Selam.
O meşhur konu hakkında bir şeyler karalayayım dedim. Umarım agresif bir tartışma çıkmaz.

Konumun altında bu tarz durumlar yaşanırsa ilgili mesajları raporlayacağımı bilmenizi isterim. Elbette saygı ve forum kuralları çerçevesinde tartışma yapmanızda sorun yok.
İnsan cinselliği, daha önce de bahsettiğimiz gibi insan davranışının en karmaşık ve en çok tartışılan alanlarından biridir. Eş cinsellik konusu da biyoloji, psikoloji, nörobilim, evrim, sosyoloji, kültür ve tarih gibi birçok farklı alanın kesişim noktasında yer alır. Konu hakkında çok fazla yanlış bilgiler ve ön yargılar vardır.
Eşcinselliği bir tercihten ibaret görmek de, tamamen doğuştan ve otomatik olduğunu savunmak da hatalıdır. Eş cinsellik konusu bilimde hâlâ %100 bir şekilde çözülmüş değildir. Hâlâ bir dolu bilinmeyen vardır. Yine de modern bilimde birçok elzem şeyi artık biliyoruz.
Eşcinselliğin ne olduğu, ne olmadığı, psikoloji ve biyolojinin bu konuya nasıl yaklaştığı ve eşcinselliğin neden var olabileceğine dair öne sürülen bilimsel teorilere; hazırsanız göz atalım.
Öncelikle: Eş cinsellik Nedir?
En basit tanımıyla, bireyin romantik ve/veya cinsel çekimlerini ağırlıklı olarak kendi cinsiyetinden bireylere yöneltmesidir.
Eş cinsellik yalnızca bir davranış değildir. Bilimsel çalışmalarda üç farklı kavram birbirinden ayrılır; cinsel yönelim, cinsel davranış ve cinsel kimlik. Örneğin bir kişi eş cinsel yönelime sahip olabilir ancak hayatı boyunca eş cinsel ilişki yaşamayabilir. Başka bir kişi kişisel olarak tercihen eş cinsel davranışlarda bulunabilir ancak kendisini eş cinsel olarak tanımlamayabilir.
Ya da toplumda başka bir yanlış anlama: Gey erkeklerin feminen olmak zorunda olduğu düşünülmesi. Bu doğru değildir. Bir erkeğin gey olması onun kadınsı bir tarza sahip olacağı anlamına gelmez. Olamayacağı anlamına da gelmez. Bu tamamen cinsel kimlik, tarz ve sunum stili konusu.
Anlayacağınız; gür sakallı, kaslı yapılı, geniş omuzlu, kalın sesli, sert mizaçlı, gayet maskülen, metalci bir erkek de gey olabilir.
Eş cinsellik Hastalık mıdır?
Modern psikiyatride ve psikolojide: Hayır.
Eş cinsellik ruhsal hastalık olarak kabul edilmemektedir. Bunun nedeni toplumsal değişimlerden ibaret de değildir. Uzun yıllar boyunca yapılan araştırmalarda eşcinselliğin kendi başına bir psikopatoloji olduğuna dair güçlü bir kanıt bulunamamıştır. Bir özelliğin hastalık olarak değerlendirilebilmesi için genellikle şu tür kriterler aranır;
- İşlevsellikte bozulma,
- Belirgin zarar,
- Kişinin yaşam kalitesinde düşüş,
- Temel psikolojik süreçlerde bozukluk.
Araştırmacılar uzun yıllar boyunca eşcinselliğin bu kriterleri kendi başına karşılayıp karşılamadığını incelemiştir.Sonuç olarak görülen şey şuydu: Eş cinsel bireylerin yaşadığı psikolojik sorunların çoğu zaman yönelimin kendisinden değil; dışlanma, ayrımcılık, damgalanma ve sosyal baskılar gibi çevresel faktörlerden kaynaklanma ihtimali daha güçlüdür.
Bu sebeple günümüzde eş cinsellik bir ruhsal bozukluk olarak değerlendirilmemektedir.
Ayrıca: Bir özelliğin toplum tarafından alışılmadık bulunması ile onun hastalık olması aynı şey değildir. Solaklık da nüfus bazında bir azınlıktır. Ama solaklık anormal mi? Hayır. Eş cinsellik de benzer şekilde, sırf daha az rastlanılan bir durum olduğu için patolojik değildir. Çok çeşitli olan insan cinselliğinin doğal bir parçasıdır.
