BenBirCevizAgaciyim
Uzman
Konu Başlıkları Gizle
- 1 Hikaye
-
2
Karakterler
- 2.1 Shadowheart
- 2.2 Laezel
- 2.3 Gale
- 2.4 Astarion
- 2.5 Wyll
- 2.6 Karlach
- 2.7 Ketheric Thorm
- 2.8 Orin
- 2.9 Gortash
- 3 Oynanış
- 4 Grafikler
- 5 Müzikler
- 6 Sonuç
Merhaba bir anda Baldur's Gate 3 hakkında bir inceleme metni okumaya gelen sevgili Techolay kullanıcıları. Bu incelemeyi yaklaşık 1 ay önce yaptım ama ilk defa bu siteye atıyorum. Fazla samimiyet falan sezerseniz diye söyleyeyim dedim. Uzatmadan hikayeden giriyorum.
Yeşillilerden biri çıkıyor karşımıza. Ona dost olduğumuzu kanıtlıyoruz. O da beynimize giren parazitlerin bizi çok da kısa olmayan bir sürede gemideki ahtapot adamlardan birine dönüştüreceğini ve bilincimizi kaybetmemize yol açacağını söylüyor. Ondan sonra adam toplayıp önümüze gelenleri kesiyoruz ve fırsattan istifade gemiden kaçıyoruz. En azından kaçmaya çalışıyoruz. Geminin dümenini belli bir tarafa çekip Faerun'a doğru giderken gemi kaza yapıyor ve içindeki herkesi dışarı fırlatıyor. Sonra da düşüş sırasında ölebileceğimizi ama çok acayip bir güç tarafından son anda kurtarıldığımızı öğreniyoruz. Uyandığımız sahilde ilerledikçe karşımıza daha fazla yoldaş çıkıyor ve hepsinden ortak bir şey duyuyoruz: Eğer bu paraziti beynimizden çıkarmayı başaramazsak işler çok kötü gidecek.
Oyunun daha da ilerisinden spoiler vermek istemiyorum ama hikayeyi çok çok kısa bir şekilde özetlersek: Tutsak düştüğümüz gemide beynimize giren bu acayip paraziti yolda edindiğimiz bizim gibi ekip arkadaşlarımızla çıkarma çabamızı anlatıyor oyun. E tabii ki de durumun bu kadar basit olmadığını ve hikayenin ielrledikçe dallanıp budaklandığına da şahit oluyoruz. İşte özeti bu. Hikayeyi özetledikten sonra eleştirilere başlarsak.
Bu gemi neyin nesi ve biz durduk yere niye tutsak düştük? Rol yapma oyunlarında oyuncuyu çok kötü durumlarda başlatıp ondan sonra özgürlüğe kavuşturma geleneği var. Bunu yapmalarının en büyük nedeni hikayedeki baş kötülerin ve objektifin temelini belirlemek oluyor. Ayrıca bu kısımlarda karakter oluşturma sahnesi de oluyor. Bu türün oyunlarında durum hep ayn işte. Gizemli ve karakterin başına kötü bir iş gelecek şekilde oyunu başlat, karakter bir mucizeyle o olaydan sağ salim çıksın, sonra da açık dünyaya atılsın. E hepsinde durum aynıysa neden mızmızlanıyorsun, diyecek olanlara cevap vereceğim şimdi. Mızmızlanıyorum çünkü Baldur's Gate 3 bu başlangıca bir arka plan hikayesi uydurmuyor. Mesela Fallout New Vegas'a bakalım. BG3 bir CRPG, FNV bi ARPG ama o oyunu yapanlar aynı zamanda da orijinal Fallout 1 ve 2'yi yapanlar olduğu için karşılaştırmaktan sıkıntı çıkmaz.
Fallout New Vegas'ta başımıza gelen kötü olay teslim edeceğimiz paketin çalınmasıydı. He bir de kafadan vurulmamızdı. Bu eylem öncesinde biz neyin nesiyiz biliyoruz çünkü oyun söylüyor: Biz bir kuryeyiz. Şurdan şuraya paket taşıyoruz. E eylemi yapan kişi de belli: Benny. Zaten oyun boyunca Benny peşinde gidiyorsunuz, sonralardan hikaye seçiminize göre yön değiştiriyor. Yani Fallout New Vegas'a baktığımızda başlangıcın içi boş ve sırf gizemli olsun diye gizemli yapılmadığını görebiliyoruz. Eylemi yapan kişi belli, eylemi yapma nedeni de belli, bizim ne olduğumuz belli falan filan. Baldur's Gate 3'te biz neden tutsak düştük, biz neyin nesiyiz, işimiz gücümüz ne, mind flayerlar spesifik olarak neden bizi seçti?.. Bu soruların cevabını oyun ilerledikçe alacaksınız sanıyosanız kötü bir haberim var: Pek çoğuna verilecek kesin bir cevap yok. Oyun ilerledikçe o gemiye tutsak olmamızın nedeni açıklanmasa da tutsak olmamızın sonucunda yaşanan olaylar hikayeye etki bırakıyor. Ama dediğim gibi ilk başta o gemide ne b... arıyorduk veya nasıl kaçırıldık adamakıllı bir cevap yok. Eğer bu sorulara kesin cevap verebilen biriyseniz yazın biz de öğrenelim.
Neyse hikayenin başlangıcındaki açıklanmayan gizemlerden bahsettik. Hikaye hakkında yapabileceğim başka bir eleştiri var mı? Var. Bu bir fantezi evreni ve yaşanan olaylar olağanüstü şeyler olduğu için yazarlar hikayeyi romantizm akımını baz alarak kurgulamış. Bilmiyosanız romantizmin klişeleri şunlar kısaca: Kusursuz ve melek gibi resmedilen ana karakterler, sanki dünya üzerindeki tek kusurlu insan onlarmış gibi resmedilen kötü karakterler ki kötü karakterlerin kişiliği de sadece kötü olmaları üzerine kuruludur. Yani sırf ana karakterlere rakip birileri çıksın diye kötü yazılırlar. Başka klişeler ise sık yaşanan rastlantılar vs. vs. falandır. “Gerçek hayatta da rastlantılarla karşılaşmak mümkün” demeyin kastettiğim şey Türk dizilerindeki kapıdaki konuşmaları dinleyen hizmetçi tarzında rastlantılar. Sırf hikayede bir olay olsun diye oraya zorla bir şeyler sıkıştırıyolar anlamında yani. Neyse romantizmin bir başka klişesi de mutlak iyi ve mutlak kötünün savaşı sonrasında mutlak iyi tarafın kazanmak zorunda olması.
Bu akım toplum için sanat anlayışını benimsediği için topluma mesaj vermeyi bir numaralı önceliklerinden biri haline getirmiştir. E o mesajı vermenin en iyi yollarından biri de kötü bir karakterin hikaye sonunda kaybettiğini göstermektir. Yani romantizm akımında kötülerin hikaye sonunda kazanma ihtimali yoktur. Ancak, romantizm klişelerine sahip yarı romantik hikayelerde nadir de olsa kötü sonlar yaşanabilir. Ama dediğim gibi nadir olmaları bir yana, onlarda da yine mutlak iyiye karşı mutlak kötü savaşı vardır. Neyse başka klişe var mı peki? Var. Bu akım genelde gerçek hayattan kaçışın temsilidir ve bu hikayeler yüksek oranda dağda bayırda yani pis şehirler yerine huzurlu tabiatta falan geçer. Bir başka klişe de yazarların hikayeye olur olmadık yerde giriş yapıp okuyucuya mesaj vermesidir. Bkz: Victor Hugo. Daha bol bol özelliği var bu akımın ama önemli olanların çoğunu saydım. İşte bu klişelerin hepsine sahip bir hikaye yazdığınızda ortaya romantizm akımından fırlama bir roman çıkıyor. Ama bu klişeleri tabii ki de oyun hikayelerinde kullanmak zor. Mesela video oyunlarında ilerleyişi durduk yere bölen ve okuyucuya ot osuruk bilgisi veren bir yazar nasıl olacak? Mutlaka o şekilde bir şeyler yapılmıştır ama bu şekilde ielrleyişi bölmek ancak kitaplarda gider, oyunlarda gitmez. Oyunu direkt dandikleştiren bir özellik olur yoksa.
Baldur's Gate 3'e baktığımızda anlattığım klişelerden üç, üç buçuk tanesinin mevcut olduğunu söyleyebilirim. Bunlar tabii ki de mutlak iyiye karşı mutlak kötünün savaşı, rakip karakterlerin saf kötü olması, rastlantılar ve yarım yamalak bir tabiata dönüş. İşte bu şekilde üç buçuk. Cimri olursanız da üç. Neyse fantastik ve doğa kanunlarına karşı çıkan evrenlerde romantizm akımı kullanmayalım da ne yapalım, diye çıkışmayın hemen. Evet o tarz hikayelerde romantizmden kopmak zor oluyor ama imkansız değil yine de. Çünkü elimizde magical realism diye bir akım da mevcut. Bu kadar dediğim şey sonrasında Baldur's Gate 3'ün hikaye yazımına hayran olmadığımı anladınız herhalde. Bu hikaye konusunda daha da zaman kaybetmenin manası yok. Hikayede yaşanan olaylar şaşırtmaçlıktan azıcık küçücük uzak, objektifimiz de aman aman kalitede bir şey değil, rakip karakterlerden de bir cacık çıkmıyor.
Az önceki mızmızlanmalarıma karşılık ben Shadowheart'ı bayağı beğendim. Oyun tarihinin en iyi kadın karakterleri listesine girip okuyabileceğiniz herhangi rastgele onlarca karakterden daha derin, adamakıllı kişiliği olan bir karakter shadowheart. Sırf güzel olsun diye güzel yaratılan ve tek kişilik özelliği cazibesi olan bir karakter de değil. Hem ona inancını sorgulatıp iyi tarafa çekmek de öyle böyle eğlenceliydi. Ayrıca ekip arkadaşları sadece kendi içlerinde de değerlendirilebilir türden değil. Diyaloglara giriş şeklinize göre farklı ekip arkadaşları orada burada laf kesebiliyor, birbirine karşı çıkabiliyor falan böyle şeyler olabiliyor. Bunlardan en bariz olanı Shadowheart ve Laezel'ın çatışması olsa gerek. Bu ikili sürekli birbirine laf atıyor, kavga ediyor hatta birbirlerini öldürmeye kadar bile gidebiliyoalr. Bu durumlarda kimin tarafını tutacağınız veya işi şiddet olmadan çözüp çözmeyeceğiniz de size kalmış. Bu özgürlük ve Shadowheart'ın ilginç bir karakter olması bana göre onu oyundaki en iyi ekip arkadaşlarından biri haline getiriyor. En iyisi bile diyebilirim belki ama diğerlerine de saygısızlık etmek istemiyorum şimdi. Çünkü Shadowheart'ın bu kadar iyi bir karakter olmasının en büyük nedenlerinden biri dediğim gibi Laezel'le girdiği rastgele kavgalar. Laezel Laezel deyip duruyoruz bari ona bakalım.
Gale'ın kişiliği olayları barışla ve pragmatik yollarla çözmeyi sevmesi üzerine kurulu. Bilgileri diğerleriyle paylaşmaktan da zevk aldığını söylüyor da bana ne kardeşim ya, Gale bilgi falan vermesin bana, ben kendim istemiyorum zaten. Neyse Gale bence ilginçlikten uzak, ekibin başına bela olan bir karakter sadece. Larian'ın diğer karakterlere koyduğu seçenekleri görünce Gale'a da bir şekilde bir değişim veya seçim yaptıtırlar sanıyosunuz ama öyle bir şey gerçekleşmiyor. Oyunun başındaki Gale ne ise oyunun sonunda da aynı kalıyor. Yazık. Gale'ın fedakarlığı gibi salak saçma seçenekler benim beklediğim ve sevdiğim türden şeyler değiller. O yüzden onları saymıyorum. Kısaca Gale çok sönük, çok sıkıcı ve unutulası bir karakter. Gale'dan sonra oyunun baş yıldızı ve fanların gözdesine bakalım bari.
Astarion'un başlangıçtaki kişiliği, geçmişi ve vampir bir köle olarak geçirdiği zamanlardan bolca etkilenmiş vaziyette. Astarion çekici, güzel konuşan, kurnaz, nükteli, alaycı ve pratik düşünen bir vampir. Ancak hayat tarafından terk edilmiş biri olduğunu sandığı için çok acımasız, alaycı, bencil, manipülatif, güvenilmez, ön yargılı ve intikamcı biri olduğunu görebiliyosunuz. En büyük öncelikleri kendi güvenliği, kendi özgürlüğü ve kendi intikamı iken başkalarının duygularına karşı büyük ölçüde ilgisiz kalan ve onlara kendisi için bir karşılık olmadığı sürece yardımcı olmayan birisi Astarion. Çünkü hayatta terk edildiği ve ona kimse yardım etmediği için o da kimseye yardım edilmemesi gerektiğine inanıyor. Ayrıca bazı ırklara karşı da ön yargılı biri.
Oyunun başında Astarion'ı egoist olmasına rağmen kendini değersiz gören birisi ve korkağın teki olarak görüyoruz. Kendi güvenliğini sağlamak ve Cazador'un kontrolü altına girmekten kaçınmak için güç veya avantaj elde etmek amacıyla neredeyse her şeyi yapmaya açık olan Astarion, başkalarına zarar vermek veya zaten sahip olmadığı insanlığı da kaybetmekten korkmayan birisi ayrıca. Ama bunlara rağmen özgürlüğünü kolay kolay vermeyi seven birisi değil o. Karşılığında korunma ve avantaj elde edecek olsa bile. Oyun ilerledikçe Astarion'un alaycı görüşlerinden kurtulduğuna tanık olabiliyor ve başkalarına karşı empati göstermeyi, geçmişte incittiği kişilerle uzlaşmayı, güvendiği insanlarla gerçek bağlar kurmayı ve travmasından iyileşmeye başlayacağına tanık olabiliyosunuz. Eğer onu yanlış yola sürüklerseniz de dediğim şeylerin hiçbiri olmuyor, aksine oyunun başlangıcındaki eşekten bile daha büyük bir eşeğe dönüşebiliyor. Yani seçim sizin. Astarion'ı iyi biri mi yapacaksınız, yoksa olduğundan daha da mı kötü biri yapacaksınız? Burada da bariz bir şekilde ilk seçeneğin moral olarak daha iyi ve seçmemiz istenen seçenek olduğunu söylememe gerek yoktur. Şimdi yalan yok kötü seçeneklerin de oyuncuya getirisi var. Ama o getiriler o kadar anlamsız ve kötülüğünüze değmeyen şeyler ki yapmanın manası yok. Bunu demişken bari Wyll'e bakalım. Çünkü az önce dediğim şeyin en iyi örneği Wyll'de var. Bu arada Wyll'e geçmeden önce söylemeyeyim: Ben Astarion'ı kötü bir karakter olarak görmüyorum. Bence ekipteki en ilginç karakterlerden biri. Bir karakterin aşırı antipatik olması onun iyi yazılmadığı anlamına gelmez. Ayrıca bir karakterin çok sempatik olması da iyi yazıldığı anlamına gelmez. Bir karakterin iyi yazılması için bunlardan daha mühim, daha derin özelliklere sahip olmaları gerekli. Neyse şimdi Wyll'e geçelim.
Dostu diye bildiği Gortash ona yamuk yapınca artık insanlara güvenmemeyi seçmiş gibi dursa da bunun böyle olmadığını daha onunla tanıştığınız ilk sahneden bile anlayabiliyosunuz. Hala çok kolay bir biçimde ona kendinizi güvendirebiliyosunuz. Karlach, Astarion gibi efendisi tarafından kullanılmış biri. O yüzden Astarion'la empati kurabiliyor ve iyi geçiniyor. Karlach'ın seçimlerinden falan bahsedersek de... Pek iyi olmaz.
Karlach'ın Mind Flayer'a dönüşmesi, ölmesi veya Avernus'ta tekrar zaman geçirmesi olarak önünüze üç seçenek koyuluyor. Bunlardan ölmesi ve Mind Flayer'a dönüşmesi direkt dandik seçenekler zaten. Bunları seçmenin hiçbir manası yok. Ancak caniler bunları seçer herhalde. Karlach seçeneklerinin dışına çıkarsak da... İyi olur. Çünkü Karlach da oyundan zaman geçirmekten keyif aldığım karakterlerden biriydi. Onun efendilerine karşı öfkesini izlemek Astarion'un konseptiyle aynı olsa da Karlach daha sempatik bir karakter çünkü o kötü zaman geçirdi diye diğerlerine de kötülük dileyen birisi değil.
Eveeet ekip arkadaşlarının hepsi bitti. Daha doğrusu Origin ekip arkadaşlarının hepsi bitti. Origin ne, diye sorarsanız şöyle: Originler karakter oluşturma ekranında seçip oynayabileceğiniz önceden hazırlanmış karakterler. Dark Urge dışında originleri oynamanın pek faydasını göremedim ben ama. Evet iki üç ekstradan sahne görüyosunuz ama diyalog seçeneklerinin hiçbiri seslendirme içermiyor. Eğer önceden hazırlanmış bir karakterle oynamayı getiriyosanız ben onu zaten başlı başına seslendirmeye sahip olduğu için seçme motivasyonuna sahip olurum. Ama öyle bir şey yok işte. Neyse Origin olmayan ekip arkadaşlarını da detaysız bir biçimde iyi hoş deyip geçmek istiyorum, onlar hakkında söylenecek pek söz yok.
Origin olmayan ve ekibe kalıcı olarak katabildiğimiz diğer karakterler Halsin, Minthara, Minsc ve Jaheira işte. Son ikiliyi bir yerden hatırlar gibi olduysanız bunun nedeni minsc ve Jaheira'nın önceki Baldur's Gate oyunlarında da var olan karakterler olmasıdır. Neyse. Bana göre bu saydığım dört karakterden sadece ikisi ilgi çekici ve konuşması eğlenceli. Onların da Minsc ve Jaheira olduğunu söylemeye gerek yok. Özellikle Minsc'in güçlü ama aptal klişesi beni eğlendirmeyi başardı. Zaten hayatım boyunca beni sıkmayan tek bir klişe o.
Hem Origin hem de Origin olmayan kalıcı ekip karakterlerinden bahsettik. Geçici ekip karakterleri de var tabii ki de. Onlar ya hikaye gereği ya da görevlere özel sizin partiye katılıp sonradan ayrılıyolar ama onlar hakkında söylenecek söz pek yok.
Şimdi toptan ekip arkadaşlarını geçersek. Neye baksak? Rakip karakterlere bakabiliriz. Ama bu tür oyunlarda genelde oyun boyu değişik değişik rakipler alt edip sonralardan kendini belli eden ana rakip çıkar karşımıza. O çıkmadan önce oyunda rakip olarak tanımlayabileceğimiz böyle yedi sekiz tane karakter mevcut. Ama bunların çoğu spoiler olacağından sadece üç tanesinden bahsedeceğim. Ketheric Thorm, Orin ve Gortash bunlar. Detaylı detaylı kişiliklerini falan anlatmayacağım ama beni şaşırttılar mı, ilgi çekiciler mi, vs. onlara bakacağız.
Bu üçlünün sıralamasını yapsam Orin>Gortash>Ketheric Thorm derim.
Rakip karakterleri de geçtiğimize göre artık yan karakterlere bakalım diyorum.
Aslında şimdi düşündüm de hakkında söz edebileceğim adamakıllı yan karakter yok. Zaten batılı rol yapma oyunlarında yan karakterler hakkında konuşmak mantıklı değil. Çünkü gerekli gereksiz anlamlı anlamsız bol bol karakter dolu oluyor bu oyunlarda. Ama Baldur's Gate 3 benim sunuma manyak düzeyde önem verdiğini gördüğüm ilk CRPG oyunu. Adamların yüksek prodüksüyonlu bir oyun yaptığının en belli olduğu kısım bu aktörlük ve sunum işte. Her görevde, resmen her diyalogda ve her irili iufaklı etkileşimde bir şekilde kamera karakterlerin yüzlerine yaklaşıyor ve kaliteli aktörlük izleyebiliyosunuz. Bu konuda Baldur's Gate 3 gerçekten takdir edilesi bir yapım. Sunum munum dedikten sonra artık hikaye kısmını kapatmanın vakti geldi sanırım.
Baldur's Gate 3 DnD beşinci versiyonu bir video oyunu olacak şekilde uyarlayan ve öyle ya da böyle kafa karıştırıcı sistemlere sahip olan bir oyun. O yüzden çoğu şeyi basitleştirerek ve okuyanın rahat bir şekilde anlayabilmesini sağlayarak anlatacağım mekanikleri. Her şeyi derinlemesine incelemediğimde şaşırmayın ya da sinirlenmeyin diye baştan bunu açık açık söylüyorum. Ayrıca combata gelmeden önce şimdi karakter oluşturma ekranından bahsetmek aklıma geldi. Malum, hikayeyle ilgili konuşurken onu sonradan anlatırız demiştim. E bir aradan çıkaralım onu da hemencecik combata geri geliriz.
Karakter oluşturma ekranı gayet güzel. Farklı farklı saçlar, ırklar, arka plan hikayeleri vs. vs. bir sürü şey özelleştirebilmek mümkün. Yalnız beni kötü anlamda şaşırtan bir şey Baldur's Gate 3'te karakterlerin surat yapısını değiştirememek oldu. Ben mi keşfedemedim bilmiyorum ama size önceden hazırlanmış fiks templateleri kullanmadığınız sürece suratlarla oynayamıyosunuz. Sims oyunlarındaki gibi insanın her tarafını eğip bükmeli sistemden bahsediyorum. Ya böyle karakter özelleştirmeli oyunlarda zaten en fazla saç sakal bir de maksimum gözlere dokunan biri olarak kompleks ayarlarla pek uğraşmıyordum da, karakter özelleştirme konusunda muhteşem bir özgürlük bekleyenler varsa diye söyleyeyim dedim. Yoksa ben karakter oluşturma ekranından memnunum. Combata gelirsek.
Combat az önce de dediğim gibi ilham kaynağını beşinci versiyon DnD'den almış, yani sıra tabanlı. Ama bu sıra tabanlılık Persona oyunlarındaki gibi değil. Pokemon oyunlarındaki gibi de değil. Bu sıra tabanlılık tipik bir CRPG sıra tabanlılığı. Yani sadece sağa sola döndürülebilen yarı sabit bir kamerayla, oyun alanın bir sürü kareye ya da voksellere bölündüğü bir sıra tabanlılık.combata giriş oyunun kendi dünyası içinde gerçekleşiyor. Tabii bu durum oyunun hareket kabiliyeti ve dikeylik gibi konularda uçsuz bucaksız bir yapım gibi gözükmesine neden oluyor. Hatta gibi değil, direkt öyle. Baldur's Gate 3 şu ana kadar oynadığım en özgür sıra tabanlı combata sahip oyunlardan biri... Desem yeterince hakkını verememiş olurum. Direkt şu ana kadar oynadığım en özgür sıra tabnlı kombat bu oyunda var. Tabii bu özgürlük sadece oyun alanında harekette değil karakter buildlerinde ve oyun alanındaki dinamik eşyalarda da mevcut. Dinamik eşya dediğime bakmayın bildiğiniz objeler işte. Bildiğiniz objeler ama bu objeleri öyle değişik biçimlerde kullanmak mümkün ki oyun combat anlamında az önce de dediğim gibi manyak bir özgürlük sunuyor insana. Mesela ben uzakta bir düşman grubu gördüğümde arada sırada çeşitlilik olsun diye envanterimde depoladığım kutuları, fıçıları falan üst üste ekleyip resmen bir merdiven oluşturuyordum. Sonra onun üstüne çıkıp okla saldırıyı başlatıyordum. Malum oyunda üstte duranlar avantaja, altta duranlar dezavantaja sahip oluyor. Bu avantaj da ok falan attığınızda iki roll atılmasını ve onlardan çıkan en yüksek sonucun alınmasını sağlıyor. Ancak bu fıçılardan falan merdiven oluşturma taktiğinin yararı oyun ilerledikçe gıdım gıdım düşüyor ve oyun sonunda bildiğiniz sıfır oluyor. Zaten ikide bir kutu üstüne kutu gelmekten bıkkınlık geçirme imkanınız yüksek. Yine de biraz eğlence sağlaması adına arada sırada bu taktikle savaşa girmenizi öneririm. Neyse. Özgürlük anlamında bir de build'lerden bahsetmiştim değil mi? Şimdi onlara gelelim.
Bunlar classlar, ırk çeşitliliği, arka plan hikayeleri gibi şeylerle sağlanıyor. Mesela classları anlatmaya başlarsak.
Oyunda 12 tane class var. Barbarian, Bard, paladin, Fighter, druid vs. vs... Hepsini saymaya gerek yoktur. Oyunda kendi içinde karşılaştırılınca bol bol veya en azından hiç de göze batmayacak miktarda class mevcut. Ancak. Baldur's Gate 3'ü Wrath of the Righteous ile karşılaştırdığımızda bu class sayısı gülünç seviyede kalıyor. Çünkü Wrath of the Righteous'ta 26 tane class var. Neyse kadroyu bol tutacaz diye çerçöp classlarla dolduracaklarına az olsun ama öz olsun kafa yapısına sahip olmalarını tercih ederim. Bir de eğer Baldur's Gate 3'teki her alt classı saymaya kalkışırsak karşımıza 46 sayısı çıkıyor. Ama alt klasslarda farklılıklar üç beş skille +1 ekleme gibi şeyler olduğu için onlardan bahsetmeye pek gerek yok. Dediğim gibi oyunda fena olmayan çeşitlilikte class mevcut işte.
Bu bir RPG oyunu olduğu için seviye atlama gibi şeylerin oyunda var olması zaten Allah'ın emri. E yeterli deneyim puanı kazanıp seviye atladığınızda bir classta level artırabiliyor, alt class seçme zamanı geldiyse seçiyor veya multiclass yapabiliyosunuz. Ayrıca oyunda Withers adlı bunağı kullanarak, class değiştirmenize izin veriliyor. Level 1'den başlıyosunuz ama o kadar kastığınız leveller boşa gitmiyor merak etmeyin. Karakterin sol alttaki portresine tıklayıp sadece skilleri baştan atamanız yeterli olacaktır. Neyse class değiştirme skill atama falan dedik de classların kendilerini unuttuk. Onlara da kısaca değinelim bari.
Classlar karakterinizin ne tür saldırılar yapabileceğini, ne kadar ağır zırh giyebileceği, ne şekilde konuşabileceği ve neyde yetenekli oalacaklarını -en azından ilk başta- belirleyen şeyler. Classlarda o kadar kafa karıştırıcı ve insanın beynini allak bullak edici şeyler var ki bu kısımda adamakıllı bir inceleme ve sistemler için açıklama yapabilme imkanım yok. Şimdilik sadedce kendi tecrübe anlatmam daha pratik olacak.
Ben oyunda genel olarak Bard classını kullanmama rağmen karşıma çıkan her yeni combat sekansından sonra öyle ya da böyle classımı değiştiriyor, en azından multiclass yapıyordum. Paladin + Bard gibi mesela. Zaten oyunda objektif olarak diğerlerinden üstün olan iki class varsa onlar da Bard ve Paladin'dir. Bunu sadece ben demiyorum bu arada, IGN takipçileri de diyor. Neyse işte ben Bard'dan kolay kolay vazgeçmiyordum ama farklı şeyler denediğim de oluyordu sürekli. Çünkü her classta combata yaklaşımınızı değiştirebilecek tonla farklı yetenek ve özellik mevcut. Mesela en sevdiğim class olan Bard ufak tefek her çeşit konuda fena olmayan bir yeterliliğe sahipken asıl odağını konuşma ve pasif skillere vermiş. Bu da hikayeye ve diyaloglara odaklanan bu oyunda en büyük yararı sağlayan şeylerden biri oluyor. Bard ile yapamayacağınız şey yok desem yeridir. Yok lan yalan söylüyorum, yapamayacağınız şey var tabii ki de. Ama yapamayacağınız şeyler yapabileceklerinizden çok daha sönük kaldığı için hiç varolmamışlar gibi davranıyorum. Neyse.
Oyundaki class çeşitliliğine ve Bard, Paladin gibi classlara bayıldım. Bir ara canım Monk da çekmişti onu da tattım ama o kadar da iyi olmadığını fark edince Bard + Paladin multiclassına geri döndüm. Bu arada bu tür Crpg'lerde bir parti üyesi mecbur destekçi olur ya, hani sürekli diğerlerinin istatistiklerini artıran skiller kullanır, can tamlar falan. Baldur's Gate 3'te o kadar keskin destekçi ve savaşçı gibi rol ayrımları bulunmamakta. Her class öyle ya da böyle kendi ayağı üstünde durabilmesini sağlayan destek skillerine sahip olabiliyor. Bu da birisini tamamen destekçi yapıp adamakıllı hasar vurma yeteneğinden feragat etmek zorunda kalması, veya birisini full fokus savaşçı yapıp destek için sürekli birilerine ihtiyaç duymak zorunda kalması gibi durumlara girmemenizi sağlıyor. Bu durumu her insan sevmeyebilir. Çünkü kimileri destekçi, tank, hasar vurucu gibi keskin şekillerde karakter buildleri görmek isteyebiliyor. Larian'ın bu tarz keskin şekillerde class yapısı tanımlamamasının sadece tek bir nedeni olabilir: Oyunu casual'laştırmak. Yani RPG'lere uzak insanlar için oyunu basitleştirmek. Aksi takdirde leş mi leş class kombinasyonlarıyla savaşa giren beceriksizler adamakıllı savaş kazanamayınca ağlayabilir. Çünkü strateji, koordinasyon ve beyin gücü bu oyunda combatta başarılı olmanızı sağlayan en büyük etmenlerden biri. En azından yüksek zorluklar için.
Class yapılarının casual'laştırılmasına her insan farklı şekilde tepki verir demiştim. Ben nasıl tepki veriyorum peki? Ben bu duruma pek hoşnut olamadım açıkçası. Oyun zaten etraftan topladığınız parşömenlerle mi neyse ne onlarla olabildiğince size destek sağlayan değişik büyüleri kullandırtmaya çalışıyor, e böyle bir de hibrit kıvamda classlar ortaya çıkınca classı farklı iki ekip arkadaşının combatta sağlayacağı farklılıklar bayağı azalmış oluyor. Etraftan sürekli bu gereksiz şeyleri toplamasak, veya classlar uç noktalara çekilse hoşnut olma seviyem biraz daha yüksek olurdu.
