Andar Han

Üstün
Katılım
30 Mart 2024
Mesajlar
1.175
Makaleler
4
Çözümler
9
Beğeniler
2.325
1. Hayatta pek çok an içinde, verdiğimiz kararları; birkaç vakit sonra yanlışlayıp, yapmasaydım iyi olurdu diyebiliyor muyuz?

2. Bir üstteki hareketimizin temelinde, doğru ve yanlıştan daha fazla olarak; duygusal devinimlerimiz etkili olabiliyor mu?

3. İnsanın algısı; kendini ait hissettiği zümre tarafından onaylanması ile coşabiliyor mu?

4. Yargısı, üstte belirtilen üç ihtimalle şekillenebilecek bireylerin ifadesini, doğru veya yanlış açısından değerlendirmek; soyut ile ilgili değil midir?

Sonuçta, soyut da kişiselliğe hapsolmuştur demek gayet mümkündür.

Yaşadığımız da; kişisel düsturlarını, anlamla iştiraklendirip, buna karşı desteklerini, yine kişilerden alanların kararları ile ilgilidir.
 
Son düzenleme:
Direkt insan konu olduğunda hiçbir şey kesin olmuyor. Sayımız az olunca sorun olmuyordu da şimdi fazla olduğumuz için az olduğumuz zaman yaptığımız karşılıklı anlaşmalar, töre, yasa, kural vs. hiçbiri yeterli gelmiyor. Bilginin aktarılmasının hızlanmasıyla beraber hızlanan dünyada bürokrasi ve "devlet" anlayışı değişime yeterince hızla ayak uyduramıyor. Bu sadece "toplumsal"ın bir kısmı, bireysel olarak daha derinlere inmek lazım.
 
Bilginin aktarılmasının hızlanmasıyla beraber

Bir süredir, bu noktayı düşünüyorum. Bir sonrakine sunulan hakim seçenek nedir? Okulunu oku, iş bul, evlen, çocuk sahibi ol, emekli ol ve öl. Ses çıkarma noktasına pek girmeyeceğim.

Iyi de aynı zamanda bu insanlar; beylik laflar ile, bir düşünceyi fade ettiklerini ve onu yaşattıklarını da zannedebiliyorlar.

Bu arada mesele; suçlu aramakla ilgili değil, davranışlar ve olası sonuçlar ile alakalı.
 
Okulunu oku, iş bul, evlen, çocuk sahibi ol, emekli ol ve öl.
Kendi iç dinamiklerimiz, doğanın iç dinamiklerine tam uymuyor. Bir rekabet ortamı olsa da iyi-kötü herkes bir şekil hayatta kalabiliyor. 99% için bu formül geçerli. O 1% medeniyetimizi ileri götürüyor. İnternet varken 99%'un içinde olmak veya 1%'in içinde olmak tercihtir. Herkes halinden memnun gibi. O 99% birey olarak değil toplum olarak yaşıyor. Hepsinin düşüncesi bir ya da birkaç düşünce etrafında toplanıyor. Gönlünüzden geçeni yapın, etik yargılara çok takılıyorsanız "kimseye dokunma, kendine dokundurma" felsefesini benimseyebilirsiniz.

Ekleme: Çok garip bir noktadan girip çıktım, ikinci kez okuyunca "Alakası ne?" dedim kendime. Bir sonrakine daha toplu bir bir şey yazmak istiyorum. Şu anki haliyle tamamen rastgele yazılmış gibi duruyor.
 
Medeniyeti ileri götürmeye çok gerek yok ufak şeyler bile fark yaratabiliyor @Cruslan. bir kişi gerçek gündemin farkında olunca veya teknolojiyi veya bilimi takip edince çok fazla kişinin arasından sıyrılıyor. Kaç kişi yz devriminin farkında ki? Kal kişi AI yerine yz denmesi gerektiğini farkında? Ve evet kişiden kişiye değişiyor biz bunu nesnelleştirmeye çalışıyoruz. En bariz örneği anayasalar olabilir. Anlayışlar cesitlendikce daha kapsamlı kurallar koyuyoruz.

Bürokrasi ve "devlet" anlayışı değişime yeterince hızla ayak uyduramıyor.

Çok hızlı ayak uyduruyorlar ama Türkiye'den fark etmesi zor. ABD ve Çin takip ediyor Avrupa bu alanda etsin etmesin Amerikan yenilecek bence en azından şimdilik.

Kendi iç dinamiklerimiz, doğanın iç dinamiklerine tam uymuyor.

Ben öyle düşünmüyorum statü her zaman önemliymiş.
Konu başlıktan kopuk geldi.
 
Ben öyle düşünmüyorum statü her zaman önemliymiş.

Bunu bilmediğim ya da yadsıdığım düşünülemez ki mevzu aslında bunun kişisel seçimler ve onaylarla ilgili olduğudur. Çoğaltılan ya da onaylanan budur ki, kabul görmektedir. Statüyü degerlendirme hususu, burada soruna da vesile sanırım.


Hangi kısmı? Kişisel tercihlerin; doğru ve yanlış üzerindeki tesiri hakkında olduğunu, bu konuda konuştuğumuzu düşünüyorum.
 
1. soruda eleniyorum, düşünce yapım inanılmaz hızlı ben tek kelime etmeden kafamın içinde binlerce satır senaryo dönüyor bu yüzden asla pişman olmuyorum.

"Her şeyi biliyorum" demenin bir başka hâli sanırım veya ikinci seçenek olarak "ben kimseyi dinlemem". Ya da üçüncü seçenek, sizin bir sonraki cevapla kendinizi daha geniş ifade etmeniz.
 
1. soruda eleniyorum, düşünce yapım inanılmaz hızlı ben tek kelime etmeden kafamın içinde binlerce satır senaryo dönüyor bu yüzden asla pişman olmuyorum.

Son zamanlarda bu özelliğimi kaybetmeye başladım geri kazanmalıyım.


Medeniyetin ilerleme kısmından okumaya başlamıştım. Şimdi konuyu baştan okuyunca kopuk gelmedi.

Bunu bilmediğim ya da yadsıdığım düşünülemez ki mevzu aslında bunun kişisel seçimler ve onaylarla ilgili olduğudur. Çoğaltılan ya da onaylanan budur ki, kabul görmektedir. Statüyü degerlendirme hususu, burada soruna da vesile sanırım.

Crusian'in yazısına yanıt vermiştim. Rekabet ortamından konu açınca statü rekabetin düşündüm. Üst taraf bu rekabeti verimli işçilik alt tataf statü görebiliyor.
 
1. Hayatta pek çok an içinde, verdiğimiz kararları; birkaç vakit sonra yanlışlayıp, yapmasaydım iyi olurdu diyebiliyor muyuz?
2. Bir üstteki hareketimizin temelinde, doğru ve yanlıştan daha fazla olarak; duygusal devinimlerimiz etkili olabiliyor mu?

İnsanların doğru ve yanlış kavramının belirleyicilerinden birisi duygularıdır zaten. Doğru ve yanlış ne kadar zıt iki şey gibi görünse de birisi olmasaydı, diğerinin varlığı imkansız olurdu.

Pişmanlık, doğru ve yanlış arasındaki sırat köprüsüdür. Geçebilmek, geçtikten sonra geri dönmeme iradesini gösterebilmek ve her ne kadar "sen" ile çatışsa da, iç dünyanda kabullenemesen de, artık yeni doğrun ile barışmak elde etmesi zor bir erdemdir.

3. İnsanın algısı; kendini ait hissettiği zümre tarafından onaylanması ile coşabiliyor mu?

Burada algıdan kastımızın ne olduğuna bağlı. Perception olan algı ise evet. Yaşadıklarımız algımızı tamamen değiştirir. Yaşadıklarımızdan kastım, illa bir olay olmasına gerek yok.

Yolda yürürken şöyle dur ve bir etrafına bak. Sen haricinde, kendi benliğin dışında algılayabildiğin her şeyi algılamaya çalış. Kuşları dinle, yolda yürüyen kediye bak, insanlara bak, kenarda köşede oturan ve her halinden belli olan mutsuz o insanı gör. Perception bu yaptığın. Gördün ama algıladın mı? Neden o halde olabileceğini düşündün mü? Düşünmeye çalıştığında bir cevaba varabiliyor musun? 3-5 cümle dışında aklına ne gelebilir?

Hiçbir şey gelemez. Çünkü algıların limitlidir. Onun evreninde yolculuğa çıkacak cesaretin varsa, o insan da seni algını genişleterek ödüllendirir ve bir daha başka üzgün bir insana baktığında cümlelerini arttırır kafandan geçen. 3-5 olan cümle sayısı belki 10 olur, belki de 20.

Benim de ilk başta cümlelerim çok azdı. 2-3 tane ya vardı ya yoktu. Sonra farklı farklı pek çok hikaye dinledim. Bazen bir insandan, bazen parkta otururken kucağıma gelen bir kediden, bazen de bir kuştan. Artık bir kediye, gözlerine baktığımda aşağı yukarı ne halde olduğuna dair kafamdan o kadar çok cümle geçiyor ki, algım bu konuda çok genişledi. Bence asıl soru kendine ait hissettiği zümre değil, asıl soru farklı evrenleri algılayabilmek.

Evimin yakınlarında işitme engelliler için bir toplanma merkezi var. Orayı görmeni isterdim. Onları nasıl algılayabilirsin? Bakıyorsun, bakıyorsun ve elleri ile yaptıkları hareketlere anlam vermeye çalışıyorsun. Algılayamıyorsun bir türlü. O kadar yabancı geliyor ki, ilk gittiğimde kendimi orada sadece bir fazlalık gibi hissetmiştim.

4. Yargısı, üstte belirtilen üç ihtimalle şekillenebilecek bireylerin ifadesini, doğru veya yanlış açısından değerlendirmek; soyut ile ilgili değil midir?

Burada bir soyut çerçevesi çizmemiz lazım. Algılayamadığın her şey senin için soyut mudur? Yoksa evrensel olarak varolan ama sadece senin algılayamadığın için sana göre mi soyuttur? Soyutluk evrensellik ile bağdaştırılabilir mi? Kim bilir...