GCN
Yetkin
- Katılım
- 5 Ocak 2024
- Mesajlar
- 116
- Çözümler
- 1
- Beğeniler
- 98
Sürekli olarak başka bir yerin varlığından bahsediyorsunuz. Ölümden sonra hayali bir yerin, yüce Tanrı tarafından özel olarak bizim gibi insanlar için hazırlandığına inanıyor ve kısa ömrünüzde sıkça "Tanrı benimle" diyorsunuz. Eğer Tanrı sizinle ise, neden bu kadar çok şeyden korkuyorsunuz? Hastalanmaktan, zor durumda yaşamaktan, yaşlanmaktan ve ölmekten niye bu kadar endişe duyuyorsunuz? Siz Tanrı'nın sizinle olduğunu söylüyorsunuz, ancak gerçek şu ki, siz korkuyorsunuz. Zaten bu dünyada sizinle birlikte olan Tanrı, başınıza gelecek olan felaketleri önceden bilen ve hatta bunları size gönderen bir Tanrı'ysa, onun sizinle olmasının ne anlamı var ki? Zaten bu belaları sizin başınıza getiren de o değil mi? Eğer öyleyse, şeytana neden ihtiyaç var?
Aslında siz, kendi yaptıklarıyla savaşan, gereksiz yere yarattıklarına acı çektiren ve ardından bu acıları dindirmek için yine kendisine yalvartan bir Tanrı'ya inanıyorsunuz. Siz ölümden korkuyorsunuz, çünkü ürkütücü bir Tanrı'ya inanıyorsunuz. Onu sevdiğinizi söylüyorsunuz, ancak bu bile açık bir yalan! Ona yalnızca korktuğunuz için ve kendi çıkarlarınız için sevgi gösteriyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki ona "Seni sevmiyorum, senden nefret ediyorum." derseniz, sonsuza kadar cehennemde yanacaksınız. Onu sevmekten başka seçeneğiniz olmadığı için seviyorsunuz. Eğer yanılıyorsam, hemen şimdi inandığınız Tanrı'ya karşı çıkın! Göreceksiniz ki, sizin sevginiz de aslında bir yalan.
Aslında siz, yaşlanmaktan korkuyorsunuz. Korkuyu içselleştirdiniz. Yukarıda sadece sizi izleyip, hatalı olduğunuzda sizi her an cezalandırmayı bekleyen, korkunç bir Tanrı olduğunu düşünüyorsunuz. Ancak yanılıyorsunuz! Sadece kendinizi kandırdığınız ve başkalarını korkutma çabası içinde olduğunuz içi boş korku duvarları kurmuşsunuz. Çünkü siz, sizin gibi olmayanların, korkuya tapmayanların, düşünce ve hayalleri temiz insanların mutluluğunu kıskanıyorsunuz. Nefes almak, dans etmek, şarkı söylemek, aşık olmak, gülmek... sizin için ağır geliyor. Siz gülünce başınıza kötü bir şey gelme korkusu içindesiniz.
Aslında gerçek şu: Siz, öncekilerin düşleri ile yarattığı ve kutsallık maskesi ile gölgelediği tabuların kurbanı olmuşsunuz. Yapay korku duvarlarınızın sağlam bir temeli bile yok. Kendinize bir hapishane inşa etmişsiniz, ancak bu hapishane içi boş ve derme çatma. Başka yıkıntılardan taş ve toprak alarak, kendi hapishanenizi oluşturmuşsunuz. Siz de biliyorsunuz ki, cesur bir nefesle bu korku duvarlarını yıkabilirsiniz. İşte bu yüzden, konuşanların nefesini kesiyorsunuz, düşünmeden ve acımadan! İnsanları dilsiz ve sözsüz bırakmak için büyük bir titizlikle çabalıyorsunuz.
Günahı tanrısallaştırdınız, çünkü siz her zaman günahkar olmuşsunuz. Aslında siz farkında değilsiniz, ancak bugün hayalinizde kurduğunuz cennete yabancı bir misafir olarak geldiniz. Gerçek şu ki, siz bu yeri hak etmediniz. Bu nedenle burada kalmak sizin için mümkün değil. Siz buraya ait değilsiniz. Sadece bir gün bile kendiniz olamadan yaşadığınız bu deneyimden, sonunda bir hiç olarak ayrılacaksınız ve hayat sizi hatırlamayacak. Çünkü siz hatırlanmaya değer biri değilsiniz. Bana kızabilirsiniz, ancak çırpınışlarınız boşa gidecek. Hiçbir zaman hayalinizdeki yere gidemeyeceksiniz. Bahçeler, şaraplar, ırmaklar, kadınlar... hepsi hayal. Bu şeyler Tanrı'ya yakışmıyor, fakat siz de iyi biliyorsunuz, değil mi? Ama itiraf edin! Siz, kendinizle yüzleşecek kadar cesur değilsiniz. İnançlarınızın utandırıcı olduğunu biliyorsunuz, ama yine de onlara bağlı kalıyorsunuz. Başkalarının sizi aldatmasına izin veriyor ve onlarla birlikte kendinizi kandırıyorsunuz. İşte bu yüzden korkuyorsunuz! Çünkü baştan beri kandırıldığınızın farkındasınız. Bu işte tek yetenekli olan sizsiniz. Başka bir seçeneğiniz olmadığını sanıyorsunuz, ancak yanılıyorsunuz. Sadece yanıldığınızı kabullenemiyorsunuz. Görmüyor musunuz? Şeytanlar sizin içinizde değil, etrafınızda dolaşıyor. Onları her gün görüyorsunuz, içleri de dışları gibi kapkara. Anlamıyor musunuz? Tanrı, insanı yaratırken içine şeytan koymadı. Bunu yapanlar başkalarıydı. Ancak onlar ne yaparlarsa yapsınlar, içinizdeki sizin özünü yok edemezler. İçsel sesinize kulak verin, çünkü o sizin göremediğinizi görüyor, söyleyemediğinizi söylüyor ve düşünemediğinizi düşünüyor.
Aslında siz, kendi yaptıklarıyla savaşan, gereksiz yere yarattıklarına acı çektiren ve ardından bu acıları dindirmek için yine kendisine yalvartan bir Tanrı'ya inanıyorsunuz. Siz ölümden korkuyorsunuz, çünkü ürkütücü bir Tanrı'ya inanıyorsunuz. Onu sevdiğinizi söylüyorsunuz, ancak bu bile açık bir yalan! Ona yalnızca korktuğunuz için ve kendi çıkarlarınız için sevgi gösteriyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki ona "Seni sevmiyorum, senden nefret ediyorum." derseniz, sonsuza kadar cehennemde yanacaksınız. Onu sevmekten başka seçeneğiniz olmadığı için seviyorsunuz. Eğer yanılıyorsam, hemen şimdi inandığınız Tanrı'ya karşı çıkın! Göreceksiniz ki, sizin sevginiz de aslında bir yalan.
Aslında siz, yaşlanmaktan korkuyorsunuz. Korkuyu içselleştirdiniz. Yukarıda sadece sizi izleyip, hatalı olduğunuzda sizi her an cezalandırmayı bekleyen, korkunç bir Tanrı olduğunu düşünüyorsunuz. Ancak yanılıyorsunuz! Sadece kendinizi kandırdığınız ve başkalarını korkutma çabası içinde olduğunuz içi boş korku duvarları kurmuşsunuz. Çünkü siz, sizin gibi olmayanların, korkuya tapmayanların, düşünce ve hayalleri temiz insanların mutluluğunu kıskanıyorsunuz. Nefes almak, dans etmek, şarkı söylemek, aşık olmak, gülmek... sizin için ağır geliyor. Siz gülünce başınıza kötü bir şey gelme korkusu içindesiniz.
Aslında gerçek şu: Siz, öncekilerin düşleri ile yarattığı ve kutsallık maskesi ile gölgelediği tabuların kurbanı olmuşsunuz. Yapay korku duvarlarınızın sağlam bir temeli bile yok. Kendinize bir hapishane inşa etmişsiniz, ancak bu hapishane içi boş ve derme çatma. Başka yıkıntılardan taş ve toprak alarak, kendi hapishanenizi oluşturmuşsunuz. Siz de biliyorsunuz ki, cesur bir nefesle bu korku duvarlarını yıkabilirsiniz. İşte bu yüzden, konuşanların nefesini kesiyorsunuz, düşünmeden ve acımadan! İnsanları dilsiz ve sözsüz bırakmak için büyük bir titizlikle çabalıyorsunuz.
Günahı tanrısallaştırdınız, çünkü siz her zaman günahkar olmuşsunuz. Aslında siz farkında değilsiniz, ancak bugün hayalinizde kurduğunuz cennete yabancı bir misafir olarak geldiniz. Gerçek şu ki, siz bu yeri hak etmediniz. Bu nedenle burada kalmak sizin için mümkün değil. Siz buraya ait değilsiniz. Sadece bir gün bile kendiniz olamadan yaşadığınız bu deneyimden, sonunda bir hiç olarak ayrılacaksınız ve hayat sizi hatırlamayacak. Çünkü siz hatırlanmaya değer biri değilsiniz. Bana kızabilirsiniz, ancak çırpınışlarınız boşa gidecek. Hiçbir zaman hayalinizdeki yere gidemeyeceksiniz. Bahçeler, şaraplar, ırmaklar, kadınlar... hepsi hayal. Bu şeyler Tanrı'ya yakışmıyor, fakat siz de iyi biliyorsunuz, değil mi? Ama itiraf edin! Siz, kendinizle yüzleşecek kadar cesur değilsiniz. İnançlarınızın utandırıcı olduğunu biliyorsunuz, ama yine de onlara bağlı kalıyorsunuz. Başkalarının sizi aldatmasına izin veriyor ve onlarla birlikte kendinizi kandırıyorsunuz. İşte bu yüzden korkuyorsunuz! Çünkü baştan beri kandırıldığınızın farkındasınız. Bu işte tek yetenekli olan sizsiniz. Başka bir seçeneğiniz olmadığını sanıyorsunuz, ancak yanılıyorsunuz. Sadece yanıldığınızı kabullenemiyorsunuz. Görmüyor musunuz? Şeytanlar sizin içinizde değil, etrafınızda dolaşıyor. Onları her gün görüyorsunuz, içleri de dışları gibi kapkara. Anlamıyor musunuz? Tanrı, insanı yaratırken içine şeytan koymadı. Bunu yapanlar başkalarıydı. Ancak onlar ne yaparlarsa yapsınlar, içinizdeki sizin özünü yok edemezler. İçsel sesinize kulak verin, çünkü o sizin göremediğinizi görüyor, söyleyemediğinizi söylüyor ve düşünemediğinizi düşünüyor.
Son düzenleyen: Moderatör: