Olayı 'alışveriş ahlakı' gibi sığ bir yere çekme çabanız, bahsettiğim toplumsal doyumsuzluğun tam olarak kimlerde vücut bulduğunu kanıtlıyor. Evimde 3-4 farklı klavyemin olması bir tercih ve süreç meselesidir; 500 TL'lik bir giriş seviyesi cihaz için izdiham yaratıp stok peşinde koşmakla arasındaki farkı anlayamamanız zaten bakış açınızın ne kadar dar olduğunu gösteriyor.Konu yine dönüp dolaşıp insanların neyi alıp alamayacağını yargılamaya geliyor. “ihtiyacı yoksa almasın”, “fazladan alan açgözlü” falan kusura bakma ama bu tamamen kişisel bakış açısı. Kimsenin alışverişine ahlak biçme hakkınız yok. Adam parasını verir alır, ister kullanır ister koleksiyon yapar ister yedek tutar. Bu seni neden bu kadar rahatsız ediyor anlamıyorum. Kampanya yapılmış, stok koyulmuş, alan almış. Burada suçlu gibi davranılmasının mantığı ne? Ayrıca “benim zaten 3-4 klavyem var” deyip ardından başkalarının fazla ürün almasını eleştirmek de ayrı çelişki. Demek ki insanlar tek ihtiyaç yüzünden almıyor hoşuna giden ürünü de alabiliyor. Başkası yapınca neden “doyumsuzluk” oluyor? Benim dediğim şey şu: İnsanlar ürünü aldı diye bu kadar tetiklenip psikolojik analiz kasmanın anlamı yok. Alamayanların önemli kısmı gelip ürünü, alan kişileri veya olayı küçümsemeye başladı. “zaten çöp ürün”, “alan açgözlü” söylemleri de çoğu zaman sonradan gelen savunma mekanizması gibi duruyor.
Konu açılış saatim olan 01:10’a baksaydınız, ben burada bu şuursuz tüketim çılgınlığını eleştirirken sizin muhtemelen hala F5 tuşuna umut bağladığınızı anlardınız. Almaya tenezzül dahi etmeyeceğim bir ürün üzerinden bana 'savunma mekanizması' anlatmanız ise sadece komik duruyor. 'Param var, istersem alır kırarım' mantığı bir güç gösterisi değil; vizyon eksikliği ve bencilliğin dışa vurumudur. Ben bir donanım parçası için sergilenen bu trajikomik kaosu eleştiriyorum, siz ise bu kaosun bir parçası olmayı savunuyorsunuz. Aradaki seviye farkı tam olarak budur.