Bakınız, yaşadığımız gezegen olan Dünya dâhil bütün gezegenler ve evrenin içindeki her şey bir zamanlar yoktu, kısaca "hiçlik" hâkimdi.
İslam dinine göre, Tanrı'nın tercihiyle evren ve içindeki gezegenler dâhil var olan her şey oluştu. Sonrasında Tanrı, biz insanları yarattı ve imtihana tabi tuttu. Bakın, Tanrı dediğimiz varlık şayet zamanı yaratmışsa zamanın dışındadır, başı ve sonu onun için birdir; her şey olup bitmiştir onun için, mantıken böyledir.
Tanrı, dediğiniz gibi imtihanın koşullarını imtihanın iyi olacağı şekilde mi belirledi?
Hayatta binbir farklı olasılık vardır, bir olasılığın gerçekleşmesi başka bir olasılığın zuhur etmesine olanak sağlayabilir, İslam dininde buna "kader" denmektedir ya da benziyor diyelim. Bu olasılıklar Tanrı katında belllidir, değişmez. Bildiğiniz üzere Tanrı'nın imtihan gereği belirlemiş olduğu bazı uyulması zorunlu yasaklar vardır ve bu yasaklara uyulmadığı takdirde kişi cehennem azabıyla cezalandırılır. Müslüman olan kadınlar için farz olan emirlerden birisi tesettürdür.
Merhameti sonsuz olan Tanrı, imtihan adı altında Müslüman olan kadın hayatı boyunca başörtüsü takmazsa ve mahrem olan yerlerini kapatmazsa ona cehennemin azabından tattıracak, bu bir gerçek. Yarattığı meyveden şarap yapıp da içene cehennem azabından tattıracak, bu da bir gerçek. Hayatı boyunca iyilik yapan ama sürekli göremediği varlığı bulmaya çalışıp da bulamayan ve sonucunda iman edemeyen insana da cehennem azabını tattıracak, bu da gerçek! Şu son yazdığım Tanrı gibi ihtişamlı, büyüklüğü ölçülemeyen bir varlık için gerçek komiktir. Evrende kum tanesi kadarız ve yüce olan bir yaratıcı bizleri imtihan ediyor, bizlere nimetlerini ve yaratmış olduğu güzellikleri sunuyor; eğer itaat etmezsen ateştesin, itaat edersen de sayısız güzellik seni bekliyor... Akıl alır gibi değil! Yani ne diyeyim size, şunun (Tanrı'nın kusursuzluğu, ilimi ve kudreti karşısında) akla ve mantığa uyma oranı yüzde kaçtır?
Dünya üzerinde imtihan adı altında ya da kader çizgisi doğrultusunda işkence gören, tacize ve tecavüze uğrayan; eli veya ayağı olmayan ya da sakat olan, görmeyen, duymayan, konuşamayan ve sıkıntısı çok olan maalesef bir hayli insan var. Bu insanların zorlu imtihanı, ileride cennette mükafatlandırılacakları için mi ya da ibretiâlem oldukları için mi ya da bizlerin şükür etmemize neden olmaları için mi bu kadar zor ve acımasızlık içeriyor? En büyük örneği de Gazze'deki olaylardır. Orada acı çeken insanları, özellikle masum olan çocukları, izlerken kahroluyorum; Tanrı olmuyor mu? Madem iyiliği kötülüğünden büyük, o hâlde neden "ebabil kuşlarını" göndermiyor? Tanrı'nın bu acımasız savaşlar karşısındaki iyiliği, bundan 1500 yıl öncesiyle mi sınırlı kalmıştır veya kalmalıdır? Yoksa bu olaylar ile Müslümanları yardım edip etmeyecekleri konusunda imtihan mı ediyor? "Tanrı orada ölen insanlara acı çektirmiyor." gibi düşünceler de safsatadan başka şey değildir. Şu anda orada yaratılan imtihan koşulunu, ailesinden birini ya da hepsini trafik kazası vb. nedenlerden dolayı kaybedenlerin acısını, dünyanın bir yerlerinde açlık ve susuzluktan ölen zavallı insanların çaresizliğini ve daha beter olaylar yaşayan insanların hâlini "iyi" sıfatıyla bana izah edemezsiniz. İleride gerçekleşecek olan mükafat durumu hiçbir şekilde Tanrı'nın şu anki gaddarlığını ortadan kaldırmaz, kaldıramaz! Bu gaddarlık durumu da, kurulacak olan mahkemeyi ertelese bile, Tanrı'yı ibadet edilebilir varlık yapmaz.
Zamanı yaratan Tanrı'nın, zamanın dışında kaldığından ve başıyla beraber sonunun da onun için bir olduğunu belirttim. Bu düşünceden yola çıkarsak eğer, dünya üzerinde İslam dinine inanmayan insanlarla beraber herkesin akıbetinin önceden belli olduğu yargısına ulaşırız, bu da şu demek: Dünya üzerinde yaşanan her türlü olumsuz durumların, işlenen suçların ve kötülüğün, söylenen yalanlar ve iftiraların, cinsiyet fark etmeksizin yapılan zulümlerin ve daha birçok olumlu ya da olumsuz durumların -örneğin- kâğıt üstüne önceden çizilmesi ve tıpkı yazıldığı gibi yaşanmasıdır. Kader meselesine göre, inançsız olan kişilerin (inançlı olanlar da dâhil) ilerleyeceği yol Tanrı katında çoktan bitmiştir zira zamanı tümüyle gözetir. Bu durumda inançsız insanın ibadet etmeme durumu, gerçekten onun tercihlerine mi dayanır yoksa Tanrı'nın zamanı tümüyle gözetmesinden ötürü kişinin vereceği kararların belli olmasına mı? Kader kavramına göre ikinci seçenek makul olmalı, bu durumda imtihan kavramının bir hiç olduğunu anlıyoruz.
