Nefs İlmi

Üstün
Katılım
30 Ocak 2024
Mesajlar
3.967
Makaleler
81
Çözümler
14
Beğeniler
4.797
Hayatın 3 tip anlamı olduğunu başka bir konuda belirtmiştim. Bu 3 tip anlamdan herhangi biri görmezden gelinemez. Görmezden gelindiği takdirde ruhsal sıkıntılar olacaktır.



1. Maddi anlam: Dünya'daki yaşamını sürdürmek, meslek sahibi olmak, bir iş yürütmek, aile kurmak ve hayatını beden ihtiyaçlarını karşılayarak sürdürmek.

2. Manevi anlam: Dünya'daki yaşamını manevi boyutta değerlendirmek. Kendi ruhsal bütünlüğünü sağlamak. Kendini, benliğini, değerlerini tanımak ve güzel ahlakı edinip ruhsal bütünlük sağlamak. Carl G. Jung bunu şu şekilde açıklar:

Gölge benliğimizi ret etmeyip onu tanıyıp ama çok da kontrol vermeyip günlük yaşamdaki personalarımızdan ayrışıp kolektif bilinçdışındaki bilge, kahraman, çocuk, tanrı gibi arketipleri tanıyıp bu arketiplerin bizdeki karşılığı nedir bulup animus ve anima arketiplerindeki akışkan dengeyi bulmak ve kendi gerçek benliğimizi ortaya çıkarmak hayatın anlamıdır.

3. İlahi anlam: Tek tanrıya inanmak. Panteizm, Hinduizm, teslis olan Hristiyanlık değil de tek tanrılı bir dinde olup o tanrıya inanmak ve ona teslim olmaktır. Bu konuda geçerliliği ve kuvveti en çok ve tek olan İslam dinidir. Çok tanrılı yahut parçalanmış tanrılı dinler kişide ruhsal sıkışmışlık ve anlamsızlık doğuracaktır hayatın bir evresinde. Diğer bir konu non-teizm. O başka bir vaka olup ruhsal sıkışmışlık kaçınılmazdır.

Bu 3 anlam ayrı değildir, birbiri ile iletişim halindedir. Birinin görmezden gelinmesi sıkıntıya meydan verecektir.

Ne düşünüyorsunuz?

Şu konuda yazdım ama ayrı konu olarak da açmak istedim.
 
Hayatın 3 tip anlamı olduğunu başka bir konuda belirtmiştim. Bu 3 tip anlamdan herhangi biri görmezden gelinemez. Görmezden gelindiği takdirde ruhsal sıkıntılar olacaktır.



1. Maddi anlam: Dünya'daki yaşamını sürdürmek, meslek sahibi olmak, bir iş yürütmek, aile kurmak ve hayatını beden ihtiyaçlarını karşılayarak sürdürmek.

2. Manevi anlam: Dünya'daki yaşamını manevi boyutta değerlendirmek. Kendi ruhsal bütünlüğünü sağlamak. Kendini, benliğini, değerlerini tanımak ve güzel ahlakı edinip ruhsal bütünlük sağlamak. Carl G. Jung bunu şu şekilde açıklar:

Gölge benliğimizi ret etmeyip onu tanıyıp ama çok da kontrol vermeyip günlük yaşamdaki personalarımızdan ayrışıp kolektif bilinçdışındaki bilge, kahraman, çocuk, tanrı gibi arketipleri tanıyıp bu arketiplerin bizdeki karşılığı nedir bulup animus ve anima arketiplerindeki akışkan dengeyi bulmak ve kendi gerçek benliğimizi ortaya çıkarmak hayatın anlamıdır.

3. İlahi anlam: Tek tanrıya inanmak. Panteizm, Hinduizm, teslis olan Hristiyanlık değil de tek tanrılı bir dinde olup o tanrıya inanmak ve ona teslim olmaktır. Bu konuda geçerliliği ve kuvveti en çok ve tek olan İslam dinidir. Çok tanrılı yahut parçalanmış tanrılı dinler kişide ruhsal sıkışmışlık ve anlamsızlık doğuracaktır hayatın bir evresinde. Diğer bir konu non-teizm. O başka bir vaka olup ruhsal sıkışmışlık kaçınılmazdır.

Bu 3 anlam ayrı değildir, birbiri ile iletişim halindedir. Birinin görmezden gelinmesi sıkıntıya meydan verecektir.

Ne düşünüyorsunuz?

Şu konuda yazdım ama ayrı konu olarak da açmak istedim.
2 ve 3 birlestirilebilir diye dusunuyorum.
 
2 ve 3 birlestirilebilir diye dusunuyorum.
Hepsi birbiriyle iletişim halindedir bana göre.
Örneğin biri doktor olmuştur (dünyevi). Doktorluğunu Nijerya'da bir köyde yapıyordur (infak/İslam/ilahi). Kendi değerlerini rahat bir klinikte yapmak yerine öyle bir yerde yaparken hayatın farklı bir akışında yer alarak keşfedebilir (manevi). Farklı örnekler verilebilir.
 
2. ve 3. maddede açıklanan durum aslında insanın fıtratında olan inanç ihtiyacının doğurduğu şeylerdir. Her kim olursa olsun muhakkak bir şeye inanma ihtiyacı duyar, bir kutsalı olmak zorundadır. Celal Şengör'ün bile vardır emin olun.

Bu konuda örnek olarak; Jahrein inançsız olduğunu iddia etmesine rağmen ara ara boşluğa düştüğünü, inanacak bir şey bulamamasının onu korkuttuğunu söylüyor. Bunun sebebi inanmanın maddi ihtiyaçlarımız gibi (beslenme, giyinme gibi) bir ihtiyaç olmasıdır.
 
2. ve 3. maddede açıklanan durum aslında insanın fıtratında olan inanç ihtiyacının doğurduğu şeylerdir. Her kim olursa olsun muhakkak bir şeye inanma ihtiyacı duyar, bir kutsalı olmak zorundadır. Celal Şengör'ün bile vardır emin olun.

Bu konuda örnek olarak; Jahrein inançsız olduğunu iddia etmesine rağmen ara ara boşluğa düştüğünü, inanacak bir şey bulamamasının onu korkuttuğunu söylüyor. Bunun sebebi inanmanın maddi ihtiyaçlarımız gibi (beslenme, giyinme gibi) bir ihtiyaç olmasıdır.
E pek tabii inanma ihtiyacı var. Zaten insan aşkınlığı düşünen tek canlı. Ama bu durum 3.tip anlamla ilişkili bana göre. Zira insan bir şeye inanmasa bile manevi anlamda kendisini besleyebilir. Ha ne kadar doyurucu olur onu bilemem. Ama tanrı inancı olmasa bile hayır işlerde bulunan diğer insanlara karşı hoşgörülü yaklaşan kibir kırıntısı taşımayan insan da kendisini ruhsal anlamda yükselmiş hissedecektir.
 
E pek tabii inanma ihtiyacı var. Zaten insan aşkınlığı düşünen tek canlı. Ama bu durum 3.tip anlamla ilişkili bana göre. Zira insan bir şeye inanmasa bile manevi anlamda kendisini besleyebilir. Ha ne kadar doyurucu olur onu bilemem. Ama tanrı inancı olmasa bile hayır işlerde bulunan diğer insanlara karşı hoşgörülü yaklaşan kibir kırıntısı taşımayan insan da kendisini ruhsal anlamda yükselmiş hissedecektir.
İnanç deyince kasıt yanlış anlaşılabiliyor. Semavi dinlerden, çeşitli ideolojilerden de fazlasını kast ediyorum ben. Herhangi bir olaya, kişiye, nesneye vs. inanma durumu olabilir. Cem Yılmaz da diyor ya Hindistan için "maymuna tapan adam var orada" diye, yani inanç türleri çok geniş. Zaten inanma ihtiyacımızın ortaya çıkmasındaki temel husus, yok olacağımıza inanmak istemiyor oluşumuzdur.
 
İnanç deyince kasıt yanlış anlaşılabiliyor. Semavi dinlerden, çeşitli ideolojilerden de fazlasını kast ediyorum ben. Herhangi bir olaya, kişiye, nesneye vs. inanma durumu olabilir. Cem Yılmaz da diyor ya Hindistan için "maymuna tapan adam var orada" diye, yani inanç türleri çok geniş. Zaten inanma ihtiyacımızın ortaya çıkmasındaki temel husus, yok olacağımıza inanmak istemiyor oluşumuzdur.
Yani "iyilik yap iyilik bulursun" da bir inanç ama ben bunu kast etmiyorum. Yani bir tanrıya, aşkınlığa olan inancı kast ediyorum. Ama dediğini anladım.
 
Hayatın anlamı ile insanın hayatı anlamlandırması ayrılığı, üçüncü madde ile belirginleşir. İlahi ayrımda insana düşen, "hayatın anlanması" olur. Anlamlandırma kudretinde olanın sorgulanması mümkün değildir ve insana ihtiyacı yoktur.

Genelde insan da burada bocalamaktadır. İlahi olanın ifade ettiklerini kendince açıklamaya yeltenen insanlar, anlayıştaki ayrılıkları fark edemeyenler sayesinde yücelir. Ve ilahiyat denilen de yine insana hapsolur. Tepede bazı ayrımlar oluşturulabilir tabii. Farklılıklar ise insanın algısına muhtaç olacaktır.
 
Son düzenleme:
Genelde insan da burada bocalamaktadır. İlahi olanın ifade ettiklerini kendince açıklamaya yeltenen insanlar, anlayıştaki ayrılıkları fark edemeyenler sayesinde yücelir.
Diamond Tema adlı vasıfsızın buna iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum. İnanç faktörünü yok sayarak yaratıcıyı somut olarak bulmaya çalışıyor. Kitapları kutsal görmese bile addedip ilahi kaynak muamelesi yapıyor. İnancı cımbızla çekip alınmış müslüman tam olarak.
 
@celilemrednsmnt, kişiler hakkında genel bir kanıdan kaçınmaya çalişiyorum ama bahsettiğiniz zâtın yer yer bu dolaylarda dolaşması ve onu takip eden kitlenin de onu bir karar mecii olarak görmesi... Bunun ismi Ahmet olsa da aynı, Mehmet olsa da aynı.

Bireysellik, bireyin kendini anlam ve kavrayış yönünden geliştirmeye çalistığı ortamlarda faydaya dönük olabilir tabii. Lakin bu anımızda pek de o şekilde değil. Taraftarlık, her bir zerreye nüfuz etmekte. 100'de 100 doğru ve şaşmaz insan mümkün mü?
 
Son düzenleme: