1- Gelişmiş ve medeniyet kurabilecek bir egemen türün bir gezegende ortaya çıkabilmesi için milyarlarca yıllık bir evrim süreci gerekiyor. Sadece bizim galaksimizde bile milyarlarca yıldız sistemi olduğu doğru ama küçük bir kısmı bu gereken birkaç milyar yıllık stabil ve yaşamı destekleyebilecek kadar yaşayabilen yıldızlar oluyor. F-G-K tipi yıldızlar bunu sağlayabiliyorlar (F tipi şaibeli), toplam yıldız sistemlerine oranları da az.
2- Bu kadar uzun süreli evrimi destekleyecek kadar stabil ömrü olan bir yıldız sisteminde doğru gezegende ve doğru zamanda başlayan bir hayat olması gerekiyor. O yıldızın çok aktif olduğu genç dönemlerinde ya da bunu destekleyemeyecek kadar yaşlandığı zamanlarda ortaya çıkan yaşam skalasının süresi çok kısa kalıyor. Bu kriterden de elimizdeki ihtimali en az yarı yarıya düşür. Yeteri uzunlukta yaşamı destekleyecek şartlara uygun goldilocks bölgesindeki gezegenin var olması ve yaşamın buna denk gelmesi ihtimali de az, o ihtimali buradan kat kat daha fazla düşür.
3- Bir tür gereken milyarlarca yıllık süreçte bizim gibi gelişmiş olabildi diyelim. Bu türün yıldızlararası seyahat edebilecek hale gelene kadar gelişmesi için doğru enerji türlerini yeterli miktarlarda karşılayabilmesi gerekiyor. Türlerin de hepsinin endüstri çağı başlangıcından itibaren gezegenin ekosistemini ciddi düzeyde etkileyecek kadar uzun süre ve miktarda karbon salınımı yaparak bunu deneyeceği muhakkak. Gelişmiş bir türün gelişime devam etmesi için gereken kaynak miktarı ve iklim dengesini koruyabilmesi çok küçük bir ihtimal. Bizdeki küresel ısınmaya ve gelecek 150 yıllık simülasyon hesaplarına bakarsanız bizim başımıza da bunun çok yakın zamanda gelecek olması %99.
4- Diyelim bazı türler bizim türümüz kadar bencil ve beyinsiz değil, en başından bunun farkına varıp adımlarını buna göre atmayı başardılar ve kaynak/iklim dengesini doğru kurabildiler. Bu defa karşılarına mekanik fiziğin kuralları çıkacak, bunu aşmaya çalıştıklarında da kuantum fiziğinin öngörülemez olgusuyla yüzleşmek zorunda kalacaklar. Mekanik fiziğe göre ışık hızına kütlesi olan bir cisimle ulaşmak imkansız. Sonsuz enerji gerekiyor. Yani bir ihtimal bu düzeye erişmiş bir uygarlık bile ışık hızının kütlesel bariyerine takıldığı için en yakın yıldız sistemlerine kadar gidemiyor olabilir.
Bu durumda 2 ihtimal var:
- Bu medeniyet ışık altı bir hızla sadece yakındaki yıldız sistemlerine gitmek zorunda. Bunun için dondurma teknolojisini kullanıp bizim gibi kompleks bir türü uyutup uyandırabilecek düzeye gelmeleri lazım. Bu sınırı aştılar diye varsayalım, bu defa o mesafeyi gidecek hıza (ışık hızının %70 kadarı mesela) ulaşmak ve sonra durmak için yetecek kadar büyük miktarda yakıtı (enerjiyi) depolayabilmesi gerekecek. Bunu da başardı diyelim ve bizdeki 1G hızlanma ve yavaşlamayla o hıza gelip seyahat edeceğini varsayalım; bu durumda hızlanma - seyir - yavaşlama döngüsünde sadece 4.37 ışık yılı uzaklığa gidişleri bile yaklaşık 5.5 yıl sürecek. Zaman genişlemesine göre hesaplarsak bu süre onlar için yaklaşık 4 yıllık bir süreye tekabül edecek. Bu kadar uzun süre uzay ortamında kalmış bireylerin uyutma/diriltme teknolojisine sahip olunsa bile kas ve doku kayıplarının ölümcül düzeyde olacağı ortada. Yolculuk sırasında radyasyon, muhtemel cisimlerle olan çarpışmalar, nötron fırtınaları gibi pek çok sorunla yıllarca mücadele edebilecek bir taşıt yapabilmek gerekiyor ama o hızda sadece bir kum tanesine temas etmek bile tüm gemiyi parçalamaya yetecek kadar enerji açığa çıkarır. Bunu da aştılar ve oraya gidilebildiler diyelim, bu defa önceki saydığım nedenlerden dolayı vardıkları yerde iletişim kurulabilecek gelişmiş bir türün var olma ihtimali zaten çok çok az.
- Bizdeki bilim kurgu olan ve bilimsel gerçekliği de hipotez düzeyinde kalmış yani gerçekliği henüz olmayan, hiçbir gözleme dayanmayan yöntemlerle uzay-zaman dokusunu büküp yolu kısaltarak gitmeyi çözecek kadar geliştiklerini varsayalım. Bunu yapmadan önce bu türün kendi yıldız sisteminin tüm kaynaklarına hakim olacak ve yıldızının enerjisini tamamen kullanabilecek kadar gelişebilmesi gerekiyor. Yerçekimsel alanlar yaratmak, uzay/zaman dokusunu manipüle edip 4. boyutta kesikler açıp istedikleri yere ulaşacak hale gelmeleri de tahmin edilmesi zor olacak kadar uzun süre gerektiriyor. Bu süreçte tüm sistemdeki kaynakları tüketebilirler. Bu olmadan o düzeye gelmeyi başardıkları zaman bile bu hipotezlerimizden birinin doğru çıkması ve yıldızlarası hızlı seyahatin gerçekleşme ihtimali çok az.
5- Son ihtimal: Diyelim başka gelişmiş bir medeniyet absürt düzeyde az olan tüm bu ihtimalleri gerçekleştirdi ve bu seviyeye ulaştı diyelim. Galaksi aşırı büyük ve bu çok çok az sayıdaki (belki de hiç olmayan) gelişmiş medeniyet bizden uzaklarda geliştiler diye düşünelim. Bu durumda milyarlarca yıldız sistemi arasından bizi bulma ya da ziyaret etmeye değer görme ihtimalleri çok düşük.
Uzaydaki mesafeler inanılmaz uzak, gelişmiş bir medeniyetin ortaya çıkma ihtimali genel olarak düşük, bir uygarlık ortaya çıksa bile bu düzeye erişecek teknolojiye sahip olmak için gerekecek süreyi sağlıklı şekilde tamamlama ihtimali çok çok daha düşük. Hipotezden ibaret olan (teori değil!) bilim kurgu öğelerini de gerçek olarak kabul edip plan yapmaya gerek yok. Birkaç filmin gazına gelip kendi hayal dünyanızda oluşturduğunuz fikirlere de çok bağlanmaya gerek yok. Bir şeyin "henüz" olmamış olması gelecekte olmayacağı ya da şu anda mümkün görünmeyen şeylerin gelecekte de mümkün olmayacağı anlamına gelmiyor. Bizler tür olarak daha sadece 100 yıldır 4. boyutun varlığından haberdarız, teknoloji seviyemiz yıldızlararası seyahati bırak en yakın yıldıza sinyal gönderebilecek kadar bile gelişmiş durumda değil. Gece çıplak gözle baktığınızda gördüğünüz en uzak "tekil" yıldız bile galaksi içinde bizim arka bahçemiz diyebileceğimiz kadar ufak bir alanda kalıyor ama galaksi o kadar büyük ki ulaşmak hatta sinyal gönderebilecek kadar güçlü bir verici yapabilmek bile şu anda hayal olarak kalıyor.
NOT: Bu yazıda yapay zeka ve hesaplama aracı kullanılmamıştır. Hepsi hatta hesaplamalar bile elle yapılmıştır.