Eş cinsellik Bir Tercih midir?
Gelelim bu tartışmalı konuya. Günümüzde bilim insanları arasında büyük oranda kabul gören görüş: Cinsel yönelimin bilinçli şekilde seçilen bir tercih olmadığıdır.
İnsanlar yönelimlerini bilinçli olarak oluşturmazlar. Çoğu insan heteroseksüel olmayı nasıl seçmediyse, eş cinsel bireyler de yönelimlerini genelde seçmemiştir.
Tabii ki buradan "Cinsel yönelim tamamen genetik temellidir." sonucunu çıkartamayız. Ancak "Bir tercihten ibaret" diye basitleştirmek de uygun olmayacaktır.
Eş cinsellik Neden Vardır?
Bu da bilimin cevabını aradığı büyük sorulardan biri. Bu konuda %100 doğru kabul edilen kesin ve net bir bilgi yoktur. Sadece araştırmalar ve gözlemler sonucu ortaya atılan bilimsel teoriler vardır. Onlardan bahsedeceğiz.
Şimdi bu konuda şöyle bir soru gelir bazılarının aklına: "Eş cinsellik doğrudan üreme ile sonuçlanamıyorsa, evrimsel süreçte neden tamamen ortadan kalkmamıştır?"
Bu soru yüzeysel düşünen birisine mantıklı gelebilir ama konu bu kadar basit değil.
Hipotez 1: Eş cinsellik Evrimsel Açıdan Tamamen Nötr Olabilir.
Evrimin bazen her özelliği kusursuz şekilde optimize ettiği düşünülür. Oysa evrim bir mühendis değildir. Bir özelliğin varlığını sürdürebilmesi için mutlaka büyük avantaj sağlaması gerekmez. Eğer bir özellik;
- Çok ciddi bir dezavantaj oluşturmuyorsa,
- Karmaşık genetik mekanizmalara dayanıyorsa,
- Popülasyonda düşük oranlarda bulunuyorsa.
Nesiller boyunca varlığını sürdürebilir. Bazı araştırmacılar eşcinselliğin kısmen bu şekilde açıklanabileceğini düşünmektedir.
Hipotez 2: Cinsel Yönelim Bir Yan Ürün Olabilir.
İnsan beyninin gelişimi çok, çok karmaşıktır. Birçok özellik; binlerce gen, hormonlar, gelişimsel süreçler tarafından şekillenir.
Bu nedenle bazı araştırmacılar eşcinselliğin tek başına seçilmiş bir özellik değil, başka biyolojik süreçlerin yan ürünü olabileceğini öne sürmektedir. Evrimde buna by-product yaklaşımı da denebilmektedir.
Yani bir özellik doğrudan seçilmemiş olabilir ancak başka özelliklerle birlikte ortaya çıkabilir.
Hipotez 3: Dengeli Seçilim.
Çok tartışılan bir hipotezdir.Bazı araştırmalar eş cinsel erkeklerin kadın akrabalarının ortalamadan daha fazla çocuk sahibi olabileceğini öne sürmüştür. Hipotez kabaca şunu söyler:
Belirli genetik varyasyonlar; erkeklerde eş cinsellik olasılığını artırabilir, kadınlarda ise doğurganlık avantajı sağlayabilir.
Eğer böyle bir mekanizma varsa, ilgili genetik özellikler popülasyonda korunabilir.
Bu teori her ne kadar ilgi çekici olsa da bugün hâlâ çok tartışmalı.
Hipotez 4: Akraba Seçilimi.
Bu hipotez "gay uncle hypothesis" olarak da anılır.
Fikir şudur: Bir birey kendi çocuk sahibi olamasa bile;
- Kardeşlerine,
- Yeğenlerine,
- Yakın akrabalarına.
Yardım ederek genlerinin dolaylı olarak sonraki nesillere aktarılmasına katkıda bulunabilir.
Evrimsel açıdan düşünülünce mantıklı görünür fakat bu teori de kesin olarak kabul edilmiş bir açıklama değildir, elde edilen veriler karmaşıktır.
Doğum Sırası Etkisi: İlginç bir bulgu.
Bilim insanlarının en ilginç bulgularından birisi de budur. Bazı araştırmalarda, bir erkeğin kendisinden önce doğmuş biyolojik erkek kardeş sayısı arttıkça eş cinsel olma olasılığının bir miktar arttığı görülmüştür.
Bu etkinin nedeni kesin olarak bilinmemektedir. En yaygın açıklamalardan birisi annenin bağışıklık sistemiyle ilgilidir.
Hipoteze göre bazı erkek fetüs proteinlerine karşı gelişen bağışıklık yanıtları sonraki erkek çocukların nörogelişimini etkileyebilir. Bu alan hâlâ araştırılmaktadır. Eş cinsellik araştırmalarında en ilginç biyolojik bulgulardan birisidir.
İkiz çalışmaları ne gösteriyor?
İkiz çalışmaları da bize önemli bilgiler sağlamıştır.
Eğer eş cinsellik tamamen genetik temelli olsaydı; tek yumurta ikizlerinden biri eşcinselse diğerinin de neredeyse her zaman eş cinsel olması beklenirdi. Gerçekte böyle değildir.
Ancak yine de tek yumurta ikizlerinde benzerlik oranı genel nüfustan daha yüksektir. Bu da önemli bir sonuca işaret eder: Genetik etkiler vardır, ama tek başına cinsel yönelimin oluşması için yeterli değildir. Bugün araştırmacıların çoğu cinsel yönelimin;
- Genetik,
- Hormonal,
- Gelişimsel,
- Çevresel.
Etkenlerin karmaşık etkileşimi sonucu ortaya çıktığını düşünmektedir.
Tek Bir Eş cinsellik Geni Bulunmuş Değil
Eş cinsellik üzerine yapılan araştırmalarda kamuoyunda en sık karşılaşılan yanlış anlamalardan biri, bilim insanlarının bir gün eş cinsellik genini bulacağı veya bulmuş olduğu düşüncesidir. Gerçekte durum bundan çok daha karmaşıktır.
Öncelikle insan davranışlarının ve psikolojik özelliklerinin büyük kısmı tek bir gen tarafından belirlenmez. Boy uzunluğu, zeka, kişilik özellikleri, anksiyete yatkınlığı ve birçok davranışsal özellik gibi cinsel yönelim de muhtemelen çok sayıda biyolojik etkenin ortak etkisiyle şekillenmektedir.
Bu nedenle araştırmacılar bugün "eş cinsellik geni" aramaktan ziyade, cinsel yönelim üzerinde etkili olabilecek genetik varyasyonları araştırmaktadır.
Psikolojik Travmalar Eşcinselliğe Sebep Olur mu?
Eş cinsellik hakkında uzun yıllardır ortaya atılan açıklamalardan biri, çocukluk döneminde yaşanan travmaların veya aile içi deneyimlerin cinsel yönelimi şekillendirdiği iddiasıdır. Özellikle geçmişte bazı psikolojik kuramlar; ebeveyn ilişkileri, çocukluk çatışmaları veya travmatik deneyimler üzerinden eşcinselliği açıklamaya çalışmıştır.
Ancak günümüzde bu görüşler güçlü bilimsel destek görmemektedir.
Bunun temel nedenlerinden biri oldukça basittir: Travmatik deneyimler ile eş cinsellik arasında tutarlı ve nedensel bir ilişki gösterilebilmiş değildir.
Örneğin çocukluk döneminde zorbalığa uğramış, istismar yaşamış veya aile içi sorunlarla büyümüş birçok insan heteroseksüel olarak yetişmektedir. Benzer şekilde eş cinsel bireylerin önemli bir kısmı da böyle deneyimler yaşamamıştır. Eğer travmalar eşcinselliğin temel nedeni olsaydı, bu ilişkinin çok daha güçlü ve tutarlı biçimde görülmesi beklenirdi.
Elbette bu, çocukluk deneyimlerinin önemsiz olduğu anlamına da gelmez. İnsan psikolojisi üzerinde aile ortamının, sosyal ilişkilerin ve yaşanan olayların önemli etkileri vardır. Ancak mevcut bilimsel literatür, bu etkilerin cinsel yönelimi belirleyen temel mekanizma olduğunu göstermemektedir.
Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Travmalar bazı insanların kendileriyle, bedenleriyle ve ilişkileriyle kurduğu bağı etkileyebilir. Güven sorunları, kaygı bozuklukları, depresyon veya ilişki problemleri geliştirmelerine katkıda bulunabilir. Ancak bunlar ile cinsel yönelimin kendisi aynı şey değildir.
Kısacası, psikolojik travmalar insan hayatı üzerinde derin etkiler bırakabilir; ancak mevcut kanıtlar travmaların eşcinselliğin temel nedeni olduğunu desteklememektedir.
Hayvanlarda da Görülüyor mu?
Evet. Çeşitli hayvan türlerinde aynı cinsiyetten bireyler arasında; çiftleşme davranışları, kur davranışları, eş bağları gözlemlenmiştir. Bu gözlemler tek başına insan eşcinselliğini açıklamaz.
Ancak eş cinsel davranışların yalnızca insanlara özgü olmadığını göstermesi açısından önemlidir.
Toplum ve Eş cinsellik
Eş cinsellik yalnızca biyolojik bir konu değildir. Sosyal ve kültürel boyutları da vardır. Farklı toplumlar tarih boyunca eşcinselliğe çok farklı şekillerde yaklaşmıştır. Bazı toplumlarda ağır biçimde cezalandırılmıştır. Bazılarında ise daha farklı biçimlerde değerlendirilmiştir.
Bu nedenle eş cinsellik hakkındaki tartışmalar çoğu zaman yalnızca biyolojiyle ilgili değildir. Kültür, din, ahlak, hukuk ve siyaset de tartışmanın içine girebilir.
İnsan Cinselliğinin Karmaşıklığı
Belki de bu konudan çıkarılabilecek en önemli sonuç budur. İnsan cinselliği heteroseksüel ve eş cinsel şeklinde iki kutuplu değildir.Yönelimler, libido düzeyleri, romantik çekim, duygusal bağlanma, kişisel deneyimler; bunların hepsinin birbiriyle ilişkisi olabilir.
Bu sebeple modern psikoloji ve nörobilim insan cinselliğini basit kategorilerden ziyade karmaşık bir insan davranışı olarak incelemektedir.
Sonuç
Eş cinsellik, insan cinselliğinin doğal olarak gözlenen biçimlerinden biridir ve ruhsal hastalık değildir. Bilimsel araştırmalar cinsel yönelimin basit bir tercih veya tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşık olduğunu göstermektedir.
Genetik faktörler, doğum öncesi gelişim süreçleri, biyolojik etkiler ve diğer gelişimsel mekanizmalar muhtemelen bu süreçte rol oynamaktadır. Bununla birlikte eşcinselliğin neden ortaya çıktığı ve evrimsel süreçte neden varlığını sürdürdüğü konusunda hâlâ cevaplanmayı bekleyen sorular bulunmaktadır.
Sonuç olarak bildiğimiz bir şey varsa o da eşcinselliğin kendi başına zararlı olduğunun hiçbir delili yoktur. Eş cinsel olmak sizi anormal yapmaz, hastalıklı yapmaz. Özel birisi de yapmaz. Siz de herkes gibi birer insansınız. Hiçbir insan birbiriyle tıpa tıp aynı değil. Biz son derece çeşitli ve karmaşık bir hayvan türüyüz, eş cinsellik de bu farklılıkların tamamen doğal bir parçasıdır. Yalnızca günümüzde ortaya çıkmış bir şey değildir. Tarihsel olarak baktığımızda eşcinselliğin kökeni oldukça eski zamanlara dayanmaktadır. Sadece o zamanlarda "ben homoseksüelim, ben biseksüelim" tarzı isimlendirmeler bulunmuyordu. İnsanlar yine cinselliklerini yaşıyorlardı. Baktığımız zaman Osmanlı döneminde dahi "Oğlancılık" dediğimiz bir kültür vardı ve eş cinsellik bayağı bir görünürdü. Günümüzde ise eş cinsel bireylerin yakınmalarının sebeplerinden birisi sosyal dışlamalar, damgalamalardır. Bu insanların bir nebze de olsa ses çıkartmaya hakkı vardır. Tabii ki de kimse size zorla bir şeyleri dayatamaz, zorla bir şey yapmaya zorlayamaz, özgürlüğünüzü işgal edemez. Zaten sizi zorla eş cinsel yapmaya çalışan da yok. Fakat siz de, eş cinsel bireyleri zorla heteroseksüel yapamayacağınızın ve onların da birer insan olduklarının bilincinde olmalısınız. Birinin sırf cinsel yönelimi farklı diye onu bir tehdit olarak görmek mantık dışıdır.
Sağlıklı günler dilerim.