Sevgili yapsan ne olacak, sonunda yine ayrılacaksınız.

Mantıksız bir tez. Olay anı yaşamaktır; eğlenmek, mutlu olmak içindir. Sevgili yapınca “aman nasılsa ayrılacağım” diye moralini mi bozsun insanlar? Elbette bunun farkında herkes. Böyle bir düşünce yapısı mantıksızdır. Ona bakarsak “yeni bilgisayar almaya ne gerek var, sonunda eskiyecek, çürüyecek” gibi bir hesaba çıkıyor söylediğin şey.
 
Mantıksız bir tez. Olay anı yaşamaktır; eğlenmek, mutlu olmak içindir. Sevgili yapınca “aman nasılsa ayrılacağım” diye moralini mi bozsun insanlar? Elbette bunun farkında herkes. Böyle bir düşünce yapısı mantıksızdır. Ona bakarsak “yeni bilgisayar almaya ne gerek var, sonunda eskiyecek, çürüyecek” gibi bir hesaba çıkıyor söylediğin şey.

Alakası bile yok, anı 2 ay yaşıyorsun sonrasında çekeceği acı bunun 3-4 katı. Kimse ya şu anı ben yaşayayım, sonra üzülsem de olur demez. Nasılsa ayrılıcam desin dediğim bir yazı da yok ortada, boş çarpıtmışsın. Bunlara boş yere heves edilmemesi gerektiğini söylüyorum orada. Çünkü herkes sevgilim olacak çok mutlu olacağım falan sanıyor, yaşamayan kişi bunun sonunu bilemez. Bilgisayar örneği de patlattı beni ya, söylediğimle biraz alakası olsaydı bari.
 
Alakası bile yok, anı 2 ay yaşıyorsun sonrasında çekeceği acı bunun 3-4 katı. Kimse ya şu anı ben yaşayayım, sonra üzülsem de olur demez. Nasılsa ayrılıcam desin dediğim bir yazı da yok ortada, boş çarpıtmışsın. Bunlara boş yere heves edilmemesi gerektiğini söylüyorum orada. Çünkü herkes sevgilim olacak çok mutlu olacağım falan sanıyor, yaşamayan kişi bunun sonunu bilemez. Bilgisayar örneği de patlattı beni ya, söylediğimle biraz alakası olsaydı bari.

Yani ben o tür ilişkilerden bahsetmedim hocam; ciddi ilişkilerden bahsetmiştim. Bir de mesela 2 ay birlikte olup sonra ayrılanlar var. Bu doğru mudur değil midir, bilemem, bilemeyiz. Ama genel olarak “takılmalık” ilişkiler zaten o kadar sürüyor ve bu da iki tarafın birbirine tam olarak bağlanmadığını gösterebilir. “yazı yok” derken de boş konuştuğumu sanmıyorum; sanırım birbirimizi farklı açılardan değerlendirdiğimiz için yanlış anladık. Heves konusunda haklısınız, ben de takılmalık ilişki üzerinden konuşmuyordum. Mesela bazı çiftlerde aşk olmaz ama birbirlerini severler, mutlu olurlar, zevk alırlar; ayrılınca da aşk acısı yaşamazlar. Bu da bir ihtimal. Ben o açıdan düşündüm. Genel olarak sevgili olunca sevdiğin kişiyle sevgili oluyorsun düşüncesi olduğu için insanlar mutlu olur tabii ki. Ama takılmalık ilişkide aşk yoksa ve tamamen “öylesine” ise o zaman ayrılık daha farklı olur. Gerçek aşk ve ciddi ilişki ise bambaşka bir şeydir. Yaşamayan biri için dışarıdan bakmak farklıdır; içeriden, yaşayarak bakmak farklıdır. Bilgisayar örneği evet alakasız oldu ama siz öyle söyleyince öyle anladım, aklıma başka örnek gelmediği için onu verdim. Saygılar.
 
Yani ben o tür ilişkilerden bahsetmedim hocam; ciddi ilişkilerden bahsetmiştim. Bir de mesela 2 ay birlikte olup sonra ayrılanlar var. Bu doğru mudur değil midir, bilemem, bilemeyiz. Ama genel olarak “takılmalık” ilişkiler zaten o kadar sürüyor ve bu da iki tarafın birbirine tam olarak bağlanmadığını gösterebilir. “yazı yok” derken de boş konuştuğumu sanmıyorum; sanırım birbirimizi farklı açılardan değerlendirdiğimiz için yanlış anladık. Heves konusunda haklısınız, ben de takılmalık ilişki üzerinden konuşmuyordum. Mesela bazı çiftlerde aşk olmaz ama birbirlerini severler, mutlu olurlar, zevk alırlar; ayrılınca da aşk acısı yaşamazlar. Bu da bir ihtimal. Ben o açıdan düşündüm. Genel olarak sevgili olunca sevdiğin kişiyle sevgili oluyorsun düşüncesi olduğu için insanlar mutlu olur tabii ki. Ama takılmalık ilişkide aşk yoksa ve tamamen “öylesine” ise o zaman ayrılık daha farklı olur. Gerçek aşk ve ciddi ilişki ise bambaşka bir şeydir. Yaşamayan biri için dışarıdan bakmak farklıdır; içeriden, yaşayarak bakmak farklıdır. Bilgisayar örneği evet alakasız oldu ama siz öyle söyleyince öyle anladım, aklıma başka örnek gelmediği için onu verdim. Saygılar.

Benim demek istediğim, böyle şeylere boş heves edilmesin. Sevgilin olunca çok mutlu olmayacaksın, her şey düzelmeyecek. Sevgili dediğin şey hayatın bir parçası da olmamalı o hale getirmemelisin. Tabii ki herkes ayrılınca mutsuz olmaz veya ayrılmazlar. Fakat bu düşük ihtimal. Ben yüksek ihtimali ele alarak yorum yapıyorum, yüksek ihtimalle yaşayacağı bunlar. Heves edecek mutlu olacağını falan sanacak ama hiçbiri olmayacak ve ekstra üzülecek. Deneyimsiz birinin bunları yaşaması daha da olası bir şey. Ben kimseye sevgili yapma demiyorum ama takıntı haline getirme. Olmuyor diye üzülme, hayatın ana noktasına koyma. Olacağı varsa olacak işler bunlar zaten, bir bakmışsın sevmişsin yani bu senin elinde de değil. O yüzden bu konuları takmak saçma bir şey. Ayrılacaksın üzüleceksin dememin sebebi de arkadaşın beklentisini düzeltmek. Gerçekçi olmak, yüksek ihtimalle yaşanacak bir durum bu. Ve arkadaş bunu bilsin, beklentisini de ona göre ayarlasın. Saf gibi dolaşmasın. Yoksa hayatında birinin olması güzel bir şey tabii ki. Bu şekilde takan ve hayatın ana konumu haline getirenlere sinir oluyorum zaten, soğuyorum dediğim kısım da bu. Bu kadar önemseme, mutluluğun anahtarı bu değil. Ve sen ciddi düşünüyorsundur, karşındaki takılıyordur. Bu tür olaylar için de yazdım onları. Bilgilensin.
 
Sevgili yapmak ne pazardan domates almiyorsun dostum.

Bu nesil sevgili yapmayi “flex” veya “ihtiyac” olarak goruyor sosyal medya yuzunden her insan sevilmek ister tabii ama onemli olan “sevilmek” zaten her an her yerde karsina cikabilir sevecegin, hoslanacagin kisi pesinden gidip aramaya gitmeye gerek yok.
 
Benim demek istediğim, böyle şeylere boş heves edilmesin. Sevgilin olunca çok mutlu olmayacaksın, her şey düzelmeyecek. Sevgili dediğin şey hayatın bir parçası da olmamalı o hale getirmemelisin. Tabii ki herkes ayrılınca mutsuz olmaz veya ayrılmazlar. Fakat bu düşük ihtimal. Ben yüksek ihtimali ele alarak yorum yapıyorum, yüksek ihtimalle yaşayacağı bunlar. Heves edecek mutlu olacağını falan sanacak ama hiçbiri olmayacak ve ekstra üzülecek. Deneyimsiz birinin bunları yaşaması daha da olası bir şey. Ben kimseye sevgili yapma demiyorum ama takıntı haline getirme. Olmuyor diye üzülme, hayatın ana noktasına koyma. Olacağı varsa olacak işler bunlar zaten, bir bakmışsın sevmişsin yani bu senin elinde de değil. O yüzden bu konuları takmak saçma bir şey. Ayrılacaksın üzüleceksin dememin sebebi de arkadaşın beklentisini düzeltmek. Gerçekçi olmak, yüksek ihtimalle yaşanacak bir durum bu. Ve arkadaş bunu bilsin, beklentisini de ona göre ayarlasın. Saf gibi dolaşmasın. Yoksa hayatında birinin olması güzel bir şey tabii ki. Bu şekilde takan ve hayatın ana konumu haline getirenlere sinir oluyorum zaten, soğuyorum dediğim kısım da bu. Bu kadar önemseme, mutluluğun anahtarı bu değil. Ve sen ciddi düşünüyorsundur, karşındaki takılıyordur. Bu tür olaylar için de yazdım onları. Bilgilensin.

Hocam, yazdıklarını satır satır okudum ve açıkçası bu son açıklamanla konuyu getirdiğin yer, benim de aslında en doğru bulduğum zemin oldu. Az önceki mesajlaşmalardaki kopukluk sanırım bakış açısı farkından ziyade, 'ilişkiye yüklenen anlam' konusundaki tanımlarımızdan kaynaklanmış ama şu an taşlar yerine tam oturdu.

'Hayatın merkezine koyma' ve 'beklenti yönetimi' konusundaki tespitlerine sonuna kadar, kelimesi kelimesine katılıyorum. İnsanların en büyük hatası, kendi içlerindeki mutsuzluğu veya boşluğu bir başkasının gelip sihirli değnekle düzelteceğini sanmaları. Senin o 'saf gibi dolaşmasın' dediğin nokta hayati önem taşıyor. Çünkü dediğin gibi, istatistiksel ve realistik olarak baktığımızda ilişkilerin büyük bir kısmı hüsranla veya ayrılıkla bitiyor. Bunu yok sayıp, sanki her başlayan ilişki sonsuza kadar sürecekmiş ve sonsuz mutluluk kaynağıymış gibi davranmak, dediğin gibi sadece büyük bir yıkıma davetiye çıkarmak oluyor. Deneyimsiz birinin bu rüzgâra kapılıp gitmesi, sonra da o senin bahsettiğin 3-4 katı acıyı çekmesi işten bile değil.

'Mutluluğun anahtarı bu değil' cümlen aslında tüm tartışmanın özeti. Bir insan tek başına mutlu olmayı, hayatını idame ettirmeyi beceremiyorsa, bir sevgili yapınca da o ilişkiyi zehir ediyor zaten. O takıntılı hal, o muhtaçlık seviyesi, senin de belirttiğin gibi karşı tarafı da soğutan, ilişkiyi de yıpratan, kişiyi de küçülten bir durum. Senin arkadaşa vermeye çalıştığın 'beklentini ayarla, kendini kaptırma' tavsiyesi, aslında onu korumaya yönelik en gerçekçi ve en dostane tavsiye. Benim 'anı yaşamak' dediğim şey bile aslında senin bu çizdiğin 'gerçekçi çerçeve' olmadan mümkün değil; çünkü beklentisi arşa çıkmış birisi anı yaşayamaz, sadece gelecekteki hayali mutluluğu kurgular ve o gerçekleşmeyince çöker.

'Olacağı varsa olur' tevekkülü ve 'hayatımın tek amacı bu değil' olgunluğu konusunda sana %100 hak veriyorum. Olayı romantizmden arındırıp bu kadar net bir gerçekçilikle analiz etmen bence çok daha sağlıklı. Arkadaşın da bu dediklerini kulağına küpe yapması lazım, yoksa dediğin gibi o heves kursağında kaldığında toparlanması zor olur. Bu açından bakınca söylediğin her şeyin altına imzamı atarım."
 
Hocam, yazdıklarını satır satır okudum ve açıkçası bu son açıklamanla konuyu getirdiğin yer, benim de aslında en doğru bulduğum zemin oldu. Az önceki mesajlaşmalardaki kopukluk sanırım bakış açısı farkından ziyade, 'ilişkiye yüklenen anlam' konusundaki tanımlarımızdan kaynaklanmış ama şu an taşlar yerine tam oturdu.

'Hayatın merkezine koyma' ve 'beklenti yönetimi' konusundaki tespitlerine sonuna kadar, kelimesi kelimesine katılıyorum. İnsanların en büyük hatası, kendi içlerindeki mutsuzluğu veya boşluğu bir başkasının gelip sihirli değnekle düzelteceğini sanmaları. Senin o 'saf gibi dolaşmasın' dediğin nokta hayati önem taşıyor. Çünkü dediğin gibi, istatistiksel ve realistik olarak baktığımızda ilişkilerin büyük bir kısmı hüsranla veya ayrılıkla bitiyor. Bunu yok sayıp, sanki her başlayan ilişki sonsuza kadar sürecekmiş ve sonsuz mutluluk kaynağıymış gibi davranmak, dediğin gibi sadece büyük bir yıkıma davetiye çıkarmak oluyor. Deneyimsiz birinin bu rüzgâra kapılıp gitmesi, sonra da o senin bahsettiğin 3-4 katı acıyı çekmesi işten bile değil.

'Mutluluğun anahtarı bu değil' cümlen aslında tüm tartışmanın özeti. Bir insan tek başına mutlu olmayı, hayatını idame ettirmeyi beceremiyorsa, bir sevgili yapınca da o ilişkiyi zehir ediyor zaten. O takıntılı hal, o muhtaçlık seviyesi, senin de belirttiğin gibi karşı tarafı da soğutan, ilişkiyi de yıpratan, kişiyi de küçülten bir durum. Senin arkadaşa vermeye çalıştığın 'beklentini ayarla, kendini kaptırma' tavsiyesi, aslında onu korumaya yönelik en gerçekçi ve en dostane tavsiye. Benim 'anı yaşamak' dediğim şey bile aslında senin bu çizdiğin 'gerçekçi çerçeve' olmadan mümkün değil; çünkü beklentisi arşa çıkmış birisi anı yaşayamaz, sadece gelecekteki hayali mutluluğu kurgular ve o gerçekleşmeyince çöker.

'Olacağı varsa olur' tevekkülü ve 'hayatımın tek amacı bu değil' olgunluğu konusunda sana %100 hak veriyorum. Olayı romantizmden arındırıp bu kadar net bir gerçekçilikle analiz etmen bence çok daha sağlıklı. Arkadaşın da bu dediklerini kulağına küpe yapması lazım, yoksa dediğin gibi o heves kursağında kaldığında toparlanması zor olur. Bu açından bakınca söylediğin her şeyin altına imzamı atarım."

Öyle hocam kesinlikle, kendim anı yaşayan biriyimdir. Ona rağmen söylüyorum bunları, çünkü dediğin gibi o konu bile gerçekçiliğe dayanıyor. İnsanın her şeyden önce kendi ile mutlu olması gerekiyor, kendiyle baş başa hayatı sürdürebilmesi gerekiyor. Bunu yapan bir insan, yapamayan insana göre çok daha az üzülür genel olarak. Ve karşındaki insanın da sana bakış açısı değişir. Burada takıntı yapılacak kısım sevgili değil yalnızlığı benimsemek aslında. İlk önce oraya yoğunlaşmak gerekiyor, zaten zamanla da alışıyorsun. Zor da gelebilir kolay da ama işin sonunda artık yalnız da kalsam sorun değil diyebiliyorsun. Tabii kötü yanları da var, insanlara karşı tahammülsüz yapıyor insanı. Ne zaman biriyle çok isteyerek konuştum bilmiyorum hatırlamıyorum mesela, bu gibi yanları da var. Ama çok da önemli değil. Şunu söylerim her zaman. 3 ay çok ağır acı çekeceğine 6 ay acı çek ama moralin bozuk şekilde daha hafif çek. Bunun açılımı da şu, 6 ay dediğim yalnız kalırsan olacak olan seçenek. 3 ay dediğim de sevgili yapıp ayrıldığında olacak seçenek. Ve bilgisiz bir insanın ilk deneyiminde üzülmeme imkanı yok, sevgili yapacak örneğin. Karşısındaki insan ekstra bir şey yapmasa da bu arkadaş etkilenecek, bağlanacak. Kendi hayallerini kendi kafasında gerçekleştirilecek. Bu durum karşısındaki insan da "bu ya bana yürüyor, ya da çok saf" düşüncesini uyandıracak. Bu olay olunca zaten onun kuklası haline geleceksin. Tabii ki her şey en iyi şekilde deneyimlenerek öğrenilir ama deneyimlemeden önce de bir kılavuzu açıp okumak çok fayda sağlar. Zamanında bize kimse böyle diyen olmadı çünkü, anlatan açıklama yapan olmadı.
 
Öyle hocam kesinlikle, kendim anı yaşayan biriyimdir. Ona rağmen söylüyorum bunları, çünkü dediğin gibi o konu bile gerçekçiliğe dayanıyor. İnsanın her şeyden önce kendi ile mutlu olması gerekiyor, kendiyle baş başa hayatı sürdürebilmesi gerekiyor. Bunu yapan bir insan, yapamayan insana göre çok daha az üzülür genel olarak. Ve karşındaki insanın da sana bakış açısı değişir. Burada takıntı yapılacak kısım sevgili değil yalnızlığı benimsemek aslında. İlk önce oraya yoğunlaşmak gerekiyor, zaten zamanla da alışıyorsun. Zor da gelebilir kolay da ama işin sonunda artık yalnız da kalsam sorun değil diyebiliyorsun. Tabii kötü yanları da var, insanlara karşı tahammülsüz yapıyor insanı. Ne zaman biriyle çok isteyerek konuştum bilmiyorum hatırlamıyorum mesela, bu gibi yanları da var. Ama çok da önemli değil. Şunu söylerim her zaman. 3 ay çok ağır acı çekeceğine 6 ay acı çek ama moralin bozuk şekilde daha hafif çek. Bunun açılımı da şu, 6 ay dediğim yalnız kalırsan olacak olan seçenek. 3 ay dediğim de sevgili yapıp ayrıldığında olacak seçenek. Ve bilgisiz bir insanın ilk deneyiminde üzülmeme imkanı yok, sevgili yapacak örneğin. Karşısındaki insan ekstra bir şey yapmasa da bu arkadaş etkilenecek, bağlanacak. Kendi hayallerini kendi kafasında gerçekleştirilecek. Bu durum karşısındaki insan da "bu ya bana yürüyor, ya da çok saf" düşüncesini uyandıracak. Bu olay olunca zaten onun kuklası haline geleceksin. Tabii ki her şey en iyi şekilde deneyimlenerek öğrenilir ama deneyimlemeden önce de bir kılavuzu açıp okumak çok fayda sağlar. Zamanında bize kimse böyle diyen olmadı çünkü, anlatan açıklama yapan olmadı.

Hocam, inan bu yazdıklarını okurken 'keşke bu dediklerini yıllar önce birisi de bana anlatsaydı' diye düşündüm. O zamanlar biz de deneme-yanılma yoluyla, düşe kalka öğrendik ve dediğin gibi bunun bedeli ağır oldu. Senin şu an yapmaya çalıştığın o 'kılavuzluk' aslında çok kıymetli, çünkü dediğin gibi tecrübesiz birinin o tozpembe hayallerle birinin 'kuklası' haline gelmesi işten bile değil.

'Yalnızlığı benimsemek' konusundaki tespitin bence bu işin zirve noktası. İnsanın kendi kendine yetebilmesi, kendi iç huzurunu dışarıdan birine bağlamaması gerçekten de en büyük güç. Dediğin gibi, bunu başaran insan ilişkide de daha sağlam duruyor, ayrılsa da yıkılmıyor. Çünkü 'sen gidersen ben biterim' demiyor, 'sen gidersen ben yoluma devam ederim' diyebiliyor. O 'kukla olmama' durumu ancak bu güçle mümkün zaten. Karşı tarafın o saflığı kullanmasına izin vermemek için insanın önce kendi kalesini sağlamlaştırması şart.

Bahsettiğin o 'tahammülsüzlük' yan etkisine gelince; seni çok iyi anlıyorum. İnsan yalnızlığın konforuna ve o güvenli alana alışınca, başkalarının dramaları, boş muhabbetleri ya da kaprisleri çekilmez geliyor. Belki bir bedel ödüyorsun, belki eskisi gibi heyecanla konuşamıyorsun kimseyle ama karşılığında kafan rahat oluyor. Senin o '3 ay ağır acı yerine 6 ay hafif sıkıntı' matematiğin de aslında bir nevi duygusal risk yönetimi ve gayet mantıklı. İnsanın kendini korumaya alması, gardını düşürmemesi gerektiği gerçeği, özellikle günümüz ilişkilerinde hayati bir zorunluluk artık.

Bahsettiğin 'kılavuz' sensin şu an. Belki bize anlatan olmadı ama sen bu tecrübelerinle, o gerçekçi bakış açınla en azından etrafındakilere o ışığı tutuyorsun. Bu yazdıklarında tek bir boş cümle yok, hepsi yaşanmışlık kokuyor ve sonuna kadar haklısın.