Kendi isteğiniz ile mi Suriye'de görev yaptınız yoksa komutan emri ile mi?

(!). Daha gitmedim hocam, konu dışı diye ironi yapayım dedim. Askere gidersem zaten sınıra verirler beni, asker arkadaşlarım çok, torpil yaptıracağım tek şey bu şu an. Abuk subuk yerlerde mıntıka temziliği yapacağıma popom dona dona en azından bildiğim ve güvendiğim adamlar ile 6 ay askerlik yaparım. Tabii üniversite bir ara biterse, uzayacak gibi duruyor.
 
Size başımdan geçen garip bir anımı anlatayım.

Yaz aylarına doğruydu (tam ayı hatırlamıyorum).

Gündüz koğuşçusu olarak askerlik yapıyordum.

Koğuşun içindeydim. İki koğuş karşılıklı duruyor. Benim koğuşumda 3 farklı birlik vardı. Karşımızda başka bir koğuş. Neyse, koğuşların arasında ki koridora birilerinin girdiğini görüp, gideyim bakayım dedim, bakmaz olaydım!

Tugay komutanının korumaları etrafı geziyor ve eksikleri not alıp, Tugay komutanına bilgi verecekler. Normalinde Tugay komutanı gelse bile "KTM, Konvoy Toplanma Merkezi" adlı yukarımızda kalan bölgeyi denetler ya da denetletir giderdi. Bu sefer aşağı bölümleri de denetlettireceği tutmuş...

Bu yaşanmadan 1-2 ay öncesinde Bölük Astsubaylarını zar zor ikna edip, koğuşlarda ki dolapları ortaya alıp, ranzaları da pencerelere yanaştırmıştık (koğuşu temizlemesi kolay olsun diye.). Allah'tan yapmışız...

Korumaların yanında bizim Sözleşmeli bir asker arkadaş ve bendeniz, korumalara nelerin eksik olduğunu söyledik. 2-3 sayfalık (küçük not defterinin sayfası kadar) eksikleri yazdırdık. Temizlik malzemeleri eksik, pisuvarların arasında ki bölmelerin bazıları kırık, tuvaletlerde ki pencereler tam açılmıyor ya da tam kapanmıyor. Tabii ki en komiği bunlar olurken hiç bir komutan ortada yok, korumalarla muhatap olan iki askeriz.

Sonra korumalar gidince, bizim koğuşta kalan birliklerden bir tanesinin Bölük Astsubayı (Tabur Komutanımızın, Bölük Astsubayı, varın gerisini siz düşünün) yanıma geldi; bana "Oğlum, neden eksikleri söylediniz, neden böyle yaptınız" diye konuştu ve ben de "Komutanım, bir çok eksiğimiz var, söylüyoruz ama hiç birisi karşılanmıyor, bu durumda ben ne yapayım" dediğim de ya bir şey dememişti ya da tamam deyip gitmişti (tam hatırlamıyorum).

Sonra Tugay'dan haber geldi, Tugay Komutanı, Taburu denetlemeye gelecekmiş. Her şey şimdi başlıyordu... Tabur 1 hafta içerisinde tabiri caizse altına üstüne getirilip, "Bahar temizliği" yapıldıktan sonra o günün gelmesi beklenmeye başladı.

Pazar günüydü, Karargah bahçesinde Nöbetçi Astsubay ile çay içip sohbet ederken, Tugay Komutanının, nizamiye kapısından Tabura giriş yaptığı haberi geldi.

Bundan önce biz botları boyamıştık, çünkü Tugay Komutanının geleceğini biliyorduk ama kesin saatten emin değildik.

Neyse, Komutanın geldiğini haber alınca herkes görev yerine gitti ve Nöbetçi Astsubay'da Komutanı karşılamaya gitti.

Ben ve karşı koğuşun gündüz koğuşçusu, koğuşlarımızın iç kapısında hazır ol da bekliyorduk. O sırada bizim iki Sözleşmeli asker arkadaşımızda, dışarıda Komutanı "Tekmil" vererek karşılamayı düşünürken, Komutanın sinirli olduğunu görünce nasıl kaçacaklarını şaşırıp, koğuş avlusundan uzaklaşmışlar.

