlı türünün bu gerçeği unutmak için yarattığı devasa bir gürültü. Kariyerler, statüler, ideolojiler, kavgalar... Hepsi kaçınılmaz sona giderken yolculuk sırasında birbirimize anlattığımız masallardan ibaret. Aslında hiçbirimiz yaşamıyoruz; sadece biyolojik saatin dolmasını beklerken kendimizi oyalayacak oyuncaklar icat ediyoruz.

Benim sabah yataktan kalkmamı sağlayan şey; bu anlamsızlığa inat kendi anlamımı yaratma çabası mı yoksa sadece biyolojik kodlarımın "kalk ve çalış" emrine itaat etmem mi, artık emin değilim.

Sizin durumunuz ne? Sizi her sabah o yataktan kaldıran güç, geleceğe dair bir umut mu yoksa sadece alışkanlığın verdiği uyuşturucu etkisi mi? Kendinize dürüst olabiliyor musunuz?
 
Selam.

Genelde sabahın köründe, alarm çaldığında tavanla bakışırken aklıma saplanan ve ne yaparsam yapayım kurtulamadığım bir gerçek var: Bizler, evrenin en acımasız şakasına maruz kalmış canlılarız. Neden mi? Çünkü doğa bize hayatta kalmaya yetecek kadar ilkel güdüler vermiş ama aynı zamanda tüm bunların anlamsızlığını sorgulayacak kadar yüksek bir bilinç yüklemiş. Sorunumuz da tam olarak bu aralıkta sıkışıp kalmak.

Kendimden biliyorum. Aylarca, bazen yıllarca bir hedefin peşinden koşuyorum. "şu işe gireyim, şu arabayı alayım, şu sistemi toplayayım, hayatım düzene girecek," diyorum. Hedefe ulaştığım an yaşadığım tatmin hissi ne kadar sürüyor biliyor musunuz? Maksimum 24 saat. Sonra beyin reset tuşuna basıyor ve "sıradaki ne?" diye sormaya başlıyor. Çünkü biyolojimiz "mutlu olmak" üzerine değil, yetinmemek üzerine kurulu. Mutlu olan canlı mağarasından çıkmaz, avlanmaz, gelişmez ve ölür. Bizim mutsuzluğumuz, hayatta kalma yakıtımız.

Bazen etrafıma; plazalara, kafelere, trafiğe bakıyorum ve gördüğüm tek şey, ölmek üzere olduğunu bilen tek canlı türünün bu gerçeği unutmak için yarattığı devasa bir gürültü. Kariyerler, statüler, ideolojiler, kavgalar... Hepsi kaçınılmaz sona giderken yolculuk sırasında birbirimize anlattığımız masallardan ibaret. Aslında hiçbirimiz yaşamıyoruz; sadece biyolojik saatin dolmasını beklerken kendimizi oyalayacak oyuncaklar icat ediyoruz.

Benim sabah yataktan kalkmamı sağlayan şey; bu anlamsızlığa inat kendi anlamımı yaratma çabası mı yoksa sadece biyolojik kodlarımın "kalk ve çalış" emrine itaat etmem mi, artık emin değilim.

Sizin durumunuz ne? Sizi her sabah o yataktan kaldıran güç, geleceğe dair bir umut mu yoksa sadece alışkanlığın verdiği uyuşturucu etkisi mi? Kendinize dürüst olabiliyor musunuz?

Hayatın anlamı yaşamak dostum. Yaşa keyfine bak, bunları düşünürsen delirirsin.
 
Hayatın anlamı bence bir son olacağını bilerek o sona kadarki zamanı gerçek manada yaşamak. İnsan tabii ki bir hedefin peşinden koşucak veya tükenmiş hissedecek veya çok mutlu olacak. Ancak önemli olan yaşadığını unutmamak. Ne ölümsüz varlık gibi tek bir hedefin peşinden koşucaz ne ölümlü varlık gibi "nasıl olsa bir son var" diye pes edeceğiz.
 
Hayatın anlamı yaşamak dostum. Yaşa keyfine bak, bunları düşünürsen delirirsin.
Pratikte en temiz kafa yapısı bu lakin "keyfine bak" seviyesine erişebilmek için ya doğuştan çok gamsız olmak lazım ya da şartların mükemmel olması lazım. Hele ki Türkiye şartlarında sabah uyanıp "oh be, bugün de sadece keyfime bakacağım" diyebilen adam sayısı bir elin parmağını geçmez. Bizim gibi kafası susmayan adamlar için yaşamak keyif eylemi değil, sürekli zihinsel bir mücadele maalesef. Keşke senin dediğin gibi şalteri indirip sadece ana odaklanabilsek, o zaman zaten hayat cennet olurdu.
 
Pratikte en temiz kafa yapısı bu lakin "keyfine bak" seviyesine erişebilmek için ya doğuştan çok gamsız olmak lazım ya da şartların mükemmel olması lazım. Hele ki Türkiye şartlarında sabah uyanıp "oh be, bugün de sadece keyfime bakacağım" diyebilen adam sayısı bir elin parmağını geçmez. Bizim gibi kafası susmayan adamlar için yaşamak keyif eylemi değil, sürekli zihinsel bir mücadele maalesef. Keşke senin dediğin gibi şalteri indirip sadece ana odaklanabilsek, o zaman zaten hayat cennet olurdu.

Hayır, hayat yarıştırmıyorum ama hayatım çoğunuzunkinden kötüdür. Sadece kafama takmamaya ve unutmaya çalışıyorum.

Pratikte en temiz kafa yapısı bu lakin "keyfine bak" seviyesine erişebilmek için ya doğuştan çok gamsız olmak lazım ya da şartların mükemmel olması lazım. Hele ki Türkiye şartlarında sabah uyanıp "oh be, bugün de sadece keyfime bakacağım" diyebilen adam sayısı bir elin parmağını geçmez. Bizim gibi kafası susmayan adamlar için yaşamak keyif eylemi değil, sürekli zihinsel bir mücadele maalesef. Keşke senin dediğin gibi şalteri indirip sadece ana odaklanabilsek, o zaman zaten hayat cennet olurdu.

Keyfine baktan kastım Londra'ya git oradan Paris'e uç oradan Los Angeles falan değil. Sabah kalkıp içtiğin o kahvenin değerini bilmek, o tadı almanın hissini sevmek. Sabah koşusuna gitmenin kazandırdığı dinçliği hissetmek. Spora gidip kendi sınırlarını zorlamanın verdiği tatmin, eve gelip dinlendikten sonraki o his, yorucu bir iş gününden sonra kafanı yastığa koyduğun ilk an, özenerek yaptığın o tatlı, ilk defa denediğin o yemek. Bunların değerini bilmek lazım. Hiç "bu dünya yalan hepimiz öleceğiz" kafasına girmeye gerek yok.
 
Bence hayatın anlamı insan bitmek bilmeyen istekleri, hayalleri ve inancıdır. Herkes mutlu bir ailesi olsun ister, iyi okullarda okumak, güzel bir iş vs. Mesela Çocuklar bir an önce büyümek ister, çünkü yetişkin olunca her istediğini alabileceğini düşünür. Yetişkinler daha iyi işim olsun daha fazla para kazanayım istediklerimi alayım diye çabalar.
 
Sorduğun sorunun bir cevabı olsa 8 milyar insan o amaç uğruna yaşardı zaten. Herkesin kendi misyonu, ideası veya tanrısı var. Sen bile bu soruyu sorarken kendine amaç edinme amacına sahipsin. Buradan kurtulmanın tek yolu küçük hedeflerle özdisiplin oluşturmaya başlamak, böylece ileride geriye bakınca koca bir ömrü cevapsız bir soruyu sorarak geçirmemiş olursun.