Hocam naptın gece gece devreleri yaktın valla
Ama şaka bi yana, çok derin ve güzel bi noktaya parmak basmışsın, tebrik ederim.
Şimdi yazdıklarını 5 kere okudum, hazmetmeye çalıştım. Benim bu konudaki nacizane fikrim şu; o bahsettiğin "anlam insanın anlamlandırdığı kadardır" lafı bence olayın özeti zaten. Bizim bir kapasitemiz var, bir bardağımız var diyelim. Okyanustan (esas olandan) su almaya çalışıyoruz ama bardağımız kadar alabiliyoruz. Sonra o bardaktaki suyu gösterip "işte okyanus budur, anlam budur" diyoruz. Halbuki okyanusun kendisi bambaşka, bizim bardaktakiyle sınırlı değil.
Senin sorduğun irtibat meselesi de bence tam burada kopuyor ya da bulanıklaşıyor. Yani biz kendi süzgecimizden, tecrübemizden geçirdiğimiz şeyi "mutlak doğru" ya da "esas anlam" sanma gafletine düşüyoruz.
Bunu şeye benzetiyorum ben, hani renk körü birine kırmızıyı anlatamazsın ya. Kırmızı orda durur, o bir "esas"tır, gerçektir. Ama adamın dünyasında kırmızının bir karşılığı anlamı yoktur ya da onu gri olarak kodlamıştır. Şimdi o adam gri görüyor diye kırmızının özü değişmiyor ama adamın hakikati o gri oluyor. Pozitif bilimler o rengin dalga boyunu ölçüyor, "nasıl" olduğunu söylüyor ama "neden" orada olduğu veya bize ne hissettirmesi gerektiği konusunda topu taca atıyor mecburen.
Bence o irtibatın ne halde olduğu sorusunun cevabı: İrtibat var ama çok parazitli. Bizim algılarımız, egomuz, o "doğal öğreti" dediğin şartlanmışlıklarımız araya girip sinyali bozuyor. Esas olandan gelen yayını cızırtılı izliyoruz gibi geliyor bana.
Bilmem anlatabildim mi, biraz karışık oldu ama senin yazı da maşallah beyin jimnastiği yaptırdı bana
Sence bu paraziti temizlemenin bi yolu var mı yoksa insan olmanın limiti bu mu?