Cennetin faydasının cehennemin zararından büyük olmasından mütevellit iyi imtihan düşüncesi geçerliliğini yitirdi zira hem görecelidir hem de başlı başına çelişkili olan kader inancı imtihanın ve Tanrı'nın yokluğunu dahi kanıtlar niteliktedir, kendimizi alenen kandırmaya hiç lüzum yoktur. Ayrıca bahsettiğiniz düşünceye yönelik bakış açısı gerçekten dardır ve dar olması sebebiyle varılan düşünce de eksik olmuş olur. Siz iyi imtihan düşüncesini sadece cennetin faydasının cehennemin zararından büyük olması koşuluna bağlarsanız hata etmiş olursunuz. Burada asıl önemli olan şey nedir: Tanrı'nın "sıfatları ve nitelikleri" doğrultusunda meydana gelen imtihan isteği ve içeriğidir. Bizler şu evrende basit canlılarız ama Tanrı öyle değil. İnsanoğlundaki ego kendimizi önemli görmemize sebep olmuştur, hâlbuki öyle değiliz. Şunu demeye getiriyorum: Biz aciz varlıklar olsak bile bazı şeyleri kendimize yakıştırmadığımızdan ötürü yapmayız, o tür şeylerin gerçekleşmesini istemeyiz ki itibarımız sarsılmasın. Biz insanlar böyle düşünüyorken, Tanrı neden bu denli basit düşünüyor? Tanrı tercih etmiş olduğu kararların insanların gözünde basit görüneceğini, saygınlığının azalacağını ve açıkça komik hâle düşeceğini biliyordu. Ha, bazı insanlar Tanrı'nın isteklerini gayet mantıklı ve yerinde bulabilir, onlara diyecek sözüm yok.
"Sonsuz cehennemle cezalandırılmanın haksızlık olmamasının nedeni, dünyada işlenen kötülüklerden ziyade, sonsuz cenneti kazanma fırsatı olabilir." demişsiniz. Anladığım kadarıyla Tanrı, bizlere cennete girme fırsatını veriyor ve bizler tercihlerimiz doğrultusunda sonsuz cenneti kazanabiliyoruz. Bizlere gerçekten tercih hakkı verildiği ne malum? Kader mevzusu, bu tercih olayını açıkça yalanlar. Kaderi yanlış anlamış değilim, her şey apaçık ortadadır.
Kusursuz olan varlığın kusurlu işlere karışması son derece mantık dışıdır. Tanrı, yaratmış olduğu kusurlu varlığa kendinde bulunan özellikleri "eksik" şekilde atfederek imtihan ettiği için kusurlu ve tutarsız duruma, açıkçası gülünç hâle düşmüştür. Biz insanları yaratıp da sadece kitap göndererek inanmamızı beklemesini nasıl açıklayabiliriz? Şunu diyebilirsiniz belki: Tanrı, yaratmış olduğu nimetler ve güzellikler karşısında şu yaşanan zevklerin vs. genel olarak anlamlı kılınabilmesi için imtihan ediyordur. Yalnız bu düşüncenin de mantığa aykırı olduğu nettir. Mesela merhameti kötülüğünden yüksek olan ve sonsuz ilime sahip olan Tanrı, Dünya'yı yaratmayıp direkt cenneti yaratabilir ve bizlerin orada sefa sürmesini sağlayabilirdi fakat sağlamadı. Evet, belki böyle olsaydı o sürülen sefanın hiçbir anlamı kalmazdı; ama kusursuz olan Tanrı'nın böyle basit düşüncelere takılmasının mantığa uygun olduğunu söyleyemezsiniz, söylerseniz tamamen hatalı olur. Bazıları şöyle der: "Eğer Tanrı bizi cennette yaratmış olsaydı ve kişinin kaderi gereğince cehenneme girecek insanlar olsaydı, cehennemdeki insanlar 'Ben neden cehennemdeyim, suçum ne?' derdi. Tanrı ise kişinin böyle sorular sormaması için ona belli bir süre tanıdı ve kişinin kendi tercihiyle cehennemi seçtiğini düşünmesini sağladı." Tanrı kişinin düşüncesini istediği gibi değiştirebilir, bu gibi düşüncelerin de saçmalıktan ibaret olduğunu görüyoruz.
Ben veya siz neden peygamber değilsiniz de başka insanlar peygamber ve cennete gitmeleri %100 garanti ya da Tanrı gibi bir varlık ile önceden iletişim kurabiliyorlar? Gördüğünüz üzere Tanrı'nın "adaletli, adil yaklaşımda bulunan" özelliğinden mütevellit insanlarla iletişime geçme durumu ya da iletişime geçerken yaratacağı milyarlarca insan arasından kayırıcı düşünceyle (Tanrı katında böyle düşüncelere yer yoktur ama ona göre eksik ve kusurlu olduğum için bu şekilde ifade etmek zorundayım) bazı insanları görevlendirmesi ve bizzat iletişime geçmesi kendi içinde tutarsızdır. "Peygamberlerin imtihanı ağırdır, dolayısıyla olmaman daha iyidir." vb. düşüncelerin hiçbir şekilde geçerliliği yoktur. Tanrı isterse eğer bu ağırlığı kaldırır ve peygamberin her iki tarafta da sefa sürmesini sağlayabilir, yani şöyle düşünceler o kadar anlamsızdır ki aslında...
Mesajımı yazmışken aklımdan geçen düşüncelerin büyük bir kısmını paylaşmak istedim, bu bakımdan bahsettiğiniz konuyla alakası olmayan ifadelere yer vermiş olabilirim.