Katılım
19 Aralık 2023
Mesajlar
167
Makaleler
1
Çözümler
1
Beğeniler
132
Türkiye'de yaşadığımız için pek fark etmiyor olabiliriz ama dünya genelindeki tüm ülkelerdeki eğitim sistemleri incelendiğinde, bu ülkedeki kadar rekabetçi, merkezi çoktan seçmeli sınavlara ve tamamen bilgisayar tarafından yapılan merkezi yerleştirmelere bağımlılık norm değil, aksine çok küçük bir istisna.


Türkiye'de hem liselere geçiş hem de yükseköğretime geçiş neredeyse sadece çoktan seçmeli testler üzerinden yürüyor. Bir öğrencinin Galatasaray Lisesi veya Orta Doğu Teknik Üniversitesi gibi ülkenin en prestijli okullarına gidebilmesi, sadece iyi bir öğrenci olması yetmiyor; en az bir sene kendisini hayattan soyutlayıp, hayatsız gibi ders çalışması gerekiyor. Sadece okullara geçişte değil, devlete memur atanma ve çeşitli kamu görevlerine başlayabilmek için de aynısını yapmak gerekiyor.


Rekabetçi sınavlar daha 13 yaşında başlıyor. 13 yaşındaki çocuklar "iyi okullar"a gidebilmek için ailelerinin de baskısıyla, bazıları ergenliğe bile girmemişken, dünyanın neredeyse hiçbir yerinde yaşıtlarından beklenmeyen kadar ders çalışması beklentisi altında yaşıyor. Dünyada ise bu tarz liseye geçmek için yapılan rekabetçi bir sınav ve rekabetçi bir merkezi yerleştirme çok çok az buldum. Dünyanın neredeyse tamamında liselere geçişte rekabetçi şartlar yok; ilkokula veya ortaokula nasıl geçiliyorsa, çoğunlukla ikamet şartıyla çocuklar liseye geçiyor. Türkiye'deki sistemin en benzerini Singapur'da buldum ama orada bile 13 yaşındaki çocukların Türkiye'deki gibi boyları kadar büyük test kitaplarını bitirmesinin beklendiğine pek emin değilim.


Üniversiteye geçişte ise, evet, liseye geçişin aksine, dünyanın birçok ülkesinde bunun için yapılan merkezi sınavlar var; ama YKS'nin gerçek anlamda eşdeğeri veya çok benzeri neredeyse yok. YKS'ye en yakın örneği hem merkezi sınav hem de bir kurum tarafından merkezi yerleştirme içeren İran'da buldum; ama onda da rekabet daha az, ülkenin nüfusu aynı olmasına rağmen sınavın adayları çok daha az, sınavda YKS kadar bir zaman baskısı da yok. Örneğin ABD'de SAT diye çoktan seçmeli, üniversiteye geçiş öncesi akademik yeterlilikleri ölçen bir sınav var. Ama öncelikle ABD'de üniversiteler özerk; Türkiye'de ÖSYM'nin yaptığı gibi bir merkezi yerleştirme yok ve üniversiteler öğrencilerini kendi belirlediği kriterlerle kendileri seçiyor. Bir üniversite hiçbir sınav sonucu istemeden öğrenci de kabul edebiliyor ve ABD üniversitelerinin en az yarısı öyle. Hatta özellikle COVID zamanında Harvard gibi ABD'nin en prestijli okulları bile sınav sonucu sunma gerekliliğini kaldırmıştı.


Ayrıca SAT, YKS gibi bir rekabet sınavından çok bir yeterlilik sınavı ve YKS'ye göre çok daha kolay; YKS'deki gibi aşırı bir zaman baskısı yok. Ayrıca sınava özel hazırlık yapan öğrenciler sınava genelde en fazla 1-2 ay hazırlık yapıyor; Türkiye'deki YKS çalışanlar gibi hayatsız şekilde bir sene SAT çalışan tek bir insan ABD'de yok. Ayrıca sınav her ay yapıldığı için başarısız olduğunuzda kısa bir süre sonra yeniden deneyebiliyorsunuz. Son olarak, ABD'deki bazı üniversiteler başvuru alırken SAT sonucunu zorunlu tutsa bile SAT sonucu sadece başvurunun küçük bir parçasını oluşturuyor; sadece SAT sonucuyla öğrenci alan bir üniversite yok. Düşük SAT skoru hiçbir iyi üniversiteye kesinlikle giremezsin anlamına gelmezken, yüksek bir SAT skoru her okula girebilirsin anlamına da gelmiyor. Ancak örneğin yüksek bir SAT skoru, diğer konularda neredeyse eşit (lise notları, herhangi bir alanda elde ettiği başarılar vb.) iki öğrenci arasında birinin öne çıkmasına sebep olabiliyor.


Türkiye'deki YKS ise dünyanın en zor sınavı olmasa da, zaman baskısı açısından dünyada eşdeğeri olmayan bir sınavdır denilebilir. Burada, Oxford'da profesör olan dünyanın en iyi matematikçilerinden Tom Crawford, Türkiye'deki TYT sınavının Matematik kısmını deniyor ve 30 soruyu yapması 1,5 saat sürüyor:



Bu sınav sistemi, iyi matematik bilmekten çok öğrencinin ne kadar hayatsız gibi ders çalışarak aşırı kalın soru bankalarını bitirerek, bu şekilde kendini ÖSYM'nin soru tarzına alıştırıp ne kadar kendini hızlandırabildiğini ölçüyor, desek bence çok yalan söylemiş olmayız. (Aynısı Türkiye'deki yabancı dil seviyesi ölçen YDS sınavında da var. Öyle bir sınav ki, İngilizce ana dili olan biri çok yüksek puan alamaz çünkü gerçek hayatta pek karşılığı olmayan, bir Amerikalının bile çok bilmediği aşırı ayrıntı gramer kuralları ölçülüyor; ama hiç doğru düzgün İngilizce bilmeyen biri taktik çalışarak başarılı olabiliyor.)


Burada sadece ABD'deki SAT'e örnek verdim diye sadece ABD'de böyle sanmayın. Dünyada merkezi bir üniversiteye geçiş sınavı olan ülkelerin neredeyse hepsinde sistem üç aşağı beş yukarı böyle işliyor. Dünyada eğitim sisteminin rekabetçiliğiyle ün salmış Güney Kore'de bile Türkiye kadar zaman baskılı ve rekabetçi bir sınav yok; Türkiye'deki gibi merkezi bir yerleştirme de yok, üniversitelere doğrudan başvuruyorsunuz ve bazı üniversiteler merkezi sınav sonucuna çok az ağırlık vererek lise notları, öğretmenlerden alınacak mektuplar, öğrencinin herhangi bir alandaki başarılarını vb. dikkate alarak öğrenci kabul edebiliyor.


Bazı ülkelerde ise (örneğin Yunanistan) ulusal bir merkezi sınav olsa da, bu sınavlar çoktan seçmeli değil, yazılı şekilde yapılıyor ve soru sayısı baya çok az oluyor. O yüzden sınavda başarılı olmak için yapılması gereken çalışma genelde soru bankaları bitirme değil, örneğin kompozisyon yazma yeteneğini geliştirmek oluyor.


Ha, Türkiye'deki bu merkezi sınav - merkezi yerleştirme sisteminin hiç avantajı yok mu? Bence var. Eğer gerçekten hiçbir soru sızıntısı olmuyorsa ve sınav güvenliği çok yüksekse, daha adil bir sistem düşünemiyorum. Diğer sistemlerde yolsuzluk sıfıra indirilse bile öğrenci seçiminde okul görevlilerinin fikri de dikkate alındığı için muhakkak bir nebze subjektiflik kaçınılmaz oluyor. Çoktan seçmeli testler ise bence insanlığın şimdiye kadar bulabildiği en adil ölçme-değerlendirme yöntemi, eğer bu sorular hiç kimsenin eline geçmiyorsa.

Ama dezavantajı yok mu? Bence çok. Eğitimin gereksiz derecede sınav odaklı olması gibi bir sonuç doğuruyor. Liseler, lise olmaktan çok, ülkemizde "YKS'ye hazırlık kursu" gibi bir hâle geliyor. Bence normal şartlarda okula gitmenin amacı sadece sürekli inekleyip ders çalışmak değildir; okul bir kurs değildir. Okul aynı zamanda öğrencinin kendini tanıyacağı, sosyal beceriler elde edebileceği, hayata hazırlanacağı yerdir. Ancak örneğin onlarca soru bankası bitirmek gibi, sadece merkezi bir sınavdaki soru tiplerini yeterince hızlı cevaplama becerisine yönelik bir çalışma, dünyada neredeyse hiçbir yerde bir okulun kazandırması beklenen faydanın çoğunu sağlamaz. Bana kalırsa bu kadar sınav odaklılık, eğitim sisteminin asıl amaçlarının minimize olup merkezi sınav başarısının asıl amaç hâline gelmesine sebep oluyor.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Bir öğretmen olarak sonuna kadar harfi harfine her şeye katılıyorum, altına imzamı da atıyorum.
Şu an ülkede eğitim sistemi bulunmuyor. Sınav sistemi bulunuyor. Eğitim yaşantılar yoluyla kişinin davranışlarını değiştirme sürecidir. Bizim "sınav sistemi" öğrenciye bir yaşantı sunmuyor, bir davranış değişikliğine neden olmuyor. Sadece 5 şıktan birini seçiyorsun. Zavallıca.
 
Şu aralar bu tarz konu çoğaldı. Lise dersleriniz mi zor geçiyor acaba? Eğitim sistemi evet, kötü. İyi değil ama şikayet edilerek de bir yere varılmaz. Bu sistemi değiştirmenin yolu, bu sistemde hayatta kalmaktır.
Benim için liseyi bitireli 10 sene oldu. Sadece görüşlerimi belirtmek istedim.