kaanleclerc 13

Becerikli
Katılım
9 Şubat 2026
Mesajlar
505
Çözümler
2
Beğeniler
497
Yer
Maryland, Baltimore
Üniversiteyi ilk kazandığım günü hâlâ hatırlıyorum. Sonuç ekranına baktığımda içimde inanılmaz bir heyecan vardı. Yeni bir şehir, yeni insanlar, yeni bir hayat... Her şeyin değişeceğini, daha güzel olacağını, üniversiteye başlayınca hayatımın da yavaş yavaş istediğim yere geleceğini düşünüyordum. O zaman insan geleceği gerçekten çok farklı hayal ediyor. Şimdi seneye son senem olacak ve dört yılın sonuna gelmişken dönüp baktığımda hayatın kafamda düşündüğüm gibi ilerlemediğini görüyorum. Üstelik arkadaşlarım gerçekten iyi insanlar, hocalarımla da bir problemim yok. Hayatımda güzel insanlar oldu, güzel anılarım da var ama bütün bunlara rağmen içimde hâlâ tarif edemediğim bir eksiklik var.

Bir de sürekli gidip gelmek, yolun yorgunluğu, günün bir kısmının buna gitmesi var. Dışarıdan bakınca belki çok büyük bir mesele gibi görünmüyor ama bunu dört yıl boyunca yaşayınca insanın üstünde birikiyor. Ders bitiyor ama sanki gün de bitmiş gibi hissediyorsun. İnsanlar konusunda da aynı şekilde düşünüyorum. Herkesin farklı olduğunu biliyorum, herkes benim gibi düşünmek veya benim beklediğim gibi davranmak zorunda değil, bunun farkındayım. Ama insan yine de bazı insanlarla daha kolay anlaşılmak, bazı şeyleri anlatmadan anlaşılabilmek istiyor. Bazen oluyor, bazen olmuyor. Bir yerden sonra bunu kabulleniyorsun ama içindeki o “keşke” tamamen gitmiyor.

Galiba bugün bütün bunlar üst üste geldi. Yaklaşık bir saattir kendimi toparlamaya çalışıyorum ama olmuyor. Ortada tek bir olay da yok aslında. Sanırım dört yıldır içimde biriken ne varsa biraz bugün ortaya çıkıyor. Sürekli devam ettim, “ileride daha güzel olur”, “biraz daha sabredeyim” dedim. İnsan bir yere kadar böyle idare edebiliyor ama onun da bir sınırı var. Bir yere kadar “hallederim” diyorsun, bir yerden sonra sadece ne kadar yorulduğunu fark ediyorsun. Belki benim gibi yaşayan, dışarıdan bakınca hayatı normal görünen ama içinde yıllardır bazı şeyleri taşıyan insanlar vardır. Çünkü bazen insanın neye üzüldüğünü bile tam olarak anlaması gerekmiyor; sadece yoruluyor.

En garibi de şu, hayatımda güzel şeylerin farkındayım. Çok iyi arkadaşlarım var, güzel insanlar tanıdım, şikâyet edemeyeceğim birçok şey var. Ama insan bunların hepsini bilmesine rağmen yine de bazı şeylerin eksikliğini hissedebiliyor. Sonra bir de kendine kızıyorsun, “Her şey o kadar kötü değil, ben neden böyle hissediyorum?” diye düşünüyorsun. Üniversiteyi ilk kazandığım günkü halimi düşünüyorum bazen. O zamanki heyecanımı, her şeyin daha farklı ve daha iyi olacağına dair inancımı... Dört yıl sonra böyle hissedeceğimi bilseydim herhalde inanmazdım.

Belki de bugün beni asıl üzen şey sadece üniversite değil. Geçen dört yıl, gerçekleşmeyen beklentiler, yorulduğum halde devam etmek ve kafamda kurduğum hayatla yaşadığım hayat arasındaki fark. İnsan bazen yaşadığı şeyden çok, olmasını beklediği şeyin olmamasına üzülüyor. Şimdi seneye son senem. Bir yandan “artık az kaldı” diyorum, bir yandan da “keşke bazı şeyler farklı olsaydı” diye düşünüyorum. Hayat gerçekten istediğimiz gibi ilerlemediğinde insan bunu nasıl kabulleniyor, bilmiyorum. Belki de bir yere kadar uğraşıyor, bir yere kadar umut ediyor, sonra da bazı şeylerin elinden gelmediğini kabul etmeyi öğreniyor. Şu an sadece çok doluyum. Belki yarın yine kalkıp normal hayatıma devam edeceğim ama bugün dönüp dört yılı birden düşününce ne kadar yorulduğumu fark ettim. Sanırım insanın bazen her şeyi çözmesi gerekmiyor; sadece bir yerde durup “Ben gerçekten yoruldum” diyebilmesi bile yetiyor.
 
Hayat bu, aynı tas aynı hamam, hayıflanınca bir şey değişmiyor, yine de ara sıra bir oturup soluklanmak gerekiyor.

Sosyal medyada eğlenen, yüzü gülen, mutlu olan insan görünce kıskanıyorum ve yaşadığım hayata nefret kusuyorum, günde yüzbin ciro kaldırsam yine keyfim olmaz.
Halkın %51'inin siyasi seçimlerinin sonucu yaşantımı BU DERECEDE OLUMSUZ ETKİLEMEMELİYDİ.