Komutan ve beraberinde ki Komutanlar içeri girince, iki koğuşçu da içimize doğru yapıyorduk (siz anlayın gerisini). Komutan bir anda önümden sinirli bir şekilde karşı koğuşa girdi ve sonra bizimkine geçip tekrardan karşı koğuşa girdi. Bu sırada benim korkum had safhaya çıkmış, korkudan çığlık atsam değil Komutanlar, Mars'ta ki uzaylılar bile duyardı, öyle bir durum içerisindeyim. Nasıl oldu, nasıl biliyordu bilmiyorum ama Komutan karşı koğuştaki ayağı kırık dolaba vurup, dolabı devirdikten sonra arkasında çıkan "bisküvi poşetleri, havlular vb." çöpleri görünce çıldırdı. Bizim koğuşta da gece nöbetinden inen askerler uyuyordu ama sözde uyuyorlar, herkes uyanık neler olacağını düşünüyor, bense koğuşta bir sorun bulunursa, 3 Bölüğün, Bölük Astsubayları, Bölük Komutanları ve Tabur Komutanının (Birliği bizim koğuşta kalıyor, durum o kadar vahim!) bana uygulayacağı o güzel tarifeyi düşünüyordum.

Orada dolaplar havada uçarken, çöpler ortaya çıktıktan sonra bizim koğuşa geçti.

Ve... O yüce ses duyuldu: "İşte benim istediğim koğuş budur!"

Bunu duyunca ben öyle böyle rahatlamadım ki tarif edemem!. 5 tane kızıl saçlı, çilli, beyaz tenli, yeşil gözlü hatunla kumsalda takılsam bu kadar rahatlamazdım. Kısacası üstümden yük kalktı.

Ve... yine ulu bir ses geldi: "Bu dolapları biraz daha öne alında, benim Nöbetçi Astsubay'ım elini götüne atıp rahat rahat gezebilsin" dedi. Yüksek rütbeli bütün komutanlar, altlarını en ufak hatalarında ezerler, bunun sebebi hata yapmalarını ve egoist olmalarını engellemektir, haklılarda.

Bu olay yaşandıktan sonra hiç bir Komutan benim yaptığım işi sorgulamadı. Çünkü Tugay Komutanı'nın denetimden tüm koğuşu geçirmiştim. Artık kafam daha da rahat ama işimi laiki ile yapmaya devam ediyordum.

Asıl komik olan da Tugay Komutanı'nı karşılamaya giden Nö. Astsubay (Nö. Nöbetçi), komutanın karşısına çıkınca, komutan kendisine şunu demiş: "Ooo Nöbetçi Astsubay'ıma bak filinta gibi adam, botlar boyalı, üstü başı düzgün, bir de bana evsiz (Not 1'e bakınız) gibiyim" demiştir. Bunu duyunca bizim Nö. Astsubay'da neden çarpıldığını anlamamıştı. 😅 Nedeni belli çünkü ikisinin askeri sınıfları (rütbeden bahsetmiyorum) farklı olduğu için birbirlerinden pek haz etmezler, en azından bizim Tugay Komutanının haz etmediğini anladık ama bunun haricinde karakolda yaşanan bir saçmalığın etkisi de var.

Not 1: Daha değişik bir şey diyor da orayı değiştirmek daha doğru olur diye düşündüm, hayır, küfür değil.

Not: Tugay Komutanız ve diğer tanıdığım bütün Komutanlarımın hepsine saygım ve sevgim vardır. Bunu onlardan korktuğumdan değil, tam aksine gerçekten Komutan olmak için gerekli bütün gereksinim ve donanım sahip insanlar oldukları için onlara karşı saygım ve sevgim var.
 
Size başımdan geçen garip bir anımı anlatayım.

Yaz aylarına doğruydu (tam ayı hatırlamıyorum).

Gündüz koğuşçusu olarak askerlik yapıyordum.

Koğuşun içindeydim. İki koğuş karşılıklı duruyor. Benim koğuşumda 3 farklı birlik vardı. Karşımızda başka bir koğuş. Neyse, koğuşların arasında ki koridora birilerinin girdiğini görüp, gideyim bakayım dedim, bakmaz olaydım!

Tugay komutanının korumaları etrafı geziyor ve eksikleri not alıp, tugay komutanına bilgi verecekler. Normalinde tugay komutanı gelse bile "KTM, Konvoy Toplanma Merkezi" adlı yukarımızda kalan bölgeyi denetler ya da denetletir giderdi. Bu sefer aşağı bölümleri de denetlettireceği tutmuş...

Bu yaşanmadan 1-2 ay öncesinde Bölük Astsubaylarını zar zor ikna edip, koğuşlarda ki dolapları ortaya alıp, ranzaları da pencerelere yanaştırmıştık (koğuşu temizlemesi kolay olsun diye.). Allah'tan yapmışız...

