Omerta Silenzio
Başarılı
Selamlar.
Genelde sabahın köründe, alarm çaldığında tavanla bakışırken aklıma saplanan ve ne yaparsam yapayım kurtulamadığım bir gerçek var: Bizler, evrenin en acımasız şakasına maruz kalmış canlılarız. Neden mi? Çünkü doğa bize hayatta kalmaya yetecek kadar ilkel güdüler vermiş ama aynı zamanda tüm bunların anlamsızlığını sorgulayacak kadar yüksek bir bilinç yüklemiş. Sorunumuz da tam olarak bu aralıkta sıkışıp kalmak.
Kendimden biliyorum. Aylarca, bazen yıllarca bir hedefin peşinden koşuyorum. "Şu işe gireyim, şu arabayı alayım, şu sistemi toplayayım, hayatım düzene girecek," diyorum. Hedefe ulaştığım an yaşadığım tatmin hissi ne kadar sürüyor biliyor musunuz? Maksimum 24 saat. Sonra beyin reset tuşuna basıyor ve "Sıradaki ne?" diye sormaya başlıyor. Çünkü biyolojimiz "mutlu olmak" üzerine değil, yetinmemek üzerine kurulu. Mutlu olan canlı mağarasından çıkmaz, avlanmaz, gelişmez ve ölür. Bizim mutsuzluğumuz, hayatta kalma yakıtımız.
Bazen etrafıma; plazalara, kafelere, trafiğe bakıyorum ve gördüğüm tek şey, ölmek üzere olduğunu bilen tek canlı türünün bu gerçeği unutmak için yarattığı devasa bir gürültü. Kariyerler, statüler, ideolojiler, kavgalar... Hepsi kaçınılmaz sona giderken yolculuk sırasında birbirimize anlattığımız masallardan ibaret. Aslında hiçbirimiz yaşamıyoruz; sadece biyolojik saatin dolmasını beklerken kendimizi oyalayacak oyuncaklar icat ediyoruz.
Benim sabah yataktan kalkmamı sağlayan şey; bu anlamsızlığa inat kendi anlamımı yaratma çabası mı yoksa sadece biyolojik kodlarımın "kalk ve çalış" emrine itaat etmem mi, artık emin değilim.
Sizin durumunuz ne? Sizi her sabah o yataktan kaldıran güç, geleceğe dair bir umut mu yoksa sadece alışkanlığın verdiği uyuşturucu etkisi mi? Kendinize dürüst olabiliyor musunuz?
Genelde sabahın köründe, alarm çaldığında tavanla bakışırken aklıma saplanan ve ne yaparsam yapayım kurtulamadığım bir gerçek var: Bizler, evrenin en acımasız şakasına maruz kalmış canlılarız. Neden mi? Çünkü doğa bize hayatta kalmaya yetecek kadar ilkel güdüler vermiş ama aynı zamanda tüm bunların anlamsızlığını sorgulayacak kadar yüksek bir bilinç yüklemiş. Sorunumuz da tam olarak bu aralıkta sıkışıp kalmak.
Kendimden biliyorum. Aylarca, bazen yıllarca bir hedefin peşinden koşuyorum. "Şu işe gireyim, şu arabayı alayım, şu sistemi toplayayım, hayatım düzene girecek," diyorum. Hedefe ulaştığım an yaşadığım tatmin hissi ne kadar sürüyor biliyor musunuz? Maksimum 24 saat. Sonra beyin reset tuşuna basıyor ve "Sıradaki ne?" diye sormaya başlıyor. Çünkü biyolojimiz "mutlu olmak" üzerine değil, yetinmemek üzerine kurulu. Mutlu olan canlı mağarasından çıkmaz, avlanmaz, gelişmez ve ölür. Bizim mutsuzluğumuz, hayatta kalma yakıtımız.
Bazen etrafıma; plazalara, kafelere, trafiğe bakıyorum ve gördüğüm tek şey, ölmek üzere olduğunu bilen tek canlı türünün bu gerçeği unutmak için yarattığı devasa bir gürültü. Kariyerler, statüler, ideolojiler, kavgalar... Hepsi kaçınılmaz sona giderken yolculuk sırasında birbirimize anlattığımız masallardan ibaret. Aslında hiçbirimiz yaşamıyoruz; sadece biyolojik saatin dolmasını beklerken kendimizi oyalayacak oyuncaklar icat ediyoruz.
Benim sabah yataktan kalkmamı sağlayan şey; bu anlamsızlığa inat kendi anlamımı yaratma çabası mı yoksa sadece biyolojik kodlarımın "kalk ve çalış" emrine itaat etmem mi, artık emin değilim.
Sizin durumunuz ne? Sizi her sabah o yataktan kaldıran güç, geleceğe dair bir umut mu yoksa sadece alışkanlığın verdiği uyuşturucu etkisi mi? Kendinize dürüst olabiliyor musunuz?