Classlardan bayağı bahsetmişim gibi gözüküyor ama bu sadece bir ilüzyon. Bu ilüzyona gelmeyin. Buzdağının görünen tarafı bu sadece. Tek tek hiçbir classı adamakıllı anlatmadım, dice roll'larına etkilerinden bahsetmedim, tam olarak ne skill'leri sağlıyolar bahsetmedim bile. Şimdi kombatın diğer taraflarına geçsek iyi olur. Mesela düşman yapay zekası ve genel olarak kombat sekanslarına bakalım bir.
Oyundaki kombat sekansları iş gibi hissettirebiliyor. Ama bu durumu kesin bir şekilde eksi verilecek bir durum olarak göremiyorum. Bunun en büyük nedeni de zaten birkaç dakikadır bahsettiğim class özellikleri ve sürekli class değiştirebiliyor olmam. Onlara tekrar değinmeyeceğim de başka şeylerden bahsedeceğim. Mesela Baldur's Gate 3'ün combat anlamında övülmesi gereken güçlü yönlerinden bahsedeceğim. Bu güçlü yönler kombat sekanslarındaki şartların çeşitliliğidir. Oyun ardı ardına üç beş defa aynı şartlarda savaşmanıza izin vermiyor. Ya düşman türleri değişiyor, ki bu sahip oldukları hareketler ve skillerin, ayrıca da zayıflıklarının değişmesi demek, ya da savaşa girdiğiniz alan değişiyor. Düşmanların değişmesi zaten her RPG oyununda beklendik bir şey. Aynı üç beş tarzda düşmanı maviye boyadınız diye kakalatamazsınız bize. Öyle değil mi Persona 3? Persona 3 iyi hoş bir oyun ama kusurlarını gizlemek konusunda başarısız. Kusurlarını gizlemek konusunda başarılı bir oyun varsa o da Baldur's Gate 3'tür. Ama bunu nasıl yaptığına sonradan tekrar geleceğim şimdilik düşman çeşitliliğinden bahsediyoruz.
Düşmanlar değiştikçe zayıflıkları da değişiyor dedim ya, hemen öyle ATLUS oyunlarındaki 1 more mekaniğini falan beklemeyin. Bu oyunda zayıflıklar, dirençler falan tamamen hasarı etkiliyor. Zayıflıkları geçip savaş alanı çeşitliliğine geldiğimizde ise oyunun en kuvvetli yönlerinden birine tanık oluyoruz. Zaten farklı özelliklere sahip düşmanlar, değişik değişik skiller kullanıp bizi ezmeye çalışırken bir de onların oyun alanıyla dinamik bir etkileşimini görmek giriştiğiniz hiçbir savaşın neredeyse aynı hissettirmemesine neden olmuş. Neredeyse dedim çünkü ben aynı hissettiren birkaç savaş hatırlıyorum ama oyunda onlarca savaş yaptığımız için üç beş örnekten zarar gelmez şimdilik. Neyse bu şekilde farklı koşullarda, farklı düşman tipleriyle kuralların sürekli değiştiği savaşlar yapmak insanın zevkine zevk katıyor. İşte Baldur's Gate 3 upuzun süren ve insanın iradesini zorlayan savaşların o kadar da baymamasını sağlıyor bu değişimlerle. Yoksa sürekli sürekli aynı hissettiren yarım saat bir saatlik savaşlar yapsak kesinlikle oyundan şimdi olduğum kadar hoşnut olmazdım.
Combat uzun sürüyor ve iş gibi hissettiriyor dedim de siz bakmayın o laflara. Eğer orijinal DnD'lere göz atarsanız bir savaşın günler sürdüğü senaryolara şahit olabilirsiniz. Ama burada iş tamamen kaliteli bir DM'e kalıyor. E video oyunlarında da diğer insanları beklemek ve söylediğiniz şeyin başkaları tarafından anlaşılıp anlaşılmadığıyla ilgili tartışamalara girmek zorunda olmadığınız için Baldur's Gate bu şekilde savaş sürelerini kısaltmış. Yine saatler sürüyolar ama Dnd'ye göre kısa mı, kısa. Neyse classlar, kombat sekansları vs. hakkında söyleyebileceğim başka bir söz yok. Şimdilik oyunun diğer rol yapma ögelerine geçmek istiyorum. Yan görevlere bir de keşfe.
Öncelikle şunu söyleyeyim: Oyunda sürekli oradan buradan yan görev keşfetmek oynadığım rol yapma oyunları göz önünde bulundurulunca bana artık pek şaşırtıcı gelmiyor... Falan diyeceğimi beklemeyin. Bu durumdan hala daha zevk alıyorum ve uzun yıllar boyunca da almaya devam edeceğim. Evet Baldur's Gate 3 de o tarz her tarafından içerik akan yapımlardan biri. Ama içerik akışına gelmeden önce bir oyundaki interaktifliğe de üç beş atıfta bulunmam lazım.
Oyunda konuştuğunuz NPC'lerin size söyleyebileceği bir söz, bir tavsiye, verebilecekleri bir bilgi, anlatabilecekleri bir destan oluyor sürekli. Oyunda hayvanlarla konuşma büyüsünü kullanıp önünüze gelen çoğu kedi köpekle konuşmak da mümkün ayrıca. E bunların sonucunda interaktifliğin en tepe noktası bu oyunda diyebiliriz sanırım. Oyunda ölülerle konuşma büyüsü bile var. Bazı yan görevlerde mecburiyet gibi bir şey zaten de, hiçbir manası olmayan zamanlarda onu deneyip çalıştığını görmek gerçekten büyük zevk. E oyun alanının hiçbir tarafı sırf oyunu uzatmak için koyulmuş gibi de hissettirmiyor. İkinci perde hariç. Oradaki kısımları pek sevmiyorum. Perde demişken size onlardan bahsedeyim bari.
Perdelere kabaca oyunun başı, ortası, sonu lakaplarını takabiliriz. Birinci perde, yani act 1 oyun erken erişimdeyken insanlara sunulan tek mekandı. Burası romantizm akımında görülen doğayla iç içe geçmiş köy tarzında bir yer. Dağla taşla otla toprakla bol bol haşır neşir oluyoruz. E bu perde zamanında erken erişimde sunulan tek mekan olduğu için en büyük emek de bariz bir şekilde buraya gitmiş. Sanırım en çok yan görev bu perdede bulunmakta. Bana göre en kaliteli yan görevler kesinlikle bu perdede değil ama en bolu burada mı burada işte.
İkinci perde bize kasvetli ve korku oyunu varimsi karanlık mavi bir tema sunuyor. Burada manyak bir şato, Shar'ın mekanlarından biri, mezarlıklar, ve küçük bir meyhane gibi yerler mevcut. Oyundaki en dandik yan görevler, en az özgürlük ve en sıkıcı bulduğum mekanlar burada olduğu için de doğal olarak en az zevk aldığım perde buydu.
Üçüncü perde. Üçüncü perde Baldur's Gate şehrinde geçiyor. Hem bana göre en hoş atmosfer hem de en iyi yan görevler bu perdede. Ama nasıl yaptılarsa oyundaki birkaç en kötü yan görevleri de buraya sıkıştırmayı başarmışlar. E yan görev sayısı her geçen perdeyle gitgide azaldığı için bu kalitesiz birkaç yan görev perdedeki genel tecrübemi daha zevksiz hale getiriyor getirmesine de, bence bu haliyle bile en iyi perde bu.
Perdeleri geçip yan görevlerin kendilerine gelirsek.
Batılı rol yapma oyunlarında bu konu hakkında puanlamamı yan görev çeşitliliği, yan görev tekrar oynanabilirliği ve derin diyalog seçenekleri üzerinden yaptığımı bilin öncelikle. Bu üç şeyi Baldur's Gate 3 nasıl ele alıyor peki? Şimdi yalan yok bu üç konudan sadece bir buçuğunu halletmiş gibi hissettiriyor. Mesela yan görev çeşitliliğiyle başlarsak.
Yan görev çeşitliliği bol. Oyunda ana görevleri saymazsak toplamda 105 tane falan yan görev mevcut. Çoğu birbirinin ardından gelen yan görevi saymazsak ama bu sayı bayağı azalıyor. Çünkü yan görevleri bir perdede tamamladınız diye hemen bitmiyorlar. Oyun alakasız alakasız yerlerden hiç beklemeyeceğiniz görevler çıkarabiliyor. Bu görevleri ilk karşılaşmanızda nasıl bitirdiğinize göre de diğer perdelere etkileri değişebiliyor. Örnek olarak eğer birinci perdede durduk yere şeytan olmayı ve Druid Grove'a iyi saldırı düzenlesin diye Minthara'nın ordusuna destek olmayı seçerseniz onu öldürmediğiniz için hem ikinci perdede görebiliyor hem de ekibe katabiliyosunuz. Bir başka örnek de eğer yel değirmenine yapıştırılmış Barcus Wroot'u kurtarırsanız da taaaa üçüncü perdede küçük bir yan görevde olayı iki tarafı da memnun edecek barışçıl bir şekilde çözmenize yarıyor. Açıkçası Larian'ın bu yan görevleri sakız gibi uzata uzata farklı zamanlarda önümüze çıkartmasını takdir ediyor ama hoşnut olmadığımı da belirtmek istiyorum. Çünkü öyle yapmaları için her yan görevin içerik anlamında dolup taşıyor olması lazım. E öyle bir şey yok. Yan görevler verdiğim örneklerdeki gibi 10 20 saniye süren oradan birini kurtar, şuradan bu itemi çal veya araştır tarzında şeyler. Bu dediklerimle yan görevleri niteliksizleştirdiğimi düşünmeyin. Wiki'ye girip yan görev listesine göz atarsanız görevlerin yarısının aynen dediğim şekilde item araştırma veya birilerini kurtarma üzerine olduğunu görebilirsiniz. He bu durumda bile çeşitlilik bol mu? Bol. Mesela bir görevde bir öküze yardımcı olabilirken, diğer bir görevde de zaman limiti tepemizdeyken bir yer altı hapishanesinden rehine kurtarmakla falan uğraşabiliyoruz. Yan görevleri keşfetme ve sürekli alakasız yerlerden içerik bulmak çok zevkli olmasına rağmen insan Fallout 3 bölgesinden çıkıp artık bir Fallout New Vegas görmeyi bekliyor. Bunun ne olduğunu derin diyalog seçeneklerinde açıklayacağım. Şimdilik yan görev tekrar oynanabilirliğine gelelim.
Aslında yan görev tekrar oynanabilirliği ve derin diyalog seçenekleri biribiriyle aşırı bağlantılı şeyler oldukları için onları ayrı ayrı iki kez açıklamak pek mantıklı değil. Ama yine de ikisi hakkında söyleyecek sözlerim var. O yüzden bu şekilde iki ayrı kısımda açıklamak istedim. Neyse işte yan görev tekrar oynanabilirliğinin fena olmayan bir seviyede olduğunu söyleyebilirim. Zaten az önce dediğim diğer perdelere etki bırakma meselesi bu tekrar oynanabilirliği sağlayan en büyük etmenlerden biri. Hatta direkt tek etmen o olabilir çünkü başka hiçbir şey Baldur's Gate 3'te yan görevleri tekrar oynamaya değer kılmıyor benim için. Görevleri ya savaşarak ya da demokrasiyle çözmek mümkün, mümkün olmasına da zaten bu her batılı rol yapma oyunundan fiks oalrak gelmesini beklediğimiz bir konu. Bu olmayınca zaten oyundan hayvan gibi puan kırmak makbul oluyor. Ayrıca yan görevleri şiddetle çözmenin kimseye bir faydası olduğunu söyleyemem. Savaşa girmek her zaman barışçıllıktan daha efor sarf etmenizi gerektiriyor bu oyunda. Ya zar atışlarını sürekli kaybetmeli ya da bile isteye karakterleri kışkırtmanız gerekiyor. Şöyle söyleyeyim: Kör sağır bile olsanız ekranı koklaya koklaya bir şekilde zar atışı yapar görevi tamamlarsınız. Barışçıl olmak için öyle efor sarf etmenize gerek yok. Neyse bu barışçıllık muhabbetini geçip yan görevlerin beni en çok üzdüğü noktaya gelelim. Derin diyalog seçenekelerindeki eksikliğe.
Şimdi diyebilirsiniz “Ulan hani oyunda barışçıl şekilde görev tamamlamak mümkündü! Kandırma lan bizi nasıl derin diyaloglar yok!” ya bir sakinleşin önce. Derin nefes alın. Az önce de dediğim gibi olayları barışçıl şekilde çözebilmek bana göre zaten her batılı rol yapma oyununda fiks olarak gelmesi gereken bir şey. Bu özgürlük yoksa o zaman bir sıkıntı vardır. Varsa da oyunun puanını durduk yere yükseltmek zorunda değilim. Benim “derin diyalog seçenekleri eksik” derken kastettiğim şey bizi iki taraf arasında sıkıştıran, moralimizi sorgulatan ve iki seçeneğin de anlamsızca iyi veya anlamsızca kötü olmaktan ibaret olmadığı, ikisinin de grinin tonları olduğu diyalog seçeneklerindeki eksiklik işte. Baldur's Gate 3 hiçbir yan görevinde “ulan acaba şunu mu seçsem yoksa ötekini mi” falan dedirtmedi bana. Hiçbir seçenek sizden fedakarlık istemiyor. Aslında istiyorlar da iyi anlamda istemiyorlar. Dediğim şey şu: Eğer kötü olan diyalog seçeneklerini seçerseniz hem ekip arkadaşları hem de değerli lootları kaybedebiliyosunuz. Vay be ne kadar da moralimizi sorgulatıcı seçenekler! Kafam karıştı ya şimdi iyi olmayı mı seçsem yoksa kötü olmayı mı seçsem! Emin olamadım ya Baldur's Gate 3! Öhhö öhhö. İşte Fallout 3 bölgesinden çıkıp Fallout New Vegas görmek istiyor insan, derken bunu kastediyordum. Peki Fallout “new Vegas deyip deyip duruyorsun da onda sanki bir b... var mı” diyecek olanlar için: Evet, var.
Fallout New Vegas'ta 4'e bölünen farklı ana görev patikalarını ve DLC'leri saymadığımızda bile oyunda... 162 tane yan görev olduğunu görüyoruz. Bunların yarısı gizli yarısı ise direkt quest logunuzda görebileceğiniz görevler. Yani Baldur's Gate 3'ten eksik bir yanı yok Fallout New Vegas'ın. Hatta bu görevlerdeki seçimlerin çoğunun, mutlak iyi veya mutlak kötü olmaktan ibaret olmaması da oyunun Baldur's Gate 3'ten iyi olduğu bir yönü. Çoğunun kelimesine dikkat edin çünkü oyunun geliştirildiği ilk aylarda eklenen yan görevlerin bazılarında yine mutlak iyiye karşı mutlak kötü seçimleri var. Ama Obsidian o görevleri geliştirdikten sonra o kadar hızlı tecrübe kazanmış ki diğer görevlere o kadar niteliksiz seçim koymayı bırakmış. Örnek olarak oyun için geliştirilen ilk yan görevlerden biri olan Come Fly with Me'de yapabileceğiniz büyük seçimler roketi uzaya sağ salim yollamaya karşılık onu sabote etmekten ibaret. Bu seçimlerden sondakinin saf kötülük olması üzücü işte. Ama az önce de dediğim gibi Come Fly with Me oyuna koyulan ilk yan görevlerden biriydi. Moral sorgulatma kısmı diğer görevlerde bol bol karşınıza çıkıyor. Mesela Vault 22'yi araştırıp nasıl o kadar kolay bitki yetiştirebildiklerini öğrenip araştıramcılardan birine o bilgilerini götürmeniz gereken bir görevde, opsiyonel olarak karşılaştığınız bir kazazede bu manyak vaultta yaşanan olayların tekrar yaşanmaması için araştırma bilgilerini silmeye çalışıyor. Eğer ona karşı çıkıp bilgileri yaymak istediğinizi söylerseniz de sizi öldürmeye çalışıyor. İşte gördüğünüz gibi moral sorgulatma böyle yapılır. Ama daha durun tek derin seçimli yan görev bu değil. Bir sürü var. Ben kendi nefesimi harcamak yerine size hmbomberguy'ın en iyi videolarından birindeki dakika bilgisi vereyim. Çünkü o ne demeye çalıştığımı en iyi şekilde açıklayan YouTuber'ın ta kendisidir o. İngilizce bilmiyosanız bu kısımda hiçbir şey anlayamazsınız, uyarayım dedim. Neyse işte klip şu:
- Altıncı bölümün tamamını dinleyin. Veya yarısını. Direkt videonun tamamını izlesseniz de olur.
Şimdi seçim kıtlığı hakkında konuştuk. Bir de oyunda beni üzen ve verdiğim efora değmeyen bir görevden bahsetmek istiyorum. Şu ejderhayla kapıştığımız görevden. O kadar uğraşa uğraşa sonunda ejderhayla göz göze geldiğimde “Oha lan Baldur's Gate'in kurucusunun ihanet ettiği kişi var karşımızda, ne epik şeyler olacak acaba?” diye düşünmüştüm. Legate Lanius gibi bir şey olsa, hitabetimizi veya pazarlığımızı konuşturduğumuz bir sekans olsa çok keyif alırdım. Ama ejderhayla konuşmaya başladığınız gibi durduk yere kapışmaya başlıyoruz. Ya hani oyunda barışçıl şekilde görev tamamlamak mümkündü? Ben belki bu adamı müttefiğim yapmak istiyorum? Allah Allah. Öyle mecburi kombata sürüklendiğimiz görev mi olur Larian? Yakıştıramadım size.
Neyse yan görevler hakkında daha da fazla konuşmaya gerek yok. Bu kısmı da hallettiğimize göre grafiklere geçme zamanı geldi sanırım. Anaaa bekle la boss savaşları hakkında hiçbir şey yazmamaşım. Şimdi ejderhayla ilgili konuştuktan sonra fark ettim. E onları da kısaca açıklayayım o zaman, biraz sonra grafiklere geçeriz.
Boss savaşları güzel. Evet bunun daha da ilerisinde diyebileceğim bir şey yok. Hiçbir bossla savaşırken sinirlendiğimi veya oyuna tırnak içerisinde “iltifat” ettiğimi hatırlamıyorum. E her combat sekansındaki gibi alan ve düşman değişimleri de yine bosslarda mevcut. O yüzden bosslar iyi hoş deyip şimdi grafiklere geçiyorum.
İkinci perde ana rengi kavraması en kolay olan perde çünkü. Yani eğer göz adlı organa sahipseniz ve görme yeteneğiniz de varsa her yerin koyu mavi olduğunu fark etmişinizdir.
Üçüncü perdede de farklı mekanlara gidebiliyosunuz ama onların dizayn çeşitliliği birinci perdedeki kadar yüksek değl. O yüzden bu perdeye bir ana renk seçecek olsam kil hamuru derdim. Perdelere göre ana renkler böyle işte. Oyun grafiksel anlamda çok dudak uçuklatıcı şeyler sunmuyor ama piyasanın da gerisinde kaldığını söyleyemem. Taş dokuları falan bayağı üst düzey kalitede ve bu ışıklandırma, bu dokularla falan artık oyunu muhteşem görselliğe çıkarmak stüdyonun yeteneğine bağlı. Yine de grafiklerden puan kırmıyorum. Çünkü rol yapma oyunalrı karşılaştırılınca canlı modellerinin en detaylı, en kaliteli olduğu oyun bu olabilir. Ayrıca saldırı animasyonlarını da bayağı sevdim.
İşte müzik kısmı bu kadar. Oyundaki müziklere gösterilen emeği ve o 53 şarkıya akıtılan para için saygı duyuyor ama beni pek açmadıklarını belirtmek istiyorum. Müziklerden puan kırmayacağım merak etmeyin.
E oyun hakkında daha da söyleyebileceğim bir şey yok. Sonuca geçiyorum artık.
Aynı veya tıpatıp benzer görevlere sahip büyülerle zulanızı doldurarak oyun sanki skill çeşitliliğini olduğundan daha fazlaymış gibi göstermeye çalışıyor. Yani böyle bir şey yapmana gerek yok be Larian. Benzer büyüleri bile çıkardığımıda farklı skiller yine bol. Bu tekrarlara gerek var mıydı bilemedim şimdi. İkinci alakalı konu ise diyaloglarla ilgili.
Oyundaki diyalog seçenekleri classınıza göre falan değişebiliyor ama bu bir ilüzyon. Bir sürü kez save scumming yaparak, baştan baştan sürekli farklı diyalog seçenekleri seçtikten sonra söyleyebilirim ki o özel diyalog seçeneklerinin yüzde doksan oranda bir manası olmuyor. Genelde zar atışı yapmanız gerek kalmadan direkt konuşabilmenize yarıyolar ama görevde bir farklılık sağlamıyolar. Yani tamamen classınızın rolüne bağlanmanızı, yani rol yapma deneyiminizin artırılması planlanarak eklenildiği belli bu seçeneklerin. Yoksa ha normal şekilde bir teklifi reddetmişim ha paladin olarak reddetmişim farkı yok.
Üçüncü konu ise işte savaşlardaki çeşitlilik. Bu da uzun sürme ve insanı yorma kusurunu gizliyor.
Bakın oyunu sürekli eleştirdim ama oyundan zevk almadım veya beni çıldırttı gibi şeyler demedim. Oyun rezalet veya endüstriye zarar olan yapımlardan değil. Oyuna gidip 0.5, 1, 2, 3 falan veren tiplerden değilim ben. O puanları içeren incelemeler ise saçmalık. Onları okuduğumda da insanların biraz fazla acımasız olduğunu görüyorum. Yani çoğu şeyi eleştirmeyi seven ben bile bunu diyorsam anlayın işte ne kadar yüksek bir abartma olduğunu. Baldur's Gate 3 kusurlarına rağmen hala çok keyifli bir oyun. Ben de gereksiz derecede acımasız biri değilim.
Hikaye
Baldur's Gate 3 manyak düzeyde sinematik bir ara sahneyle başlatıyor bizi. "Eee bir gemi var, içinde sırık gibi ahtapot adamlar var, bunlar gözümüzün içine bir böcek möcek bir şeyler sokuyor" diye özetleyebilirm ilk başı. Ne olduğu pek de anlaşılabilir değil çünkü. Hikaye ilerledikçe anlaşılıyor da, şu an hikayeyi ilk defa izliyormuşum gibi davranın azıcık. Biraz tiyatro yapalım. Neyse gemi sonralardan ejderhalar süren yeşil cılız yaratıklar tarafından saldırıya uğruyor. Bundan birkaç saniye öncesinde de karakter oluşturma ekranına ışınlanıyosunuz. Karakter oluşturma eleştirilerini şimdi hikaye kısmında yapmak saçma olacağından geçiyorum. Neyse yeşilliler ve ahtapotlar kapışırken biz de çat çut sesler sonucu uyanıyoruz ve hapsolduğumuz yerden kalkıyoruz.Yeşillilerden biri çıkıyor karşımıza. Ona dost olduğumuzu kanıtlıyoruz. O da beynimize giren parazitlerin bizi çok da kısa olmayan bir sürede gemideki ahtapot adamlardan birine dönüştüreceğini ve bilincimizi kaybetmemize yol açacağını söylüyor. Ondan sonra adam toplayıp önümüze gelenleri kesiyoruz ve fırsattan istifade gemiden kaçıyoruz. En azından kaçmaya çalışıyoruz. Geminin dümenini belli bir tarafa çekip Faerun'a doğru giderken gemi kaza yapıyor ve içindeki herkesi dışarı fırlatıyor. Sonra da düşüş sırasında ölebileceğimizi ama çok acayip bir güç tarafından son anda kurtarıldığımızı öğreniyoruz. Uyandığımız sahilde ilerledikçe karşımıza daha fazla yoldaş çıkıyor ve hepsinden ortak bir şey duyuyoruz: Eğer bu paraziti beynimizden çıkarmayı başaramazsak işler çok kötü gidecek.
Oyunun daha da ilerisinden spoiler vermek istemiyorum ama hikayeyi çok çok kısa bir şekilde özetlersek: Tutsak düştüğümüz gemide beynimize giren bu acayip paraziti yolda edindiğimiz bizim gibi ekip arkadaşlarımızla çıkarma çabamızı anlatıyor oyun. E tabii ki de durumun bu kadar basit olmadığını ve hikayenin ielrledikçe dallanıp budaklandığına da şahit oluyoruz. İşte özeti bu. Hikayeyi özetledikten sonra eleştirilere başlarsak.
Bu gemi neyin nesi ve biz durduk yere niye tutsak düştük? Rol yapma oyunlarında oyuncuyu çok kötü durumlarda başlatıp ondan sonra özgürlüğe kavuşturma geleneği var. Bunu yapmalarının en büyük nedeni hikayedeki baş kötülerin ve objektifin temelini belirlemek oluyor. Ayrıca bu kısımlarda karakter oluşturma sahnesi de oluyor. Bu türün oyunlarında durum hep ayn işte. Gizemli ve karakterin başına kötü bir iş gelecek şekilde oyunu başlat, karakter bir mucizeyle o olaydan sağ salim çıksın, sonra da açık dünyaya atılsın. E hepsinde durum aynıysa neden mızmızlanıyorsun, diyecek olanlara cevap vereceğim şimdi. Mızmızlanıyorum çünkü Baldur's Gate 3 bu başlangıca bir arka plan hikayesi uydurmuyor. Mesela Fallout New Vegas'a bakalım. BG3 bir CRPG, FNV bi ARPG ama o oyunu yapanlar aynı zamanda da orijinal Fallout 1 ve 2'yi yapanlar olduğu için karşılaştırmaktan sıkıntı çıkmaz.
Fallout New Vegas'ta başımıza gelen kötü olay teslim edeceğimiz paketin çalınmasıydı. He bir de kafadan vurulmamızdı. Bu eylem öncesinde biz neyin nesiyiz biliyoruz çünkü oyun söylüyor: Biz bir kuryeyiz. Şurdan şuraya paket taşıyoruz. E eylemi yapan kişi de belli: Benny. Zaten oyun boyunca Benny peşinde gidiyorsunuz, sonralardan hikaye seçiminize göre yön değiştiriyor. Yani Fallout New Vegas'a baktığımızda başlangıcın içi boş ve sırf gizemli olsun diye gizemli yapılmadığını görebiliyoruz. Eylemi yapan kişi belli, eylemi yapma nedeni de belli, bizim ne olduğumuz belli falan filan. Baldur's Gate 3'te biz neden tutsak düştük, biz neyin nesiyiz, işimiz gücümüz ne, mind flayerlar spesifik olarak neden bizi seçti?.. Bu soruların cevabını oyun ilerledikçe alacaksınız sanıyosanız kötü bir haberim var: Pek çoğuna verilecek kesin bir cevap yok. Oyun ilerledikçe o gemiye tutsak olmamızın nedeni açıklanmasa da tutsak olmamızın sonucunda yaşanan olaylar hikayeye etki bırakıyor. Ama dediğim gibi ilk başta o gemide ne b... arıyorduk veya nasıl kaçırıldık adamakıllı bir cevap yok. Eğer bu sorulara kesin cevap verebilen biriyseniz yazın biz de öğrenelim.
Neyse hikayenin başlangıcındaki açıklanmayan gizemlerden bahsettik. Hikaye hakkında yapabileceğim başka bir eleştiri var mı? Var. Bu bir fantezi evreni ve yaşanan olaylar olağanüstü şeyler olduğu için yazarlar hikayeyi romantizm akımını baz alarak kurgulamış. Bilmiyosanız romantizmin klişeleri şunlar kısaca: Kusursuz ve melek gibi resmedilen ana karakterler, sanki dünya üzerindeki tek kusurlu insan onlarmış gibi resmedilen kötü karakterler ki kötü karakterlerin kişiliği de sadece kötü olmaları üzerine kuruludur. Yani sırf ana karakterlere rakip birileri çıksın diye kötü yazılırlar. Başka klişeler ise sık yaşanan rastlantılar vs. vs. falandır. “Gerçek hayatta da rastlantılarla karşılaşmak mümkün” demeyin kastettiğim şey Türk dizilerindeki kapıdaki konuşmaları dinleyen hizmetçi tarzında rastlantılar. Sırf hikayede bir olay olsun diye oraya zorla bir şeyler sıkıştırıyolar anlamında yani. Neyse romantizmin bir başka klişesi de mutlak iyi ve mutlak kötünün savaşı sonrasında mutlak iyi tarafın kazanmak zorunda olması.
Bu akım toplum için sanat anlayışını benimsediği için topluma mesaj vermeyi bir numaralı önceliklerinden biri haline getirmiştir. E o mesajı vermenin en iyi yollarından biri de kötü bir karakterin hikaye sonunda kaybettiğini göstermektir. Yani romantizm akımında kötülerin hikaye sonunda kazanma ihtimali yoktur. Ancak, romantizm klişelerine sahip yarı romantik hikayelerde nadir de olsa kötü sonlar yaşanabilir. Ama dediğim gibi nadir olmaları bir yana, onlarda da yine mutlak iyiye karşı mutlak kötü savaşı vardır. Neyse başka klişe var mı peki? Var. Bu akım genelde gerçek hayattan kaçışın temsilidir ve bu hikayeler yüksek oranda dağda bayırda yani pis şehirler yerine huzurlu tabiatta falan geçer. Bir başka klişe de yazarların hikayeye olur olmadık yerde giriş yapıp okuyucuya mesaj vermesidir. Bkz: Victor Hugo. Daha bol bol özelliği var bu akımın ama önemli olanların çoğunu saydım. İşte bu klişelerin hepsine sahip bir hikaye yazdığınızda ortaya romantizm akımından fırlama bir roman çıkıyor. Ama bu klişeleri tabii ki de oyun hikayelerinde kullanmak zor. Mesela video oyunlarında ilerleyişi durduk yere bölen ve okuyucuya ot osuruk bilgisi veren bir yazar nasıl olacak? Mutlaka o şekilde bir şeyler yapılmıştır ama bu şekilde ielrleyişi bölmek ancak kitaplarda gider, oyunlarda gitmez. Oyunu direkt dandikleştiren bir özellik olur yoksa.
Baldur's Gate 3'e baktığımızda anlattığım klişelerden üç, üç buçuk tanesinin mevcut olduğunu söyleyebilirim. Bunlar tabii ki de mutlak iyiye karşı mutlak kötünün savaşı, rakip karakterlerin saf kötü olması, rastlantılar ve yarım yamalak bir tabiata dönüş. İşte bu şekilde üç buçuk. Cimri olursanız da üç. Neyse fantastik ve doğa kanunlarına karşı çıkan evrenlerde romantizm akımı kullanmayalım da ne yapalım, diye çıkışmayın hemen. Evet o tarz hikayelerde romantizmden kopmak zor oluyor ama imkansız değil yine de. Çünkü elimizde magical realism diye bir akım da mevcut. Bu kadar dediğim şey sonrasında Baldur's Gate 3'ün hikaye yazımına hayran olmadığımı anladınız herhalde. Bu hikaye konusunda daha da zaman kaybetmenin manası yok. Hikayede yaşanan olaylar şaşırtmaçlıktan azıcık küçücük uzak, objektifimiz de aman aman kalitede bir şey değil, rakip karakterlerden de bir cacık çıkmıyor.
Karakterler
İlk olarak ekip arkadaşlarımızla başlayacağım, sonra da ilerleye ilerleye daha az önem arz eden yan karakterlere değineceğim. Ekip arkadaşlarındaki sıralama da tamamen kafama göre, durduk yere anlam yüklemeyin diye söylüyorum. Aklıma o an kim gelirse ekleyeceğim işte. Sanırım spoiler sayılmaz ama yine de umursayanlar için söylüyorum: Karakterlerle fena olmayan bir süre boyunca haşır neşirmişiz gibi vereceğim bilgileri. Yani oyuna hiçbir yerden bilgi öğrenmeyip balıklama dalmak istiyosanız burayı geçmek azıcık küçücük faydalı olabilir. Bu arada karakterleri anlatamaya başlamadan önce söylemem gereken bir şey var, Baldur's Gate 3 karakterler konusunda o kadar da romantizmden etkilenmiş bir yapım değil. Evet rakip karakterler saf kötülüğün vücut bulmuş hali ama ekip arkadaşlarımızın hiçbiri neredeyse melek seviyesinde sütten çıkmış ak kaşık gibi temiz adamlar değil. Biri haricinde. Ama ona sonradan geliriz. Başlayalım.Shadowheart
Shadowheart mind flayer gemisinde en erken tanışabileceğiniz ikinci karakter. Birincisine sonradan geliriz de şimdilik bu karakter şöyle: Dindar ve gizemli takılan, Shar adlı tanrıçanın sadık bir hizmetkarı olan, yeri geldiğinde soğuk, kurnaz, egoist kişilik sergileyebilen ve Leydi Shar'a tam bir bağlılıkla hizmet etmek için gerekli her şeyi yapmaya istekli olan bir yarım elfdir Shadowheart. Üst mevkilerden gelen bir emir sonucu Baldur's Gate'e ulaşıp bir elindeki artifakti yol boyunca koruyup kollamalı ve sağ salim teslim etmelidir. Shar'ın görevleri üst düzey gizlilik ve sadakat gerektirdiğinden Shadowheart belli başlı bazı anılarının silinmesine razı olmuştur. Oyun ilerledikçe bu anıların ne olduğunu, Shadowheart'ın görevinin gerçekten iyi olup olmadığını kavrıyoruz ve onun tanrıçasına duyduğu bu imanı zedeleyebiliyor veya aksine daha da yakınlaştırabiliyoruz. Bu son iki seçenekten biri ayrıca Shadowheart'ın saç renginde bir değişikliğe yol açıyor. Öteki seçenek de masum insanların ölmesine yol açıyor. Bekle bir dakika. Son söylediğim iyi bir şey değil gibi sanki. Çünkü... Değil. Shadowheart'ın kendi hikayesinde seçmeniz gereken seçenek başından bile belli. Shar, Shadowheart'ı kendi kirli işlerini yapması için manipüle eden saf kötülüğün vücut bulmuş hali olan bir tanrıça. Yani bu durumda Shadowheart'ı bu yanlış imandan uzaklaştırmak moral olarak doğru olan seçenek. Aslında oyundaki sıkıntılardan biri de tam olarak bu işte. Önünüze konulan seçenekler Fallout 3 kıvamında “iyi birisi ol veya anlamsızca kötü birisi ol”dan ibaret. Evet acaba ne değişecek diye merak edip öteki seçeneği de seçmek fena olmayabilir. Ama önümüze konulan seçenekler keşke moralimizi sorgulatsa bize, bizi işin içinden çıkamaz hale getirse diyor insan. Videonun ilerleyen kısımlarında bu iyiye karşı kötü meselesinden tekrar bahsederiz de şimdilik Shadowheart'a geri dönüyorum.Az önceki mızmızlanmalarıma karşılık ben Shadowheart'ı bayağı beğendim. Oyun tarihinin en iyi kadın karakterleri listesine girip okuyabileceğiniz herhangi rastgele onlarca karakterden daha derin, adamakıllı kişiliği olan bir karakter shadowheart. Sırf güzel olsun diye güzel yaratılan ve tek kişilik özelliği cazibesi olan bir karakter de değil. Hem ona inancını sorgulatıp iyi tarafa çekmek de öyle böyle eğlenceliydi. Ayrıca ekip arkadaşları sadece kendi içlerinde de değerlendirilebilir türden değil. Diyaloglara giriş şeklinize göre farklı ekip arkadaşları orada burada laf kesebiliyor, birbirine karşı çıkabiliyor falan böyle şeyler olabiliyor. Bunlardan en bariz olanı Shadowheart ve Laezel'ın çatışması olsa gerek. Bu ikili sürekli birbirine laf atıyor, kavga ediyor hatta birbirlerini öldürmeye kadar bile gidebiliyoalr. Bu durumlarda kimin tarafını tutacağınız veya işi şiddet olmadan çözüp çözmeyeceğiniz de size kalmış. Bu özgürlük ve Shadowheart'ın ilginç bir karakter olması bana göre onu oyundaki en iyi ekip arkadaşlarından biri haline getiriyor. En iyisi bile diyebilirim belki ama diğerlerine de saygısızlık etmek istemiyorum şimdi. Çünkü Shadowheart'ın bu kadar iyi bir karakter olmasının en büyük nedenlerinden biri dediğim gibi Laezel'le girdiği rastgele kavgalar. Laezel Laezel deyip duruyoruz bari ona bakalım.
Laezel
Laezel mind flayer gemisinde tanıştığımız ilk yaşayan kanlı canlı eli ayağı tutan bir yaratık. Bu kadar detaylıca bahsettim çünkü oyunda karşılaştığınız ilk yaratık değil o. Eğer karşılaştığınız ilk yaratık desem yalan bilgi olurdu çünkü karşılaştığınız ilk yaratık aslında şu beyni şişmiş olan adam. Neyse Laezel'e dönersek. Açıkçası Laezel'in kendisi de Shadowheart kadar egoist ve çıkarcı olmasına rağmen onu Shadowheart'tan çok çok çok daha rahatsız edici buldum. Bunun en büyük nedeni Laezel'in sürekli ana karakteri domine etme isteğidir herhalde. Laezel komutan hep ben olayım, hep lider ben olayım, herkes beni dinlesin modunda gezen bir githyanki. Githyanki ırkının diğer ırklardan daha üstün olduğunu düşündüğü için de ayrı bir antipatikliği var. Mesela Shadowheart dediğim gibi aynı egoistliğe ve çıkarcılığa sahip olmasına rağmen onu göze batmayan, sübliminal bir şekilde yedirmeye çalışıyordu. Daha manipülatif, daha sinsi bir karakterdi. Laezel sürekli avazı çıktığı kadar bağıran bir karakter olduğu için onun egoistliği gizli değil, sürekli de suratımızıa sokuluyor. Bu nedenler sonucu Laezel öldüresim gelen bir karakter haline geliyor. Mesela sırf bu yüzden Shadowheart'ın Laezel'i öldürmesine izin verdim malum sahnede. Ama sonra önceki kayıt dosyama geri dönüp olayı barışla çözdüm. O kadar bencil o kadar eşek bir karakter olmasına rağmen kıyamadım şimdi. Ama kıyabildiğim bir karakter ararsak da Gale'a bakabiliriz. Neyse ona geçelim bari.Gale
Gale dediğim gibi ölse üzülmeyeceğim bir karakter. Bir kere bu karakteri portaldan çıkarmak başımıza bela oluyor oyun boyunca. Neymiş efendim sihirli eşya yemesi gerekiyormuş da yoksa patlayacakmış da mış mış miş miş. Adama acıyıp ekibe katıyoruz, o minnetini bizi tehdit etmekle gösteriyor. Böyle eşeklik olur mu ya? Makara kakarayı geçersek de yine Gale hakkında söylenebilecek olumlu bir söz bulamıyorum. Bütün büyücülük klişelerine sahip bir büyücü kendisi. İşte ondan bayağı yaşlı bir ustası var falan filan. Zamanında kendini kanıtlamak için şaklabanlıklar yapmış ama ceza olarak bir büyüye hapsolmuş. İşte sihirli şeyleri yemezse patlayacak. Bunlar klişe sayılır mı bilmiyorum ama klişe olsalar da olmasalar da diyeebileceğim tek şey sıkıcı oldukları.Gale'ın kişiliği olayları barışla ve pragmatik yollarla çözmeyi sevmesi üzerine kurulu. Bilgileri diğerleriyle paylaşmaktan da zevk aldığını söylüyor da bana ne kardeşim ya, Gale bilgi falan vermesin bana, ben kendim istemiyorum zaten. Neyse Gale bence ilginçlikten uzak, ekibin başına bela olan bir karakter sadece. Larian'ın diğer karakterlere koyduğu seçenekleri görünce Gale'a da bir şekilde bir değişim veya seçim yaptıtırlar sanıyosunuz ama öyle bir şey gerçekleşmiyor. Oyunun başındaki Gale ne ise oyunun sonunda da aynı kalıyor. Yazık. Gale'ın fedakarlığı gibi salak saçma seçenekler benim beklediğim ve sevdiğim türden şeyler değiller. O yüzden onları saymıyorum. Kısaca Gale çok sönük, çok sıkıcı ve unutulası bir karakter. Gale'dan sonra oyunun baş yıldızı ve fanların gözdesine bakalım bari.
Astarion
İnsanlar sürekli mi kendini beğenmiş karakterleri bu kadar severdi bilmiyorum ama bu durumla ilk karşılaşmam değil bu. Geçenlerde Persona 3 FES oynadım, oranın fan subredditinde de aynı durum vardı. Oradaki eşek Tanaka ise buradaki eşek de Astarion işte. Ama Tanaka'ya karşılık Astarion eşekliğinden öyle ya da böyle kurtulabilıyorken Tanaka sadece daha az anıran bir eşeğe dönüşüyor. Neyse anlatmaya başlarsak. Astarion bencil bir vampir. Evet işte bu kadar. Eğer karaktere saygısızlık etmeyi bırakıp işin içine adamakıllı girecek olursam da şunları söyleyebilirim:Astarion'un başlangıçtaki kişiliği, geçmişi ve vampir bir köle olarak geçirdiği zamanlardan bolca etkilenmiş vaziyette. Astarion çekici, güzel konuşan, kurnaz, nükteli, alaycı ve pratik düşünen bir vampir. Ancak hayat tarafından terk edilmiş biri olduğunu sandığı için çok acımasız, alaycı, bencil, manipülatif, güvenilmez, ön yargılı ve intikamcı biri olduğunu görebiliyosunuz. En büyük öncelikleri kendi güvenliği, kendi özgürlüğü ve kendi intikamı iken başkalarının duygularına karşı büyük ölçüde ilgisiz kalan ve onlara kendisi için bir karşılık olmadığı sürece yardımcı olmayan birisi Astarion. Çünkü hayatta terk edildiği ve ona kimse yardım etmediği için o da kimseye yardım edilmemesi gerektiğine inanıyor. Ayrıca bazı ırklara karşı da ön yargılı biri.
Oyunun başında Astarion'ı egoist olmasına rağmen kendini değersiz gören birisi ve korkağın teki olarak görüyoruz. Kendi güvenliğini sağlamak ve Cazador'un kontrolü altına girmekten kaçınmak için güç veya avantaj elde etmek amacıyla neredeyse her şeyi yapmaya açık olan Astarion, başkalarına zarar vermek veya zaten sahip olmadığı insanlığı da kaybetmekten korkmayan birisi ayrıca. Ama bunlara rağmen özgürlüğünü kolay kolay vermeyi seven birisi değil o. Karşılığında korunma ve avantaj elde edecek olsa bile. Oyun ilerledikçe Astarion'un alaycı görüşlerinden kurtulduğuna tanık olabiliyor ve başkalarına karşı empati göstermeyi, geçmişte incittiği kişilerle uzlaşmayı, güvendiği insanlarla gerçek bağlar kurmayı ve travmasından iyileşmeye başlayacağına tanık olabiliyosunuz. Eğer onu yanlış yola sürüklerseniz de dediğim şeylerin hiçbiri olmuyor, aksine oyunun başlangıcındaki eşekten bile daha büyük bir eşeğe dönüşebiliyor. Yani seçim sizin. Astarion'ı iyi biri mi yapacaksınız, yoksa olduğundan daha da mı kötü biri yapacaksınız? Burada da bariz bir şekilde ilk seçeneğin moral olarak daha iyi ve seçmemiz istenen seçenek olduğunu söylememe gerek yoktur. Şimdi yalan yok kötü seçeneklerin de oyuncuya getirisi var. Ama o getiriler o kadar anlamsız ve kötülüğünüze değmeyen şeyler ki yapmanın manası yok. Bunu demişken bari Wyll'e bakalım. Çünkü az önce dediğim şeyin en iyi örneği Wyll'de var. Bu arada Wyll'e geçmeden önce söylemeyeyim: Ben Astarion'ı kötü bir karakter olarak görmüyorum. Bence ekipteki en ilginç karakterlerden biri. Bir karakterin aşırı antipatik olması onun iyi yazılmadığı anlamına gelmez. Ayrıca bir karakterin çok sempatik olması da iyi yazıldığı anlamına gelmez. Bir karakterin iyi yazılması için bunlardan daha mühim, daha derin özelliklere sahip olmaları gerekli. Neyse şimdi Wyll'e geçelim.
Wyll
Wyll kendini şehrini korumaya adamış bir halk kahramanı. Şu an karakter kadrosundaki en romantik karakter Wyll, çünkü adamın bildiğiniz kusuru yok. Adam şeytanla falan iş birliği yapmış eskiden ama onu bile halkını daha iyi koruyabilmek için yapmış be. Heyyt be Wyll! Yaşa lan! İşte Wyll bu yüzden hem en sevilesi karakterlerden biri hem de en sığ yazılmış karakterlerden birine dönüşüyor. Şimdi Wyll'in yapabileceği en kötü şeylerden birini söyleyeceğim ama: Karlach'ı öldürmek. Onu ekibe ilk kattığınızda size Karlach adında bir caniyi öldürmesi gerektiğini söylüyor Wyll. Wyll'in bilmediği şey ise Karlach'ın aslında masum olduğu ve mecazi anlamda kalpsiz biri olmadığı. İşte Wyll'e emir gönderen şeytanlar Wyll'i kandırıp böyle bir görev yüklüyolar ona. Oyuncu olarak Karlach'ı öldürmesine izin vermek de, olayı barışla çözmek de size kalmış. Ama dediğimi hatırlayın. Bu oyunda kötü seçenekler gün gibi ortada ve onları seçmenin getirdiği aman aman bir yarar yok. Karlach'ı öldürdüğünüzde, Mizora'nın emirlerine karşı çıkmadığınız için çok havalı bir kıyafet alıyorsunuz almasına da bir kıyafet uğruna ekip arkadaşlarından birini öldürmeye değer mi? Ayrıca Wyll'de de ne değişiklik yapıyosunuz unuttum. Wiki'ye bakayım bir. Hmmm. Baktım ve hiçbir şey anlamadım. Sanırım Wyll'i dük falan yapmak mümkünmüş. Kişiliğine ne fayda sağlar bilmiyorum ama bu durumda yapsanız da yapmasanız da pek bir şey olmuyor. Olsa unutmazdım. Neyse Wyll'in Karlach'ı kesmesinden bahsettiysek Karlach'ın kendine gelelim bari.Karlach
Karlach sanılanın aksine Blood War'un ajanı değil bir kurbanı olan bir tiefling. Onun arkasından gelen bir Wyll var ve daha da bir olayı yok sanırım. He bir de kalbiyle ilgili bir sıkıntı var: Bir kalbe sahip değil. Onun yerine bir makine mi ne öyle bir şeye sahip. O makinenin de bir ayağı çukurda. Gitti gidecek. Karlach dokunabileceğiniz bir vücut sıcaklığına sahip değil. Yanıyor. Bu makine kalbi iyileştirmeye çalışıyoruz biz de işte. Karlach yüksek düzeyde kusuru bulunmayan bir karakter, aynı Wyll gibi. Ama Wyll halkını korumak için şeytanla iş birliği yaparken Karlach ihanet sonucu birisinin emri altına girmiş. Yani bu durumda daha iyi olan kişi tabii ki de Wyll. Ama Karlach'ın da kötü biri olduğu söylenemez. Masumları öldürmenizi eleştiren birisi Karlach. Ama aynı zamanda da kışkırtması kolay olan ve nefret ettiği insanlarla yüzleştiğinde küplere binip aklını kaybedebilen bir karakter. Çünkü Avernus'ta geçirdiği zaman boyunca yalnızlıktan ve mekanik kalbinden bol bol çekmiş.Dostu diye bildiği Gortash ona yamuk yapınca artık insanlara güvenmemeyi seçmiş gibi dursa da bunun böyle olmadığını daha onunla tanıştığınız ilk sahneden bile anlayabiliyosunuz. Hala çok kolay bir biçimde ona kendinizi güvendirebiliyosunuz. Karlach, Astarion gibi efendisi tarafından kullanılmış biri. O yüzden Astarion'la empati kurabiliyor ve iyi geçiniyor. Karlach'ın seçimlerinden falan bahsedersek de... Pek iyi olmaz.
Karlach'ın Mind Flayer'a dönüşmesi, ölmesi veya Avernus'ta tekrar zaman geçirmesi olarak önünüze üç seçenek koyuluyor. Bunlardan ölmesi ve Mind Flayer'a dönüşmesi direkt dandik seçenekler zaten. Bunları seçmenin hiçbir manası yok. Ancak caniler bunları seçer herhalde. Karlach seçeneklerinin dışına çıkarsak da... İyi olur. Çünkü Karlach da oyundan zaman geçirmekten keyif aldığım karakterlerden biriydi. Onun efendilerine karşı öfkesini izlemek Astarion'un konseptiyle aynı olsa da Karlach daha sempatik bir karakter çünkü o kötü zaman geçirdi diye diğerlerine de kötülük dileyen birisi değil.
Eveeet ekip arkadaşlarının hepsi bitti. Daha doğrusu Origin ekip arkadaşlarının hepsi bitti. Origin ne, diye sorarsanız şöyle: Originler karakter oluşturma ekranında seçip oynayabileceğiniz önceden hazırlanmış karakterler. Dark Urge dışında originleri oynamanın pek faydasını göremedim ben ama. Evet iki üç ekstradan sahne görüyosunuz ama diyalog seçeneklerinin hiçbiri seslendirme içermiyor. Eğer önceden hazırlanmış bir karakterle oynamayı getiriyosanız ben onu zaten başlı başına seslendirmeye sahip olduğu için seçme motivasyonuna sahip olurum. Ama öyle bir şey yok işte. Neyse Origin olmayan ekip arkadaşlarını da detaysız bir biçimde iyi hoş deyip geçmek istiyorum, onlar hakkında söylenecek pek söz yok.
Origin olmayan ve ekibe kalıcı olarak katabildiğimiz diğer karakterler Halsin, Minthara, Minsc ve Jaheira işte. Son ikiliyi bir yerden hatırlar gibi olduysanız bunun nedeni minsc ve Jaheira'nın önceki Baldur's Gate oyunlarında da var olan karakterler olmasıdır. Neyse. Bana göre bu saydığım dört karakterden sadece ikisi ilgi çekici ve konuşması eğlenceli. Onların da Minsc ve Jaheira olduğunu söylemeye gerek yok. Özellikle Minsc'in güçlü ama aptal klişesi beni eğlendirmeyi başardı. Zaten hayatım boyunca beni sıkmayan tek bir klişe o.
Hem Origin hem de Origin olmayan kalıcı ekip karakterlerinden bahsettik. Geçici ekip karakterleri de var tabii ki de. Onlar ya hikaye gereği ya da görevlere özel sizin partiye katılıp sonradan ayrılıyolar ama onlar hakkında söylenecek söz pek yok.
Şimdi toptan ekip arkadaşlarını geçersek. Neye baksak? Rakip karakterlere bakabiliriz. Ama bu tür oyunlarda genelde oyun boyu değişik değişik rakipler alt edip sonralardan kendini belli eden ana rakip çıkar karşımıza. O çıkmadan önce oyunda rakip olarak tanımlayabileceğimiz böyle yedi sekiz tane karakter mevcut. Ama bunların çoğu spoiler olacağından sadece üç tanesinden bahsedeceğim. Ketheric Thorm, Orin ve Gortash bunlar. Detaylı detaylı kişiliklerini falan anlatmayacağım ama beni şaşırttılar mı, ilgi çekiciler mi, vs. onlara bakacağız.
Ketheric Thorm
Ketheric Thorm diğer ikiliden çok çok önce karşılaşabildiğiniz ve ikinci perdede çok haşır neşir olduğunuz bir karakter. Ketheric Thorm'un aktörlüğünü J. K. Simmons yaptığı için ondan gelen doğal bir ilginçliğe sahip. Perde başındaki konuşma şekli, aldığı eylemlerle falan ilk başta ne kadar acımasız ve korkutucu biri olduğunu görebiliyoruz. Perde sonlarına göre bendeki etkileyiciliğini kaybediyor ve sönük kalıyor. Bunlar göz önünde bulundurulduğunda Ketheric Thorm fena olmayan bir rakip karakter diyebilirim.Orin
Orin bir katil. Evet insanları öldürüyor. Bundan zevk aldığını söylüyor. İşte bu kadar. Orin'i böyle özetleyince çok sıkıcı bir rakip gibi gözüküyor değil mi? Aslında öyle bir rakip değil işte. Spoiler vermeden Orin'in sahip olduğu bir yeteneğin beni oyun boyu sürekli şaşırtıp “Bu neydi la şimdi” dedirttiğini bilmenizi istiyorum. Diken üstünde oluyosunuz sürekli ve gözünüzü açıp insanlara şüpheyle bakıyor, her diyalog anında kuşkulu oluyosunuz. Ama bence Orin yine de etkisini bırakmayı başarıyor. Ayrıca bu karakterin aktörü bildiğiniz dök-tür-müş. Onu izlerken manyak olmadığını düşündüğüm an yok gibi bir şeydi. Orin kısaca güzel bir rakip.Gortash
Bu üçlüden en aklı başında olan ve pis işlere karışanın bu olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Baldur's Gate'in tüm kontrolünü eline alıp onu istediği gibi yönetebilmek Gortash'ın planı. Diğer ikili gibi amaç saf kötülük değil de bu entrikalı, planlı ve müttefikli bir kötülük. Tabii arka plan hikayesinin diğer ikiliden bana göre daha iyi yazılması da karakteri ilginç kılıyor.Bu üçlünün sıralamasını yapsam Orin>Gortash>Ketheric Thorm derim.
Rakip karakterleri de geçtiğimize göre artık yan karakterlere bakalım diyorum.
Aslında şimdi düşündüm de hakkında söz edebileceğim adamakıllı yan karakter yok. Zaten batılı rol yapma oyunlarında yan karakterler hakkında konuşmak mantıklı değil. Çünkü gerekli gereksiz anlamlı anlamsız bol bol karakter dolu oluyor bu oyunlarda. Ama Baldur's Gate 3 benim sunuma manyak düzeyde önem verdiğini gördüğüm ilk CRPG oyunu. Adamların yüksek prodüksüyonlu bir oyun yaptığının en belli olduğu kısım bu aktörlük ve sunum işte. Her görevde, resmen her diyalogda ve her irili iufaklı etkileşimde bir şekilde kamera karakterlerin yüzlerine yaklaşıyor ve kaliteli aktörlük izleyebiliyosunuz. Bu konuda Baldur's Gate 3 gerçekten takdir edilesi bir yapım. Sunum munum dedikten sonra artık hikaye kısmını kapatmanın vakti geldi sanırım.
Oynanış
Baldur's Gate 3 bir Computer RPG, yani bir CRPG. Bunu Japon RPG'leri olan J-RPG'ler ile karıştırmayın. J ile C farkı. J= Japanese, C= Computer. Peki C C C C C ne bu CRPG? Şimdi şöyle ki CRPG'ler masaüstünde, yani harbiden gerçek hayattaki masaların üstünde oynansın diye yapılan Dungeons and Dragons gibi rol yapma oyunlarındaki zar atışları, çeşit çeşit ırka sahip bir evren, sıra tabanlı kombat ve adı üstünde rol yapma gibi konulardan ilham alarak oluşturulan video oyunlarıdır. Cümle biraz uzun oldu. Eğer anlamadıysanız aptala anlatır gibi anlatıyorum: Gerçek hayatta DnD neyse video oyunlarında da CRPG o. Tamam şimdi anlamayan yoktur.Baldur's Gate 3 DnD beşinci versiyonu bir video oyunu olacak şekilde uyarlayan ve öyle ya da böyle kafa karıştırıcı sistemlere sahip olan bir oyun. O yüzden çoğu şeyi basitleştirerek ve okuyanın rahat bir şekilde anlayabilmesini sağlayarak anlatacağım mekanikleri. Her şeyi derinlemesine incelemediğimde şaşırmayın ya da sinirlenmeyin diye baştan bunu açık açık söylüyorum. Ayrıca combata gelmeden önce şimdi karakter oluşturma ekranından bahsetmek aklıma geldi. Malum, hikayeyle ilgili konuşurken onu sonradan anlatırız demiştim. E bir aradan çıkaralım onu da hemencecik combata geri geliriz.
Karakter oluşturma ekranı gayet güzel. Farklı farklı saçlar, ırklar, arka plan hikayeleri vs. vs. bir sürü şey özelleştirebilmek mümkün. Yalnız beni kötü anlamda şaşırtan bir şey Baldur's Gate 3'te karakterlerin surat yapısını değiştirememek oldu. Ben mi keşfedemedim bilmiyorum ama size önceden hazırlanmış fiks templateleri kullanmadığınız sürece suratlarla oynayamıyosunuz. Sims oyunlarındaki gibi insanın her tarafını eğip bükmeli sistemden bahsediyorum. Ya böyle karakter özelleştirmeli oyunlarda zaten en fazla saç sakal bir de maksimum gözlere dokunan biri olarak kompleks ayarlarla pek uğraşmıyordum da, karakter özelleştirme konusunda muhteşem bir özgürlük bekleyenler varsa diye söyleyeyim dedim. Yoksa ben karakter oluşturma ekranından memnunum. Combata gelirsek.
Combat az önce de dediğim gibi ilham kaynağını beşinci versiyon DnD'den almış, yani sıra tabanlı. Ama bu sıra tabanlılık Persona oyunlarındaki gibi değil. Pokemon oyunlarındaki gibi de değil. Bu sıra tabanlılık tipik bir CRPG sıra tabanlılığı. Yani sadece sağa sola döndürülebilen yarı sabit bir kamerayla, oyun alanın bir sürü kareye ya da voksellere bölündüğü bir sıra tabanlılık.combata giriş oyunun kendi dünyası içinde gerçekleşiyor. Tabii bu durum oyunun hareket kabiliyeti ve dikeylik gibi konularda uçsuz bucaksız bir yapım gibi gözükmesine neden oluyor. Hatta gibi değil, direkt öyle. Baldur's Gate 3 şu ana kadar oynadığım en özgür sıra tabanlı combata sahip oyunlardan biri... Desem yeterince hakkını verememiş olurum. Direkt şu ana kadar oynadığım en özgür sıra tabnlı kombat bu oyunda var. Tabii bu özgürlük sadece oyun alanında harekette değil karakter buildlerinde ve oyun alanındaki dinamik eşyalarda da mevcut. Dinamik eşya dediğime bakmayın bildiğiniz objeler işte. Bildiğiniz objeler ama bu objeleri öyle değişik biçimlerde kullanmak mümkün ki oyun combat anlamında az önce de dediğim gibi manyak bir özgürlük sunuyor insana. Mesela ben uzakta bir düşman grubu gördüğümde arada sırada çeşitlilik olsun diye envanterimde depoladığım kutuları, fıçıları falan üst üste ekleyip resmen bir merdiven oluşturuyordum. Sonra onun üstüne çıkıp okla saldırıyı başlatıyordum. Malum oyunda üstte duranlar avantaja, altta duranlar dezavantaja sahip oluyor. Bu avantaj da ok falan attığınızda iki roll atılmasını ve onlardan çıkan en yüksek sonucun alınmasını sağlıyor. Ancak bu fıçılardan falan merdiven oluşturma taktiğinin yararı oyun ilerledikçe gıdım gıdım düşüyor ve oyun sonunda bildiğiniz sıfır oluyor. Zaten ikide bir kutu üstüne kutu gelmekten bıkkınlık geçirme imkanınız yüksek. Yine de biraz eğlence sağlaması adına arada sırada bu taktikle savaşa girmenizi öneririm. Neyse. Özgürlük anlamında bir de build'lerden bahsetmiştim değil mi? Şimdi onlara gelelim.
Bunlar classlar, ırk çeşitliliği, arka plan hikayeleri gibi şeylerle sağlanıyor. Mesela classları anlatmaya başlarsak.
Oyunda 12 tane class var. Barbarian, Bard, paladin, Fighter, druid vs. vs... Hepsini saymaya gerek yoktur. Oyunda kendi içinde karşılaştırılınca bol bol veya en azından hiç de göze batmayacak miktarda class mevcut. Ancak. Baldur's Gate 3'ü Wrath of the Righteous ile karşılaştırdığımızda bu class sayısı gülünç seviyede kalıyor. Çünkü Wrath of the Righteous'ta 26 tane class var. Neyse kadroyu bol tutacaz diye çerçöp classlarla dolduracaklarına az olsun ama öz olsun kafa yapısına sahip olmalarını tercih ederim. Bir de eğer Baldur's Gate 3'teki her alt classı saymaya kalkışırsak karşımıza 46 sayısı çıkıyor. Ama alt klasslarda farklılıklar üç beş skille +1 ekleme gibi şeyler olduğu için onlardan bahsetmeye pek gerek yok. Dediğim gibi oyunda fena olmayan çeşitlilikte class mevcut işte.
Bu bir RPG oyunu olduğu için seviye atlama gibi şeylerin oyunda var olması zaten Allah'ın emri. E yeterli deneyim puanı kazanıp seviye atladığınızda bir classta level artırabiliyor, alt class seçme zamanı geldiyse seçiyor veya multiclass yapabiliyosunuz. Ayrıca oyunda Withers adlı bunağı kullanarak, class değiştirmenize izin veriliyor. Level 1'den başlıyosunuz ama o kadar kastığınız leveller boşa gitmiyor merak etmeyin. Karakterin sol alttaki portresine tıklayıp sadece skilleri baştan atamanız yeterli olacaktır. Neyse class değiştirme skill atama falan dedik de classların kendilerini unuttuk. Onlara da kısaca değinelim bari.
Classlar karakterinizin ne tür saldırılar yapabileceğini, ne kadar ağır zırh giyebileceği, ne şekilde konuşabileceği ve neyde yetenekli oalacaklarını -en azından ilk başta- belirleyen şeyler. Classlarda o kadar kafa karıştırıcı ve insanın beynini allak bullak edici şeyler var ki bu kısımda adamakıllı bir inceleme ve sistemler için açıklama yapabilme imkanım yok. Şimdilik sadedce kendi tecrübe anlatmam daha pratik olacak.
Ben oyunda genel olarak Bard classını kullanmama rağmen karşıma çıkan her yeni combat sekansından sonra öyle ya da böyle classımı değiştiriyor, en azından multiclass yapıyordum. Paladin + Bard gibi mesela. Zaten oyunda objektif olarak diğerlerinden üstün olan iki class varsa onlar da Bard ve Paladin'dir. Bunu sadece ben demiyorum bu arada, IGN takipçileri de diyor. Neyse işte ben Bard'dan kolay kolay vazgeçmiyordum ama farklı şeyler denediğim de oluyordu sürekli. Çünkü her classta combata yaklaşımınızı değiştirebilecek tonla farklı yetenek ve özellik mevcut. Mesela en sevdiğim class olan Bard ufak tefek her çeşit konuda fena olmayan bir yeterliliğe sahipken asıl odağını konuşma ve pasif skillere vermiş. Bu da hikayeye ve diyaloglara odaklanan bu oyunda en büyük yararı sağlayan şeylerden biri oluyor. Bard ile yapamayacağınız şey yok desem yeridir. Yok lan yalan söylüyorum, yapamayacağınız şey var tabii ki de. Ama yapamayacağınız şeyler yapabileceklerinizden çok daha sönük kaldığı için hiç varolmamışlar gibi davranıyorum. Neyse.
Oyundaki class çeşitliliğine ve Bard, Paladin gibi classlara bayıldım. Bir ara canım Monk da çekmişti onu da tattım ama o kadar da iyi olmadığını fark edince Bard + Paladin multiclassına geri döndüm. Bu arada bu tür Crpg'lerde bir parti üyesi mecbur destekçi olur ya, hani sürekli diğerlerinin istatistiklerini artıran skiller kullanır, can tamlar falan. Baldur's Gate 3'te o kadar keskin destekçi ve savaşçı gibi rol ayrımları bulunmamakta. Her class öyle ya da böyle kendi ayağı üstünde durabilmesini sağlayan destek skillerine sahip olabiliyor. Bu da birisini tamamen destekçi yapıp adamakıllı hasar vurma yeteneğinden feragat etmek zorunda kalması, veya birisini full fokus savaşçı yapıp destek için sürekli birilerine ihtiyaç duymak zorunda kalması gibi durumlara girmemenizi sağlıyor. Bu durumu her insan sevmeyebilir. Çünkü kimileri destekçi, tank, hasar vurucu gibi keskin şekillerde karakter buildleri görmek isteyebiliyor. Larian'ın bu tarz keskin şekillerde class yapısı tanımlamamasının sadece tek bir nedeni olabilir: Oyunu casual'laştırmak. Yani RPG'lere uzak insanlar için oyunu basitleştirmek. Aksi takdirde leş mi leş class kombinasyonlarıyla savaşa giren beceriksizler adamakıllı savaş kazanamayınca ağlayabilir. Çünkü strateji, koordinasyon ve beyin gücü bu oyunda combatta başarılı olmanızı sağlayan en büyük etmenlerden biri. En azından yüksek zorluklar için.
Class yapılarının casual'laştırılmasına her insan farklı şekilde tepki verir demiştim. Ben nasıl tepki veriyorum peki? Ben bu duruma pek hoşnut olamadım açıkçası. Oyun zaten etraftan topladığınız parşömenlerle mi neyse ne onlarla olabildiğince size destek sağlayan değişik büyüleri kullandırtmaya çalışıyor, e böyle bir de hibrit kıvamda classlar ortaya çıkınca classı farklı iki ekip arkadaşının combatta sağlayacağı farklılıklar bayağı azalmış oluyor. Etraftan sürekli bu gereksiz şeyleri toplamasak, veya classlar uç noktalara çekilse hoşnut olma seviyem biraz daha yüksek olurdu.
Classlardan bayağı bahsetmişim gibi gözüküyor ama bu sadece bir ilüzyon. Bu ilüzyona gelmeyin. Buzdağının görünen tarafı bu sadece. Tek tek hiçbir classı adamakıllı anlatmadım, dice roll'larına etkilerinden bahsetmedim, tam olarak ne skill'leri sağlıyolar bahsetmedim bile. Şimdi kombatın diğer taraflarına geçsek iyi olur. Mesela düşman yapay zekası ve genel olarak kombat sekanslarına bakalım bir.
Oyundaki kombat sekansları iş gibi hissettirebiliyor. Ama bu durumu kesin bir şekilde eksi verilecek bir durum olarak göremiyorum. Bunun en büyük nedeni de zaten birkaç dakikadır bahsettiğim class özellikleri ve sürekli class değiştirebiliyor olmam. Onlara tekrar değinmeyeceğim de başka şeylerden bahsedeceğim. Mesela Baldur's Gate 3'ün combat anlamında övülmesi gereken güçlü yönlerinden bahsedeceğim. Bu güçlü yönler kombat sekanslarındaki şartların çeşitliliğidir. Oyun ardı ardına üç beş defa aynı şartlarda savaşmanıza izin vermiyor. Ya düşman türleri değişiyor, ki bu sahip oldukları hareketler ve skillerin, ayrıca da zayıflıklarının değişmesi demek, ya da savaşa girdiğiniz alan değişiyor. Düşmanların değişmesi zaten her RPG oyununda beklendik bir şey. Aynı üç beş tarzda düşmanı maviye boyadınız diye kakalatamazsınız bize. Öyle değil mi Persona 3? Persona 3 iyi hoş bir oyun ama kusurlarını gizlemek konusunda başarısız. Kusurlarını gizlemek konusunda başarılı bir oyun varsa o da Baldur's Gate 3'tür. Ama bunu nasıl yaptığına sonradan tekrar geleceğim şimdilik düşman çeşitliliğinden bahsediyoruz.
Düşmanlar değiştikçe zayıflıkları da değişiyor dedim ya, hemen öyle ATLUS oyunlarındaki 1 more mekaniğini falan beklemeyin. Bu oyunda zayıflıklar, dirençler falan tamamen hasarı etkiliyor. Zayıflıkları geçip savaş alanı çeşitliliğine geldiğimizde ise oyunun en kuvvetli yönlerinden birine tanık oluyoruz. Zaten farklı özelliklere sahip düşmanlar, değişik değişik skiller kullanıp bizi ezmeye çalışırken bir de onların oyun alanıyla dinamik bir etkileşimini görmek giriştiğiniz hiçbir savaşın neredeyse aynı hissettirmemesine neden olmuş. Neredeyse dedim çünkü ben aynı hissettiren birkaç savaş hatırlıyorum ama oyunda onlarca savaş yaptığımız için üç beş örnekten zarar gelmez şimdilik. Neyse bu şekilde farklı koşullarda, farklı düşman tipleriyle kuralların sürekli değiştiği savaşlar yapmak insanın zevkine zevk katıyor. İşte Baldur's Gate 3 upuzun süren ve insanın iradesini zorlayan savaşların o kadar da baymamasını sağlıyor bu değişimlerle. Yoksa sürekli sürekli aynı hissettiren yarım saat bir saatlik savaşlar yapsak kesinlikle oyundan şimdi olduğum kadar hoşnut olmazdım.
Combat uzun sürüyor ve iş gibi hissettiriyor dedim de siz bakmayın o laflara. Eğer orijinal DnD'lere göz atarsanız bir savaşın günler sürdüğü senaryolara şahit olabilirsiniz. Ama burada iş tamamen kaliteli bir DM'e kalıyor. E video oyunlarında da diğer insanları beklemek ve söylediğiniz şeyin başkaları tarafından anlaşılıp anlaşılmadığıyla ilgili tartışamalara girmek zorunda olmadığınız için Baldur's Gate bu şekilde savaş sürelerini kısaltmış. Yine saatler sürüyolar ama Dnd'ye göre kısa mı, kısa. Neyse classlar, kombat sekansları vs. hakkında söyleyebileceğim başka bir söz yok. Şimdilik oyunun diğer rol yapma ögelerine geçmek istiyorum. Yan görevlere bir de keşfe.
Öncelikle şunu söyleyeyim: Oyunda sürekli oradan buradan yan görev keşfetmek oynadığım rol yapma oyunları göz önünde bulundurulunca bana artık pek şaşırtıcı gelmiyor... Falan diyeceğimi beklemeyin. Bu durumdan hala daha zevk alıyorum ve uzun yıllar boyunca da almaya devam edeceğim. Evet Baldur's Gate 3 de o tarz her tarafından içerik akan yapımlardan biri. Ama içerik akışına gelmeden önce bir oyundaki interaktifliğe de üç beş atıfta bulunmam lazım.
Oyunda konuştuğunuz NPC'lerin size söyleyebileceği bir söz, bir tavsiye, verebilecekleri bir bilgi, anlatabilecekleri bir destan oluyor sürekli. Oyunda hayvanlarla konuşma büyüsünü kullanıp önünüze gelen çoğu kedi köpekle konuşmak da mümkün ayrıca. E bunların sonucunda interaktifliğin en tepe noktası bu oyunda diyebiliriz sanırım. Oyunda ölülerle konuşma büyüsü bile var. Bazı yan görevlerde mecburiyet gibi bir şey zaten de, hiçbir manası olmayan zamanlarda onu deneyip çalıştığını görmek gerçekten büyük zevk. E oyun alanının hiçbir tarafı sırf oyunu uzatmak için koyulmuş gibi de hissettirmiyor. İkinci perde hariç. Oradaki kısımları pek sevmiyorum. Perde demişken size onlardan bahsedeyim bari.
Perdelere kabaca oyunun başı, ortası, sonu lakaplarını takabiliriz. Birinci perde, yani act 1 oyun erken erişimdeyken insanlara sunulan tek mekandı. Burası romantizm akımında görülen doğayla iç içe geçmiş köy tarzında bir yer. Dağla taşla otla toprakla bol bol haşır neşir oluyoruz. E bu perde zamanında erken erişimde sunulan tek mekan olduğu için en büyük emek de bariz bir şekilde buraya gitmiş. Sanırım en çok yan görev bu perdede bulunmakta. Bana göre en kaliteli yan görevler kesinlikle bu perdede değil ama en bolu burada mı burada işte.
İkinci perde bize kasvetli ve korku oyunu varimsi karanlık mavi bir tema sunuyor. Burada manyak bir şato, Shar'ın mekanlarından biri, mezarlıklar, ve küçük bir meyhane gibi yerler mevcut. Oyundaki en dandik yan görevler, en az özgürlük ve en sıkıcı bulduğum mekanlar burada olduğu için de doğal olarak en az zevk aldığım perde buydu.
Üçüncü perde. Üçüncü perde Baldur's Gate şehrinde geçiyor. Hem bana göre en hoş atmosfer hem de en iyi yan görevler bu perdede. Ama nasıl yaptılarsa oyundaki birkaç en kötü yan görevleri de buraya sıkıştırmayı başarmışlar. E yan görev sayısı her geçen perdeyle gitgide azaldığı için bu kalitesiz birkaç yan görev perdedeki genel tecrübemi daha zevksiz hale getiriyor getirmesine de, bence bu haliyle bile en iyi perde bu.
Perdeleri geçip yan görevlerin kendilerine gelirsek.
Batılı rol yapma oyunlarında bu konu hakkında puanlamamı yan görev çeşitliliği, yan görev tekrar oynanabilirliği ve derin diyalog seçenekleri üzerinden yaptığımı bilin öncelikle. Bu üç şeyi Baldur's Gate 3 nasıl ele alıyor peki? Şimdi yalan yok bu üç konudan sadece bir buçuğunu halletmiş gibi hissettiriyor. Mesela yan görev çeşitliliğiyle başlarsak.
Yan görev çeşitliliği bol. Oyunda ana görevleri saymazsak toplamda 105 tane falan yan görev mevcut. Çoğu birbirinin ardından gelen yan görevi saymazsak ama bu sayı bayağı azalıyor. Çünkü yan görevleri bir perdede tamamladınız diye hemen bitmiyorlar. Oyun alakasız alakasız yerlerden hiç beklemeyeceğiniz görevler çıkarabiliyor. Bu görevleri ilk karşılaşmanızda nasıl bitirdiğinize göre de diğer perdelere etkileri değişebiliyor. Örnek olarak eğer birinci perdede durduk yere şeytan olmayı ve Druid Grove'a iyi saldırı düzenlesin diye Minthara'nın ordusuna destek olmayı seçerseniz onu öldürmediğiniz için hem ikinci perdede görebiliyor hem de ekibe katabiliyosunuz. Bir başka örnek de eğer yel değirmenine yapıştırılmış Barcus Wroot'u kurtarırsanız da taaaa üçüncü perdede küçük bir yan görevde olayı iki tarafı da memnun edecek barışçıl bir şekilde çözmenize yarıyor. Açıkçası Larian'ın bu yan görevleri sakız gibi uzata uzata farklı zamanlarda önümüze çıkartmasını takdir ediyor ama hoşnut olmadığımı da belirtmek istiyorum. Çünkü öyle yapmaları için her yan görevin içerik anlamında dolup taşıyor olması lazım. E öyle bir şey yok. Yan görevler verdiğim örneklerdeki gibi 10 20 saniye süren oradan birini kurtar, şuradan bu itemi çal veya araştır tarzında şeyler. Bu dediklerimle yan görevleri niteliksizleştirdiğimi düşünmeyin. Wiki'ye girip yan görev listesine göz atarsanız görevlerin yarısının aynen dediğim şekilde item araştırma veya birilerini kurtarma üzerine olduğunu görebilirsiniz. He bu durumda bile çeşitlilik bol mu? Bol. Mesela bir görevde bir öküze yardımcı olabilirken, diğer bir görevde de zaman limiti tepemizdeyken bir yer altı hapishanesinden rehine kurtarmakla falan uğraşabiliyoruz. Yan görevleri keşfetme ve sürekli alakasız yerlerden içerik bulmak çok zevkli olmasına rağmen insan Fallout 3 bölgesinden çıkıp artık bir Fallout New Vegas görmeyi bekliyor. Bunun ne olduğunu derin diyalog seçeneklerinde açıklayacağım. Şimdilik yan görev tekrar oynanabilirliğine gelelim.
Aslında yan görev tekrar oynanabilirliği ve derin diyalog seçenekleri biribiriyle aşırı bağlantılı şeyler oldukları için onları ayrı ayrı iki kez açıklamak pek mantıklı değil. Ama yine de ikisi hakkında söyleyecek sözlerim var. O yüzden bu şekilde iki ayrı kısımda açıklamak istedim. Neyse işte yan görev tekrar oynanabilirliğinin fena olmayan bir seviyede olduğunu söyleyebilirim. Zaten az önce dediğim diğer perdelere etki bırakma meselesi bu tekrar oynanabilirliği sağlayan en büyük etmenlerden biri. Hatta direkt tek etmen o olabilir çünkü başka hiçbir şey Baldur's Gate 3'te yan görevleri tekrar oynamaya değer kılmıyor benim için. Görevleri ya savaşarak ya da demokrasiyle çözmek mümkün, mümkün olmasına da zaten bu her batılı rol yapma oyunundan fiks oalrak gelmesini beklediğimiz bir konu. Bu olmayınca zaten oyundan hayvan gibi puan kırmak makbul oluyor. Ayrıca yan görevleri şiddetle çözmenin kimseye bir faydası olduğunu söyleyemem. Savaşa girmek her zaman barışçıllıktan daha efor sarf etmenizi gerektiriyor bu oyunda. Ya zar atışlarını sürekli kaybetmeli ya da bile isteye karakterleri kışkırtmanız gerekiyor. Şöyle söyleyeyim: Kör sağır bile olsanız ekranı koklaya koklaya bir şekilde zar atışı yapar görevi tamamlarsınız. Barışçıl olmak için öyle efor sarf etmenize gerek yok. Neyse bu barışçıllık muhabbetini geçip yan görevlerin beni en çok üzdüğü noktaya gelelim. Derin diyalog seçenekelerindeki eksikliğe.
Şimdi diyebilirsiniz “Ulan hani oyunda barışçıl şekilde görev tamamlamak mümkündü! Kandırma lan bizi nasıl derin diyaloglar yok!” ya bir sakinleşin önce. Derin nefes alın. Az önce de dediğim gibi olayları barışçıl şekilde çözebilmek bana göre zaten her batılı rol yapma oyununda fiks olarak gelmesi gereken bir şey. Bu özgürlük yoksa o zaman bir sıkıntı vardır. Varsa da oyunun puanını durduk yere yükseltmek zorunda değilim. Benim “derin diyalog seçenekleri eksik” derken kastettiğim şey bizi iki taraf arasında sıkıştıran, moralimizi sorgulatan ve iki seçeneğin de anlamsızca iyi veya anlamsızca kötü olmaktan ibaret olmadığı, ikisinin de grinin tonları olduğu diyalog seçeneklerindeki eksiklik işte. Baldur's Gate 3 hiçbir yan görevinde “ulan acaba şunu mu seçsem yoksa ötekini mi” falan dedirtmedi bana. Hiçbir seçenek sizden fedakarlık istemiyor. Aslında istiyorlar da iyi anlamda istemiyorlar. Dediğim şey şu: Eğer kötü olan diyalog seçeneklerini seçerseniz hem ekip arkadaşları hem de değerli lootları kaybedebiliyosunuz. Vay be ne kadar da moralimizi sorgulatıcı seçenekler! Kafam karıştı ya şimdi iyi olmayı mı seçsem yoksa kötü olmayı mı seçsem! Emin olamadım ya Baldur's Gate 3! Öhhö öhhö. İşte Fallout 3 bölgesinden çıkıp Fallout New Vegas görmek istiyor insan, derken bunu kastediyordum. Peki Fallout “new Vegas deyip deyip duruyorsun da onda sanki bir b... var mı” diyecek olanlar için: Evet, var.
Fallout New Vegas'ta 4'e bölünen farklı ana görev patikalarını ve DLC'leri saymadığımızda bile oyunda... 162 tane yan görev olduğunu görüyoruz. Bunların yarısı gizli yarısı ise direkt quest logunuzda görebileceğiniz görevler. Yani Baldur's Gate 3'ten eksik bir yanı yok Fallout New Vegas'ın. Hatta bu görevlerdeki seçimlerin çoğunun, mutlak iyi veya mutlak kötü olmaktan ibaret olmaması da oyunun Baldur's Gate 3'ten iyi olduğu bir yönü. Çoğunun kelimesine dikkat edin çünkü oyunun geliştirildiği ilk aylarda eklenen yan görevlerin bazılarında yine mutlak iyiye karşı mutlak kötü seçimleri var. Ama Obsidian o görevleri geliştirdikten sonra o kadar hızlı tecrübe kazanmış ki diğer görevlere o kadar niteliksiz seçim koymayı bırakmış. Örnek olarak oyun için geliştirilen ilk yan görevlerden biri olan Come Fly with Me'de yapabileceğiniz büyük seçimler roketi uzaya sağ salim yollamaya karşılık onu sabote etmekten ibaret. Bu seçimlerden sondakinin saf kötülük olması üzücü işte. Ama az önce de dediğim gibi Come Fly with Me oyuna koyulan ilk yan görevlerden biriydi. Moral sorgulatma kısmı diğer görevlerde bol bol karşınıza çıkıyor. Mesela Vault 22'yi araştırıp nasıl o kadar kolay bitki yetiştirebildiklerini öğrenip araştıramcılardan birine o bilgilerini götürmeniz gereken bir görevde, opsiyonel olarak karşılaştığınız bir kazazede bu manyak vaultta yaşanan olayların tekrar yaşanmaması için araştırma bilgilerini silmeye çalışıyor. Eğer ona karşı çıkıp bilgileri yaymak istediğinizi söylerseniz de sizi öldürmeye çalışıyor. İşte gördüğünüz gibi moral sorgulatma böyle yapılır. Ama daha durun tek derin seçimli yan görev bu değil. Bir sürü var. Ben kendi nefesimi harcamak yerine size hmbomberguy'ın en iyi videolarından birindeki dakika bilgisi vereyim. Çünkü o ne demeye çalıştığımı en iyi şekilde açıklayan YouTuber'ın ta kendisidir o. İngilizce bilmiyosanız bu kısımda hiçbir şey anlayamazsınız, uyarayım dedim. Neyse işte klip şu:
- Altıncı bölümün tamamını dinleyin. Veya yarısını. Direkt videonun tamamını izlesseniz de olur.
Şimdi seçim kıtlığı hakkında konuştuk. Bir de oyunda beni üzen ve verdiğim efora değmeyen bir görevden bahsetmek istiyorum. Şu ejderhayla kapıştığımız görevden. O kadar uğraşa uğraşa sonunda ejderhayla göz göze geldiğimde “Oha lan Baldur's Gate'in kurucusunun ihanet ettiği kişi var karşımızda, ne epik şeyler olacak acaba?” diye düşünmüştüm. Legate Lanius gibi bir şey olsa, hitabetimizi veya pazarlığımızı konuşturduğumuz bir sekans olsa çok keyif alırdım. Ama ejderhayla konuşmaya başladığınız gibi durduk yere kapışmaya başlıyoruz. Ya hani oyunda barışçıl şekilde görev tamamlamak mümkündü? Ben belki bu adamı müttefiğim yapmak istiyorum? Allah Allah. Öyle mecburi kombata sürüklendiğimiz görev mi olur Larian? Yakıştıramadım size.
Neyse yan görevler hakkında daha da fazla konuşmaya gerek yok. Bu kısmı da hallettiğimize göre grafiklere geçme zamanı geldi sanırım. Anaaa bekle la boss savaşları hakkında hiçbir şey yazmamaşım. Şimdi ejderhayla ilgili konuştuktan sonra fark ettim. E onları da kısaca açıklayayım o zaman, biraz sonra grafiklere geçeriz.
Boss savaşları güzel. Evet bunun daha da ilerisinde diyebileceğim bir şey yok. Hiçbir bossla savaşırken sinirlendiğimi veya oyuna tırnak içerisinde “iltifat” ettiğimi hatırlamıyorum. E her combat sekansındaki gibi alan ve düşman değişimleri de yine bosslarda mevcut. O yüzden bosslar iyi hoş deyip şimdi grafiklere geçiyorum.
Grafikler
Görselliği hoş buldum. Gerçekçi gözükmeye çalışan oyunlarda genelde ana renk seçimi gibi bir şey olmadığı için onun hakkında yorum yapamam. Ama perdelere göre ana renk değişiyor, işte belki onun hakkında yorum yapabilirim. Birinci perdenin ana rengi bulunduğunuz lokasyonlara göre sürekli değişebiliyor ama kabaca özetlersek çim yeşili ve kiremit renginin ağır bastığını söyleyebilirim.İkinci perde ana rengi kavraması en kolay olan perde çünkü. Yani eğer göz adlı organa sahipseniz ve görme yeteneğiniz de varsa her yerin koyu mavi olduğunu fark etmişinizdir.
Üçüncü perdede de farklı mekanlara gidebiliyosunuz ama onların dizayn çeşitliliği birinci perdedeki kadar yüksek değl. O yüzden bu perdeye bir ana renk seçecek olsam kil hamuru derdim. Perdelere göre ana renkler böyle işte. Oyun grafiksel anlamda çok dudak uçuklatıcı şeyler sunmuyor ama piyasanın da gerisinde kaldığını söyleyemem. Taş dokuları falan bayağı üst düzey kalitede ve bu ışıklandırma, bu dokularla falan artık oyunu muhteşem görselliğe çıkarmak stüdyonun yeteneğine bağlı. Yine de grafiklerden puan kırmıyorum. Çünkü rol yapma oyunalrı karşılaştırılınca canlı modellerinin en detaylı, en kaliteli olduğu oyun bu olabilir. Ayrıca saldırı animasyonlarını da bayağı sevdim.
Müzikler
Yeri geldiğinde sakinleştirici, yeri geldiğinde gaza getirici, yeri geldiğinde de yaptıklarınızı gizemli hissettirmek için çeşit çeşit müzik çalıyor oyunda. Ve bu kadar. Müzikler pek aklımda kalmadı ve hiçbirini kullanıp günlük hayatta dinlemek için oynatma listeme fırlatacağımı zannetmiyorum. Ama müzikler arasından bir tanesini bayağı sevdim. Bahsettiğim müzik Nine Blades. 2:00 ve 3:46 arası yüzünden o da.İşte müzik kısmı bu kadar. Oyundaki müziklere gösterilen emeği ve o 53 şarkıya akıtılan para için saygı duyuyor ama beni pek açmadıklarını belirtmek istiyorum. Müziklerden puan kırmayacağım merak etmeyin.
E oyun hakkında daha da söyleyebileceğim bir şey yok. Sonuca geçiyorum artık.
Sonuç
Sonuç olarak Baldur's Gate 3 her kaliteli kabul edilen batılı rol yapma oyunundaki gibi yan görevlerle dolu, çok güzel ekip arkadaşlarıyla zaman geçirdiğiniz, combat anlamında çıkarılabilen buildlerin çok eğlenceli olduğu mis gibi bir oyun. Peki bu oyun herkesin dediği gibi gelmiş geçmiş en iyi rol yapma oyunu mu? Bana göre değil. Ama o oyunlardan biri olduğu kesin. İnsanların oyuna sürekli 5 üzerinden 5 vermesini de anlamıyorum desem yalan olur. Bu oyun genel kitlenin bayağı bir ilgisini çekmiş bir CRPG. E bu tarz oyunları oynayıp neyle karşı karşıya olduğunu bilmeyenler de objektif yorum yapamıyor ve oyunun kusurlarını göremiyor olabilir. Neyse inceleme boyunca beni sıkan şeyler ve derin diyalog seçenekleri olmaması yüzünden oyunun puanı 5 olmayacak maalesef. Ayrıca Baldur's Gate 3 kusurlarını gizlemekte başarılı bir yapım dedim ya ona inceleme içinde açıklık getirmediğimi fark ettim. Şimdi kısaca sonuç kısmında da ondan bahsedeyim hemen. Bununla alakalı birinci konu oyundaki skillerle alakalı.Aynı veya tıpatıp benzer görevlere sahip büyülerle zulanızı doldurarak oyun sanki skill çeşitliliğini olduğundan daha fazlaymış gibi göstermeye çalışıyor. Yani böyle bir şey yapmana gerek yok be Larian. Benzer büyüleri bile çıkardığımıda farklı skiller yine bol. Bu tekrarlara gerek var mıydı bilemedim şimdi. İkinci alakalı konu ise diyaloglarla ilgili.
Oyundaki diyalog seçenekleri classınıza göre falan değişebiliyor ama bu bir ilüzyon. Bir sürü kez save scumming yaparak, baştan baştan sürekli farklı diyalog seçenekleri seçtikten sonra söyleyebilirim ki o özel diyalog seçeneklerinin yüzde doksan oranda bir manası olmuyor. Genelde zar atışı yapmanız gerek kalmadan direkt konuşabilmenize yarıyolar ama görevde bir farklılık sağlamıyolar. Yani tamamen classınızın rolüne bağlanmanızı, yani rol yapma deneyiminizin artırılması planlanarak eklenildiği belli bu seçeneklerin. Yoksa ha normal şekilde bir teklifi reddetmişim ha paladin olarak reddetmişim farkı yok.
Üçüncü konu ise işte savaşlardaki çeşitlilik. Bu da uzun sürme ve insanı yorma kusurunu gizliyor.
Bakın oyunu sürekli eleştirdim ama oyundan zevk almadım veya beni çıldırttı gibi şeyler demedim. Oyun rezalet veya endüstriye zarar olan yapımlardan değil. Oyuna gidip 0.5, 1, 2, 3 falan veren tiplerden değilim ben. O puanları içeren incelemeler ise saçmalık. Onları okuduğumda da insanların biraz fazla acımasız olduğunu görüyorum. Yani çoğu şeyi eleştirmeyi seven ben bile bunu diyorsam anlayın işte ne kadar yüksek bir abartma olduğunu. Baldur's Gate 3 kusurlarına rağmen hala çok keyifli bir oyun. Ben de gereksiz derecede acımasız biri değilim.
5 üzerinden 4.5
Son düzenleyen: Moderatör: