Obsidian_osf

Üyecik
Katılım
14 Temmuz 2026
Mesajlar
24
Beğeniler
9
Az önce forumda bir arkadaşla konuşurken biraz gerginleştim. Bu durumu buraya taşıyıp sizlerin de fikirlerini almak istedim.

Kendim teknoloji sektöründe yıllardır çalışıyorum; üniversite mezunu değilim. Türkiye'deki gençlerin üniversite tercihleri yaparken tamamen alakasız bölümleri seçmelerinin nedenini bilmiyorum ama bu durum beni aşırı derecede üzülüyor. Özellikle bilgisayar ve yazılım ile ilgili bölümlerde daha da fazla üzülüyorum. Örneğin, çocuk sınavdan iyi bir puan alıyor ve büyük çoğunluk bilgisayar mühendisliği veya yazılım mühendisliği bölümlerine yöneliyor. İki yıllık bölümlerde ise siber güvenlik veya programcılık gibi alanlar tercih ediliyor.

Buradaki temel sorun, insanların hiçbir bilgisi ve ilgisi olmayan bölümlere girip oradan bir umut beklemeleri. Birçoğunun beklentisi karşılanmıyor; bir kısmı bölüm değiştiriyor, bir kısmı ise üniversiteyi bırakıyor. İlginizin olduğu, yapmayı sevdiğiniz bir alanda neden bölüm seçmiyorsunuz? Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Daha çocuğun bilgisayarı yokken "bilgisayar mühendisliği okumak istiyorum" demesi... Aslında esas suç çocuklarda değil, sistemde ama o başka bir konu. Yine de insanların, özellikle gençlerin kariyer kurarken bu kadar mantıksız kararlar vermesini aklım almıyor. Gidip inatına, ne olursa olsun bilgisayar bölümlerine yöneliyorlar.

Yanlış anlaşılma olmasın, ben kimse okumasın demiyorum. Ama bana saçma gelen şey, gitmesi gerekenlerin değil, gitmemesi gerekenlerin bu bölümlere akması. Benzer bir örnek vermek istiyorum: Diyelim ki bir mühendislik bölümüne gittiniz ve yoğun bir şekilde CAD tasarımı yapmanız isteniyor. Siz bölümün ne olduğunu bile bilmeden gidip, ucuz ve işinizi görmeyeceği bariz olan bir bilgisayar alıyorsunuz. Sonra programları o bilgisayar açmayınca moraliniz bozuluyor, ek masraf yapıyorsunuz vs. bunun yerine bölüme ilginiz olsa, en azından bölümde şöyle ihtiyaçlar var, buna göre hareket etmeliyim diye düşünürdünüz. Eğer durumunuz el vermiyorsa, zorlamanın bir alemi yok bence. Zaten ilgiliyseniz, yapacağınız işe temel seviyede de olsa aşina olursunuz, gerekli ekipmanlara sahip olursunuz.

Üniversiteye bilgisayar mühendisliği veya yazılım mühendisliği isteyen kişinin, ilk bilgisayarını üniversiteye girerken alması aşırı derecede absürt ve saçma geliyor. Kuzey Amerika'da bir üniversiteye gireceğiniz zaman mülakatlar yapıyorsunuz; hayatınızdan, projelerinizden bahsediyorsunuz. Uygun görürlerse ve bütçeniz varsa giriyorsunuz. Tabii çok paranız varsa ne yaptığınız çok önemli olmuyor ama o ayrı bir mesele.

Türkiye'deki gençlerin "LGS'ye çalışayım, sonra puanıma göre liseye giderim. Sonra YKS'ye çalışayım, puanıma göre üniversiteye girerim" şeklindeki plansızlığını anlamıyorum. Hedef belirleyip ona çalışmak yerine rastgele ilerliyorlar. Elbette istisnalar vardır.

Aklıma daha farklı şeyler de geliyor ama konu anlaşıldı bence. Kırdığım veya üzdüğüm biri olduysa kusura bakmasın. Elimden ve türkçemden geldiğince kibar bir şekilde anlatmaya çalıştım.
Kimseyi kırma amacım yok sadece içimi döküp fikirlerimi belirtmek istedim. Bu durumun bana bir zararı yok, sadece gençlerin kafasını anlamakta güçlük çekiyorum.

Siz ne düşünüyorsunuz, merak ediyorum. Bunu deneyimleyen, aynı şekilde hareket edip sonrasında şöyle oldu, böyle oldu diyenler veya tanıdıklarında benzer durumları gözlemleyenler, şu anda aynı durumda olanlar yaşadıklarını belirtebilirler mi?
 
Az önce forumda bir arkadaşla konuşurken biraz gerginleştim. Bu durumu buraya taşıyıp sizlerin de fikirlerini almak istedim.

Kendim teknoloji sektöründe yıllardır çalışıyorum; üniversite mezunu değilim. Türkiye'deki gençlerin üniversite tercihleri yaparken tamamen alakasız bölümleri seçmelerinin nedenini bilmiyorum ama bu durum beni aşırı derecede üzülüyor. Özellikle bilgisayar ve yazılım ile ilgili bölümlerde daha da fazla üzülüyorum. Örneğin, çocuk sınavdan iyi bir puan alıyor ve büyük çoğunluk bilgisayar mühendisliği veya yazılım mühendisliği bölümlerine yöneliyor. İki yıllık bölümlerde ise siber güvenlik veya programcılık gibi alanlar tercih ediliyor.

Buradaki temel sorun, insanların hiçbir bilgisi ve ilgisi olmayan bölümlere girip oradan bir umut beklemeleri. Birçoğunun beklentisi karşılanmıyor; bir kısmı bölüm değiştiriyor, bir kısmı ise üniversiteyi bırakıyor. İlginizin olduğu, yapmayı sevdiğiniz bir alanda neden bölüm seçmiyorsunuz? Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Daha çocuğun bilgisayarı yokken "bilgisayar mühendisliği okumak istiyorum" demesi... Aslında esas suç çocuklarda değil, sistemde ama o başka bir konu. Yine de insanların, özellikle gençlerin kariyer kurarken bu kadar mantıksız kararlar vermesini aklım almıyor. Gidip inatına, ne olursa olsun bilgisayar bölümlerine yöneliyorlar.

Yanlış anlaşılma olmasın, ben kimse okumasın demiyorum. Ama bana saçma gelen şey, gitmesi gerekenlerin değil, gitmemesi gerekenlerin bu bölümlere akması. Benzer bir örnek vermek istiyorum: Diyelim ki bir mühendislik bölümüne gittiniz ve yoğun bir şekilde CAD tasarımı yapmanız isteniyor. Siz bölümün ne olduğunu bile bilmeden gidip, ucuz ve işinizi görmeyeceği bariz olan bir bilgisayar alıyorsunuz. Sonra programları o bilgisayar açmayınca moraliniz bozuluyor, ek masraf yapıyorsunuz vs. bunun yerine bölüme ilginiz olsa, en azından bölümde şöyle ihtiyaçlar var, buna göre hareket etmeliyim diye düşünürdünüz. Eğer durumunuz el vermiyorsa, zorlamanın bir alemi yok bence. Zaten ilgiliyseniz, yapacağınız işe temel seviyede de olsa aşina olursunuz, gerekli ekipmanlara sahip olursunuz.

Üniversiteye bilgisayar mühendisliği veya yazılım mühendisliği isteyen kişinin, ilk bilgisayarını üniversiteye girerken alması aşırı derecede absürt ve saçma geliyor. Kuzey Amerika'da bir üniversiteye gireceğiniz zaman mülakatlar yapıyorsunuz; hayatınızdan, projelerinizden bahsediyorsunuz. Uygun görürlerse ve bütçeniz varsa giriyorsunuz. Tabii çok paranız varsa ne yaptığınız çok önemli olmuyor ama o ayrı bir mesele.

Türkiye'deki gençlerin "LGS'ye çalışayım, sonra puanıma göre liseye giderim. Sonra YKS'ye çalışayım, puanıma göre üniversiteye girerim" şeklindeki plansızlığını anlamıyorum. Hedef belirleyip ona çalışmak yerine rastgele ilerliyorlar. Elbette istisnalar vardır.

Aklıma daha farklı şeyler de geliyor ama konu anlaşıldı bence. Kırdığım veya üzdüğüm biri olduysa kusura bakmasın. Elimden ve türkçemden geldiğince kibar bir şekilde anlatmaya çalıştım.
Kimseyi kırma amacım yok sadece içimi döküp fikirlerimi belirtmek istedim. Bu durumun bana bir zararı yok, sadece gençlerin kafasını anlamakta güçlük çekiyorum.

Siz ne düşünüyorsunuz, merak ediyorum. Bunu deneyimleyen, aynı şekilde hareket edip sonrasında şöyle oldu, böyle oldu diyenler veya tanıdıklarında benzer durumları gözlemleyenler, şu anda aynı durumda olanlar yaşadıklarını belirtebilirler mi?

Ne yapmalarını bekliyorsunuz ki? İstediği bölüme girse iş bulamayacağını biliyor. O da girebileceği en prestijli bölüme girip en azından şansını arttırmak istiyor.
 
En güzel iş, sevdiğin iştir diye düşünüyorum. Ben henüz isteyerek gitmediği bir bölümden mezun olup iş yapan biriyle tanışmadım ama muhakkak vardır. Fakat bence olabildiğince ilgi duyulan bölümler tercih edilmeli.
 
Ne yapmalarını bekliyorsunuz ki? İstediği bölüme girse iş bulamayacağını biliyor. O da girebileceği en prestijli bölüme girip en azından şansını arttırmak istiyor.

Girdikleri bölüm tıp bölümü değil ki prestijli olsun. Türkiye'deki teknoloji firmaları bile artık yabancı iş gücüne yöneliyor. Türkiye'deki gençler yerine, Orta Doğu'daki diğer ülkelerden kaliteli mühendisleri tercih ediyorlar çünkü Avrupa ve kuzey Amerika artık onları kabul etmediği için Türkiye'ye geliyorlar.
 
Girdikleri bölüm tıp bölümü değil ki prestijli olsun. Türkiye'deki teknoloji firmaları bile artık yabancı iş gücüne yöneliyor. Türkiye'deki gençler yerine, orta doğu'daki diğer ülkelerden kaliteli mühendisleri tercih ediyorlar çünkü Avrupa ve kuzey Amerika artık onları kabul etmediği için Türkiye'ye geliyorlar.

Aldığın puanın maksimum bandı senin için en prestijli bölümdür. Diyarbakır taklacı güvercin yetiştiriciliği bölümü ile Ankara bilgisayar mühendisliği bölümü aynı mı? Her üniversitenin bir prestiji vardır. Adamın isteği psikoloji mesela ama okursa iş bulamayacağını adı gibi biliyor. En azından şansım artsın belki yaparım diyor.
 
Aldığın puanın maksimum bandı senin için en prestijli bölümdür. Diyarbakır taklacı güvercin yetiştiriciliği bölümü ile Ankara bilgisayar mühendisliği bölümü aynı mı? Her üniversitenin bir prestiji vardır. Adamın isteği psikoloji mesela ama okursa iş bulamayacağını adı gibi biliyor. En azından şansım artsın belki yaparım diyor.

Sorun da zaten bu. Psikoloji okursa iş bulamayacağını biliyor ancak bilgisayar okursa yine bulamayacağını bilmiyor. Şans artışı neye göre oluyor? Belli bölümler mi var, şansı yüksek olan? Ankara bilgisayar mühendisliği de kanaatimce prestijli değildir. Prestij popülerliğe göre mi oluyor, yoksa eğitim kalitesine göre mi?
 
Sorun da zaten bu. Psikoloji okursa iş bulamayacağını biliyor ancak bilgisayar okursa yine bulamayacağını bilmiyor. Şans artışı neye göre oluyor? Belli bölümler mi var, şansı yüksek olan? Ankara bilgisayar mühendisliği de kanaatimce prestijli değildir. Prestij popülerliğe göre mi oluyor, yoksa eğitim kalitesine göre mi?

Prestij o öğrencinin puanına göre oluyor. "hangisi daha pahalıysa o en iyisidir" algısı maalesef var. 400 puan aldı diyelim Ankara'da 400 puanlık ünileri yazıyor en başa gibi gibi. Bölüm fark etmeksizin.
Bilgisayar okursa yine bulamayacağını bilmiyor ama şansını arttırdığını düşünüyor, hatta bence arttırıyor da. Psikoloji atamaları diplerde. En azından bilgisayar okursa belki şanslı çıkarım diyor. Bu gençler ne yapsın peki? Biz de isteriz ki istediğimiz bölümü okuyup iş bulalım.
 
Gençlerin bahsettiğin şekilde yönelmemesinin temel sebebi sistem. Sistemin sorunu şu: Bir genci eğitiminin en başından itibaren kendisini keşfedebileceği belirli sistematiklerden, filtrelemelerden geçirmiyor. Her şey tamamen teorik ve tekdüze işleniyor. "Ana ders" olarak adlandırdığımız derslerin yanında gencin kendisini keşfedebileceği diğer beden, görsel sanatlar, müzik ve bilişim gibi dersler çoğu zaman boş geçiyor çoğu okulda. Hatta bana gelen bilgilere göre günümüzde bu durum daha vahim, "ana dersler"e kadar sıçramış. Bu süreç LGS, YKS sınavına kadar böyle sürüyor. Bu noktada da kişisel gelişim süresindeki bütün yük gence düşüyor ki kendisini keşfedebileceği alanlarla tanışsın, bunlara yönelsin, beğenmediği veya ilgi görmediği o uğraşı bırakıp bir başkasına geçebilsin. Bu süreçte de kişisel gelişimi bilemeyen genç, çoğunlukla çevresinde gördüğü şeylerden ibaret oluyor ve çoğu genç de bir noktanın ucundan tutup devam edemiyor, ağı genişletemiyor. Bunun sonucunda da "yazılım öğrenip zengin olayım", "mühendis olup rahat edeyim" gibi düşüncelere kapılıyorlar ve aslında genç dinamiğin o sınırsız öğrenme kapasitesini çok kısıtladıklarının farkında olmuyorlar. Bir bakıma sığ görüşe sahip oluyorlar.

Kendim de bu işin içerisinde olduğum için bir şey söylemek istiyorum. Ben yazılım geliştirme veya grafik tasarım işine "zengin olacağım" hevesiyle değil, "bu alanlarda bir şeyler üretmek istiyorum, projelerim var, fikirlerim var" gibi düşüncelerle girdim. Hatta çoğu uğraşımda da düzgün para kazanmadığımı da belirtmeliyim. Bu yolda ilerlerken, bütün planlamayı yaptığımı söyleyemem ama karşılaştığım her bir engel bana külfet değil, bir mücadele oluyor. Gerek para olsun, gerek halledemediğim bir hata. Ancak hiçbirisine aşılamaz engel olarak bakmıyorum. Aksine bunlardan keyif alıyorum.

Demek istediğim, dinamik yaşamı ve disiplini elde edebilmek için önce kişinin kendisini keşif sürecine sokması gerekiyor. Eğitim sisteminin kendisi gençlere bu konuda yardımcı olmak yerine bahsettiğim üzere gençleri daha tekdüze hale getiriyor. Aslında sistem tam olarak istenilen şekle getirilmeye çalışıyor ama hükümet propagandasını tartışmayacağım çünkü onun konusu çok uzar.

Üniversite seçimi konusunda da bu bahsettiğim etkenlerden ötürü gençler kolaya kaçıp kendisini "güvenceye" almak istiyor. Belirli bir şeyleri keşfedememiş gençler de tam dediğin gibi "önce sınava gireyim, puanıma göre bölüme giderim" demeyi tercih ediyor. Ancak hayatın kendisi yeteri kadar meşakatliyken kolaya kaçmak sadece kaçınılmaz sonu erteliyor.

Bir şeylerin geç elde edilmesi veya başlanılması da problem değil. Çoğu kez bu tarz konuları konuştuğum veya tartıştığım insanlara anlattığım gibi hiç kimse bir yarışın içinde değil, ortada bir kıyas yok, baz alınacak bir nokta yok. Sadece kendini keşfetmek, kişisel gelişim için ekstra çaba sarf etmelisin ve bir tek olan hayatının geri kalanında elde etmeyi istediğin o yaşamı sürmelisin. Bu süreçte de geç kalmıştık diye bir saçmalığı insanlara dayatıyorlar ama tamamen saçmalık. Öyle bir şey yok. Sadece bir şeyler yap, buna başla.
 
20 yıllık yönetimin sonucu.
Nüfus, şehir planlaması yapmadan hane başına 3 çocuk dediler televizyona çıkıp çıkıp.
Adam 20 yaşına gelene kadar ne iktidar ne muhalefet değişmiş, enflasyon tavan, çalışma şartları rezil. Bu ortamda adam aç kalmak ve belirli bir bölüme yığılma arasında tercih yapıyor.
Eğitim-öğretim hayatı da ayrı rezil, okulu bir şeyler öğrenmek için değil soru çözmek için gidiyor öğrenciler.

Çoğu ebeveyn de çocuğuna yol gösterecek bilgi birikime sahip değil, maddi yardımdan ötesini yapamıyorlar.
 
Karnını siz doyurmuyorsanız kimsenin genci, çocuğu hakkında yorum yapmaya bence gerek yok. Çünkü bu olanların sebebi 1 sonuca bağlı değil, bir sürü sebep var. Üstteki Abim zaten bazı sebepleri yazmış. İnternette görüyorum sabahtan akşama kadar z kuşağı şöyle böyle diye akıl verenlerle dolu ortalık. Böyle konuşanların'da aşırı rahat bir hayatı oluyor genelde.