Korumaların yanında bizim Sözleşmeli bir asker arkadaş ve bendeniz, korumalara nelerin eksik olduğunu söyledik. 2-3 sayfalık (küçük not defterinin sayfası kadar) eksikleri yazdırdık. Temizlik malzemeleri eksik, pisuvarların arasında ki bölmelerin bazıları kırık, tuvaletlerde ki pencereler tam açılmıyor ya da tam kapanmıyor. Tabii ki en komiği bunlar olurken hiçbir komutan ortada yok, korumalarla muhatap olan iki askeriz.

Sonra korumalar gidince, bizim koğuşta kalan birliklerden bir tanesinin Bölük Astsubayı (Tabur Komutanımızın, Bölük Astsubayı, varın gerisini siz düşünün) yanıma geldi; bana "Oğlum, neden eksikleri söylediniz, neden böyle yaptınız" diye konuştu ve ben de "Komutanım, birçok eksiğimiz var, söylüyoruz ama hiçbirisi karşılanmıyor, bu durumda ben ne yapayım" dediğim de ya bir şey dememişti ya da tamam deyip gitmişti (tam hatırlamıyorum).

Sonra Tugay'dan haber geldi, tugay Komutanı, Taburu denetlemeye gelecekmiş. Her şey şimdi başlıyordu... Tabur 1 hafta içerisinde tabiri caizse altına üstüne getirilip, "Bahar temizliği" yapıldıktan sonra o günün gelmesi beklenmeye başladı.

Pazar günüydü, Karargah bahçesinde Nöbetçi Astsubay ile çay içip sohbet ederken, tugay Komutanının, nizamiye kapısından Tabura giriş yaptığı haberi geldi.

Bundan önce biz botları boyamıştık, çünkü tugay Komutanının geleceğini biliyorduk ama kesin saatten emin değildik.

Neyse, Komutanın geldiğini haber alınca herkes görev yerine gitti ve Nöbetçi Astsubay'da Komutanı karşılamaya gitti.

Ben ve karşı koğuşun gündüz koğuşçusu, koğuşlarımızın iç kapısında hazır ol da bekliyorduk. O sırada bizim iki Sözleşmeli asker arkadaşımızda, dışarıda Komutanı "Tekmil" vererek karşılamayı düşünürken, Komutanın sinirli olduğunu görünce nasıl kaçacaklarını şaşırıp, koğuş avlusundan uzaklaşmışlar.

Komutan ve beraberinde ki Komutanlar içeri girince, iki koğuşçu da içimize doğru yapıyorduk (siz anlayın gerisini). Komutan bir anda önümden sinirli bir şekilde karşı koğuşa girdi ve sonra bizimkine geçip tekrardan karşı koğuşa girdi. Bu sırada benim korkum had safhaya çıkmış, korkudan çığlık atsam değil Komutanlar, Mars'ta ki uzaylılar bile duyardı, öyle bir durum içerisindeyim. Nasıl oldu, nasıl biliyordu bilmiyorum ama Komutan karşı koğuştaki ayağı kırık dolaba vurup, dolabı devirdikten sonra arkasında çıkan "bisküvi poşetleri, havlular vb." çöpleri görünce çıldırdı. Bizim koğuşta da gece nöbetinden inen askerler uyuyordu ama sözde uyuyorlar, herkes uyanık neler olacağını düşünüyor, bense koğuşta bir sorun bulunursa, 3 Bölüğün, Bölük Astsubayları, Bölük Komutanları ve Tabur Komutanının (Birliği bizim koğuşta kalıyor, durum o kadar vahim!) bana uygulayacağı o güzel tarifeyi düşünüyordum.

Orada dolaplar havada uçarken, çöpler ortaya çıktıktan sonra bizim koğuşa geçti.

Ve... O yüce ses duyuldu: "İşte benim istediğim koğuş budur!"

Bunu duyunca ben öyle böyle rahatlamadım ki tarif edemem! 5 tane kızıl saçlı, çilli, beyaz tenli, yeşil gözlü hatunla kumsalda takılsam bu kadar rahatlamazdım. Kısacası üstümden yük kalktı.

Ve... Yine ulu bir ses geldi: "Bu dolapları biraz daha öne alında, benim Nöbetçi Astsubay'ım elini götüne atıp rahat rahat gezebilsin" dedi. Yüksek rütbeli bütün komutanlar, altlarını en ufak hatalarında ezerler, bunun sebebi hata yapmalarını ve egoist olmalarını engellemektir, haklılarda.

Bu olay yaşandıktan sonra hiçbir Komutan benim yaptığım işi sorgulamadı. Çünkü tugay Komutanı'nın denetimden tüm koğuşu geçirmiştim. Artık kafam daha da rahat ama işimi laiki ile yapmaya devam ediyordum.

Asıl komik olan da tugay Komutanı'nı karşılamaya giden Nö. Astsubay (Nö. Nöbetçi), komutanın karşısına çıkınca, komutan kendisine şunu demiş: "Ooo Nöbetçi Astsubay'ıma bak filinta gibi adam, botlar boyalı, üstü başı düzgün, bir de bana evsiz (Not 1'e bakınız) gibiyim" demiştir. Bunu duyunca bizim Nö. Astsubay'da neden çarpıldığını anlamamıştı. 😅 Nedeni belli çünkü ikisinin askeri sınıfları (rütbeden bahsetmiyorum) farklı olduğu için birbirlerinden pek haz etmezler, en azından bizim tugay Komutanının haz etmediğini anladık ama bunun haricinde karakolda yaşanan bir saçmalığın etkisi de var.

Not 1: Daha değişik bir şey diyor da orayı değiştirmek daha doğru olur diye düşündüm, hayır, küfür değil.

Not: Tugay Komutanız ve diğer tanıdığım bütün Komutanlarımın hepsine saygım ve sevgim vardır. Bunu onlardan korktuğumdan değil, tam aksine gerçekten Komutan olmak için gerekli bütün gereksinim ve donanım sahip insanlar oldukları için onlara karşı saygım ve sevgim var.

5 tane güzel, çilli hatun. Duygularını çok iyi anlatıyorsun, kitap yaz.
 
@ADIWN Hocam, Tugay, Sözleşmeli Er… gibi hiçbir kavramı bilmiyorum bunlar askerlik dönemimde ne gibi sorunlara yol açabilir?
 
Ben askerde çok dayak yerim anlattığınıza göre. Bahar temizliğinden çok bahar havası vurur bana, tüm hafta beynimle düşünmem :).
Hocam, gidince alışırsınız.

Herkese tavsiye şudur; Komutanlarınızın dediklerini harfiyen yapın, selamlamalara, kapalı alanlarda girişlere ve selamlara dikkat ettiğiniz ve bunun yanında saygılı ve dürüst olduğunuz sürece bütün Komutanlarınız tarafından sevilirsiniz ve sayılırsınız.

@ADIWN Hocam, Tugay, Sözleşmeli Er… gibi hiçbir kavramı bilmiyorum bunlar askerlik dönemimde ne gibi sorunlara yol açabilir?

Burada, sorunuzun cevabı mevcut.


Sözleşmeli Er:

Sözleşmeli Er Nedir?, Nasıl Olunur?​

Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından ihtiyaçlar doğrultusunda sözleşme kapsamında belirli bir ücret karşılığında istihdam edilen rütbesiz erlere, sözleşmeli er denir. Sözleşmeli er olmak isteyenlerin görev ve sorumluluklarının farkında, katı hiyerarşik sisteme uyum sağlayabilecek bireyler olması gerekir.

Sözleşmeli Er Ne İş Yapar?​

Sözleşmeli er istihdam edildiği kadro görevi ile Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda tanımlanan işleri yapar. Sözleşmeli erin yaptığı işler bağlı bulunduğu sınıfa ve birliğe göre değişir. Örnek olarak piyade sınıfı sözleşmeli er operasyonlara katılabilirken tank sınıfı sözleşmeli er sınır ötesinde görev alabilir. Sözleşmeli erin yaptığı işler bağlı bulunduğu sınıfa ve birliğe göre şekillendiği için tek bir tanım yapılması mümkün değildir.

Kaynak:


@ADIWN Hocam, Tugay, Sözleşmeli Er… gibi hiçbir kavramı bilmiyorum bunlar askerlik dönemimde ne gibi sorunlara yol açabilir?
Tugay Komutanı tarafından çarpılırsanız (buna fırça atmak da diyebiliriz) başınıza ne ya da neler gelir, bir Allah bilir desem yeridir.

Sözleşmeli Er'de sizin gibi bir Er'dir ama orada maaş karşılığı görev yaparlar.
 
Son düzenleme: