Sana mı soracağım kime cevap vereceğimi? Anlamadım, sen misin buraların muhtarı?
Zaten ben diyorum ki, "Ahlak kuralları arasında, olgusal bir eylem yoktur." Yani, "Kendine yapılmasını istemediğin şeyi, başkasına yapma." anlayışı da referans olamaz. Ama dini bir hüküm ve bu anlayış arasında seçim yapmak zorunda kaldığımız için bu anlayış daha usturuplu bir hüküm yoludur.
Birisinin eşyasını, tabi ki de kendi çıkarlarım doğrultusunda çalmayacağım. Senin imanının esası da benden farklı değildir. Sen de "Allah böyle istedi." diye yapıyorsun. Yani Allah senden adam öldürmeni istese, öldüreceksin. İşte bu, bir ahlaki kural oluşturamaz.
Benim ahlak anlayışım, "Kendine yapılmasını istemediğin şeyi, başkasına yapma." Ben senin çıkarlarını korumak durumundayım ki, sen de benimkileri koru. Yani, ben senin dini ibadetlerine, yaşayışına karışmıyorum. Sen de benimkilere karışma.
Ama sen, "Allah'ın dini hakim olana kadar savaşın." anlayışını imanının gereği olarak uygulamak zorundasın. Burada sen benim haklarımı ihlal etmiş oluyorsun. Peki, bu durumda ahlaktan bahsedebilir miyiz?
Peki Allah'ın bu hükmü verirken yalan söylemediğini nereden bileceksin? Hadi Allah'ın yalan söylemediğini varsayalım. Peki, 1400 yıl önce oluşturulmuş ve Muhammed'in dahi mushaflaştırılırken görmediği kitabın doğru olduğunu nereden bileceksin?
Yani sen bana diyorsun ki, "Ben 1400 yıl önceki bir kitabın hükümlerini, peygamber dediğim kişinin sünnetlerini benimsiyorum." İyi o zaman, her Müslüman dört eş alsın, akraba kızlarıyla evlenebilsin, Müslüman olmayandan cizye alsın.
Ya da en önemlisi, bu kadar değişkene, bu kadar fıkıha, bu kadar itikada sahip olan bir dinde, hangi anlayışı benimseyecek ve uygulayacaksın?