Konuyu hortlatıyorum ama kendi perspektifimden söylemek istiyorum.
“milliyetçilik saçma mı?” sorusu bazıları için neredeyse lanetli bir cümle gibi görünür. Çünkü çoğu insan, üzerine hiç düşünmediği şeylerin sorgulanmasından rahatsız olur. Alışkanlıkla inandıkları şeyler sarsıldığında, bunu tehdit gibi algılarlar. Milliyetçilik de tam olarak böyle bir refleksin ürünü: Sorgulanamaz bir kutsal ilan edilmiş bir fikir.
İnsanlık tarihinin çok büyük bölümü milliyetler olmadan geçti. Antik çağlarda insanlar kabilelere, şehir devletlerine veya imparatorluklara bağlıydı. Hiç kimse “ben türküm”, “ben fransızım” gibi cümleler kurmazdı çünkü bu kavramlar yoktu. Bugünkü anlamda “millet” kavramı son 200-300 yılda inşa edildi. Özellikle fransız Devrimi'nden sonra Avrupa'da yükselen ulus-devlet anlayışı, insanlara “sen şu millettensin, bu bayrağa aitsin, gerekirse bunun için ölmelisin” diyerek yeni bir kimlik biçti. Bu kimlik doğal değildi. Doğuştan gelmiyordu. Öğretiliyordu. Okullarda, marşlarla, anıtlarla, savaş hikayeleriyle, dizi ve filmlerle... Sanki senin en derin kimliğin milliyetinmiş gibi. Ama bu bir yanılsamadır. Bilimsel olarak tüm insanların genleri ve DNA'ları %99.9 aynıdır. Yanı milliyet gibi bir kavram bilimsel olarak yoktur.
Psikolojik olarak insanlar bir yere ait hissetmek ister. Çünkü insan yalnızlıktan korkar. Çünkü belirsizlikten, anlamsızlıktan, köksüzlükten kaçar. O yüzden de kendini daha büyük bir bizin parçası gibi hissetmek ister. Milliyetçilik, bu “biz” duygusunu sunar. Duygusal bir konfor sağlar. Birilerine “sen bizimlesin, onlar değil” dedirtir. Ama bunun için gerçeği çarpıtır, sorgulamayı bastırır. Çünkü ne zaman birisi “ben bu milletin değerlerini sorguluyorum” dese, hemen “hain” damgası vurulur. Bu kadar kırılgansa bu fikir, ne kadar sağlam olabilir?
Bir insan milliyetiyle niye övünür? Kendi tercihi mi? Kendi başarısı mı? Hayır. Bir biyolojik piyangonun sonucudur sadece. Dünyaya geliş yeriniz kimlik kartınızı belirledi. Hepsi bu. Kişi, seçmediği bir şeyle övünüyorsa, bu sağlıklı bir öz güven değil, yapay bir kimlik arayışıdır.
Gerçek öz güven, senin ne düşündüğün, ne başardığın, neyi savunduğunla ilgilidir. Ne babandan gelen soyadınla, ne çocukken ezberletilen marşlarla.
“Vatan” dediğimiz şey de milliyetçilik kadar duygusallıkla örülmüş bir kurgu. Bir toprak parçası kutsal olamaz. Çünkü aynı toprak, dün düşmanındı, bugün senin. Sınırlar değişir, rejimler değişir, bayraklar değişir… ama “vatan sevgisi” aynı kalır. Nasıl olur? Çünkü bu sevgi, gerçek bir ilişki değil. Zihne çocukken yüklenmiş bir illüzyondur. Ve bu illüzyon, insanı çoğu zaman insanlıktan çıkarabilir. İşkence yapan bir askerin savunması: “vatan için.” bombayı atan pilotun açıklaması: “vatan savunmasıydı.” en tehlikeli nefretler daima kutsal kılıflarla gizlenir. Milliyetçilik bu yüzden tehlikelidir.
Yani demem o ki: Milliyetçilik, insanlık tarihinin en yaygın ve en romantize edilmiş illüzyonlarından biridir. Duygusal açıdan anlaşılabilir ama mantıksal ve ahlaki olarak savunulamaz. Çünkü bireyi küçültür. Sorgulamayı bastırır. Ve en acısı, insanları kendi adıyla değil, ait olduğu “millet” adıyla yaşatır ve öldürür. Bu yüzden milliyetçilik saçmadır. Çünkü insanı insan olmaktan çıkarır, bir etiketin içinde boğar.