Durum
Mesaj gönderimine kapalı.
Merhaba! Bu konumda Freud'un id-ego-süperego kuramını kullanarak ahlakın temellendirilmesi problemi üzerinden tanrının varlığını açıklamaya çalışacağım. Bunu kendim düşündüm ama başka bir yerde de olabilir. Sadece temel bilgilerimi kullanıyorum.

Öncelikle dinsiz ahlakın var olamayacağı fikrini anlatmak istiyorum.

Ali ahlak X'tir diyor. Mehmet ahlak Y'dir diyor. Ali'nin söylediği de bir ahlak tanımı, Mehmet'inki de. Burada birbirimizi kandırmayalım, çünkü güçlü olanın ahlak tanımı kazanır.

Psikososyolojik açıdan baktığımızda, insan hayatta kalma içgüdüleri, insanı, toplumlar oluşturmaya itmiştir. Birey söz konusu olduğunda, ahlak yoktur. Çünkü ahlakın işlevselliği yoktur. Fakat bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu toplum kavramı söz konusu olduğunda, ahlakın işlevselliği devreye girer.
Toplumlar oluştuğunda, onları yönetecek liderlere ihtiyaç duyulmuştur -sosyoloji. Liderler tarafından yönetilen bu toplumlar, liderin ahlak anlayışına tabi olabilir. Bu da değişken bir ahlak temeli demektir ve bu ahlaki temel evrensel olamaz.

Diğer bir bakış açısı da şu ki, farklı liderlerin farklı ahlak temeli olabilir ve güçlü olanın ahlaki temeli geçerli kabul edilir. Ki burada -farklı liderlerin farklı ahlak temeli olabilir- ki farklı ahlak temelleri demek bile evrensel bir ahlakın üst otoritesiz meydana gelmeyeceğini gösterir.

Bir diğer bakışta, evrimsel bakış açısında, doğal seleksiyon, uyum sağlayanı hayatta tutar. Fakat doğa, kişinin ahlaklı olup olmadığına bakmaz. Kişinin uyum sağlayıp sağlayamadığına bakar. Günümüz ahlak yapısına göre, tecavüz, ahlaksızdır. Fakat evrimsel mekanizma, tecavüz yapanı ayakta tutar. Çünkü onun genleri iş başındadır.
Evrimsel bakış açısında, uyum sağlayabilenin ise ahlakı bireysel açıdan değişkenlik gösterebilir. Verdiğimiz örnekte tecavüz yani ahlaksızlık yapılmıştır ama buna karşın evrim onu ayakta tutmuştur.

Buraya kadar ki ezcümle şudur, dinsiz ahlak olamaz.

Dinsiz ahlak olamaz savını destekleyici bir bakış açısı da psikolojik boyuttadır.

Freud'un buzdağı şeması teorisi, insan ruhunu üç katmandan oluşan bir buzdağına benzeterek tasvir eder. Bu katmanlar şunlardır:
  • İd: İlkel dürtüler ve arzuların bulunduğu bilinçaltı katmandır. Hayatta kalma ve haz alma gibi temel motivasyonlar id'den kaynaklanır.
  • Ego: Gerçeklikle denge kurmaya çalışan ve kimlik duygusunu barındıran bilinçli katmandır. İd'in dürtülerini toplumun kurallarına ve ahlaki değerlere uygun şekilde yönlendirmeye çalışır.
  • Süperego: Ahlak ve vicdanı temsil eden katmandır. Toplumun ahlaki normlarını ve ideal benlik algısını içerir. Ego, süperegonun taleplerini karşılamak için çabalar.
İd, ilkel dürtüler ve arzuların temsilcisidir. Haz alma ve hayatta kalma odaklı çalışır. Fakat yukarıda anlattığım üzere, ahlaklı olan hayatta kalmaz. Hayatta kalmak için gereken şeyi yapan hayatta kalır. İd'in umurunda olan şey de budur. İçinde bulunulan hayatta kalma şartları id'i etkiler. Yani id de, süperego gibi, GÖRECELİ bir şekilde insan benliğinde gelişir.

Süperegonun ahlak ve vicdan yapısı içinde bulunulan toplumun ahlaki yapısına göre şekillenir. Bu toplumun ilk fertleri aile ve daha sonra dış dünyadır. Fakat ferdin, anne babasından oluşan ahlak temsilcileri, içinde bulunulan toplumun ahlak temsilcileridir. Yani, insan benliğinde, toplumsal bazda GÖRECELİ bir ahlak anlayışı gelişiyor.

Ego, insan benliğidir ve karar alıcı mekanizmadır. İd ve süperegonun yapısını düşündüğümüzde ego da neden-sonuç ilişkisi olarak GÖRECELİ bir ahlak anlayışı geliştirir.

İnsandan başka daha üst bir varlık dünya üzerinde yoktur.
Buraya kadar ki anlatımdan anladığımız üzere, insan benliği (ego) GÖRECELİ ahlak anlayışı geliştirir ve bu da evrensel ahlakın temellendirilmesini imkansız kılar.

Bu bağlamda, insandan daha üst bir otorite olması, daha üst bir bilinç olması gerekmektedir. Bu otorite de tanrıdan başka olamaz.

Yaklaşımımı test etmek için Gemini'yi kullandım ve karşı argüman sunamadı:

1714331940137.webp
1714331971861.webp
 
Kendi belirlediğim kıstaslar derken orayı açmanızı rica ederim.

Kendi kendine rastgele konuları cevaplıyorsun derken orayı açmanızı rica ediyorum.

İşime gelmeyen noktanın tam olarak neresi olduğunu öğrenmek istiyorum.
İnsanın en üstün olduğu(neye göre?), evrensel ahlak(dünya isimli taş-parçasından çıkamamış bit tür için) gibi birçok şey tartışılabilir. Tek mesajıma yazdığınız şey "boş sorular" olduğundan işinize gelmediği doğrudan belli. Kendiniz çalıyor, kendiniz oynuyorsunuz yani kendiniz açıp cevaplıyorsunuz. Seninki felsefeden çok tacirlik olmuş, düşünce pazarlayan bir tacir.
 
Burada birbirimizi kandırmayalım, çünkü güçlü olanın ahlak tanımı kazanır.

Bireysellik söz konusu olduğunda "güçlü" olanın ahlak tanımı kazanmaz. İlk olarak hangi açıdan ve kime göre güçlü olduğunu anlatmanız lazım. Otorite olarak mı? Eğer bu ise zaten bireysellik söz konusu değildir.

Birey söz konusu olduğunda, ahlak yoktur. Çünkü ahlakın işlevselliği yoktur.

Ahlakın bireysel olarak varolması ile işlevselliğinin olup olmaması arasında bir bağlantı yok. Bir şeyin işlevselliğinin olmaması, onun varolmayacağı anlamına gelmez. İşlev olması için varlık bir ön koşuldur ama varlık olması için işlev bir ön koşul değildir.

Diğer bir bakış açısı da şu ki, farklı liderlerin farklı ahlak temeli olabilir ve güçlü olanın ahlaki temeli geçerli kabul edilir. Ki burada -farklı liderlerin farklı ahlak temeli olabilir- ki farklı ahlak temelleri demek bile evrensel bir ahlakın üst otoritesiz meydana gelmeyeceğini gösterir.

Yukarıda güçlü olandan kastınız bu ise, yani Ali ve Mehmet bir lider ise aynı soru, otoriter olarak baskın olduğu neye, kime ve hangi zamana göre belirlenecek? Günümüz koşulları ile 1000 yıl önceki yönetim koşulları tamamen farklı.

En basitinden ülkemizde bile özellikle bazı bölgelerde suç oranları inanılmaz yüksek. Tek bir otorite ile evrensel ahlak anlayışı oluşuyorsa, çoğunluk bu otoriteyi geçerli bulmuyor demektir. Topluluk oluştuğunda ahlak işlevsel hale gelir dediğiniz için söylüyorum bunu.

Ahlak anlayışında alkol tüketiminin ahlaksızlık olduğunu ve dine göre haram olduğunu söyleyen bir iktidarı milyonlarca insan dikkate bile almıyor. Sizin argümanınıza göre, yani şu:

"Birey söz konusu olduğunda, ahlak yoktur. Çünkü ahlakın işlevselliği yoktur."

İşlevselliği yoksa, ahlak da yoktur. Bu bana göre böyle değil, size göre böyle. Yani bu duruma göre evrensel bir ahlak yasasının işlevselliği yoksa, evrensel bir ahlak yasası da yok demektir.

Buraya kadar ki ezcümle şudur, dinsiz ahlak olamaz.

Buraya kadar olan kısımda din ile alakalı hiçbir argüman yok. Sizin yerinize üstte ben verdim alkol ile alakalı olarak. "Şu an tamamen bir kalemin ustası varsa koca kainatın da bir ustası vardır." argümanından öteye gitmiyor şu noktada.

İnsandan başka daha üst bir varlık dünya üzerinde yoktur.

Bu cümle bir ahlak anlayışı mesela. İnsanın en üst varlık olduğunu hangi yaklaşımlara göre belirliyorsunuz? Bence en üst değil, aşağılık bir varlık bana göre.

Buraya kadar ki anlatımdan anladığımız üzere, insan benliği (ego) GÖRECELİ ahlak anlayışı geliştirir ve bu da evrensel ahlakın temellendirilmesini imkansız kılar.

Demek ki güçlü olanın ahlak anlayışı baskın gelmez. Güçlü olan, ahlak anlayışını evrenselliğe itemez çünkü. Ahlakı temellendirmek için din bir yol, onu kabul ediyorum ama kesinlikle elzem bir gereklilik değil.

Bu bağlamda, insandan daha üst bir otorite olması, daha üst bir bilinç olması gerekmektedir. Bu otorite de tanrıdan başka olamaz.

Hayır gerekmemektedir. Yine üstteki alıntıladığım cümlenizle aynı şey. akın ben size daha önceden yazdığım bir yazıyı aynen buraya aktarayım, daha iyi anlayacaksınız:

"Kant, yüzyıllardır tartışılan etik kavramına iyi istenç kavramını ekler. Buradaki problem ise, değer kavramının zaman ve mekan değiştikçe değişkenlik göstermesidir. Yani belirli koşullar altında ortaya çıkmışlardır. Bildiğimiz üzere Kant'ın ödev ahlakında gerçekten bir şeyin iyi olduğunun bilinebilmesi için, bu maksimlerin evrensel çerçevede uygulanabilir olup olmadığının kontrol edilmesi gerekir. Eğer evrensel olarak herkese göre iyi ise, bu davranış iyi istence bir örnektir.

Bu konuda ise en çok karıştırılan şeylerden bir tanesi, Kant'ın bu yasasının temelinde eylem olup olmadığıdır. Eğer doğrudan doğruya "eyleme dayandırılır" dersek, o zaman Kant'ın iyi istencinde pek çok çelişki bulabiliriz. Zira eylemler, yukarıda belirttiğim gibi belirli koşullar altında uyulması gerekli olan davranışlar bütünüdür. Koşullar değiştikçe bu zorunluluklar da değişir. Hali ile maksimlerin evrensel olanlara uygulanması söz konusu olamaz. Eyleme dayandırıldığı hatası çok fazla yapılabiliyor, zira burada yaptığımız eylemlerden söz ediliyor.

Halbuki temelinde eylem yoktur. İnsanın istemesi ile alakalı bir kavramdır. Yani bize ne yapmamız gerektiğini söylemez. Sadece "gerçekten ne istiyorum?" sorusuna cevap arar.

Buradaki asıl olay, neyi yapıp yapmayacağımızın doğruluğu veya yanlışlığı yani eylemlerimiz değil, bunun temelinde yatan "isteme" ilkesi. Doğrudan doğruya "gerekir" denirse yanlış anlaşılmalara sebebiyet verilebilir."

"İnsan gerçekten ne ister?" Bu soru, ahlakı temellendirmeye yardımcı olan çok önemli bir soru. Kant da bunun cevabını kısaca böyle vermiş. Freud'un, bahsettiğiniz üç yaklaşımı dışında eklenmesi gereken koca bir okyanus var.
 
Neden sığ? İnsan ahlakina gore tecavuz toplumdan dislanmaya sebep olmuyor mu? Soylediklerinizi biraz acar misiniz?
Tecavüz neden ahlaksızlık ki? Belki bana göre ahlaklı bir davranıştır. Ona göre değildir, buna göre ahlaklıdır. İnsan gibi karmaşık sosyal yapılar kurabilen bir canlı için "tek eşli varlıklarca dışlanır" cümlesi tamamen doğru değil. Çünkü bunun ahlaklı olarak algılanabileceği kültürler de gayet var olabilir. Burada demek istediğim, evrimsel psikoloji bir boyutta yanıt verici olabilir fakat bütüncül bir yaklaşım sergilemez.


Basit bir sekilde birlesen insan gruplari birbirlerine zarar vermemekk ve hayatta kalmak icin ozgurluk anlayislarini ahlaki degerler adi altinda kisitliyorlar. Toplumu ne kadar buyuturseniz toplumsal ahlak degeri azalir, en buyuk yani tum insan populasyonunda ise cok basit evrensel ahlak denilen ahlaki degerler vardir. Tecavuz buna bir ornektir. Bugün tecavuzu ahlaksizlik olarak kabul etmeyen toplumlar, genel insan populasyonundan bu anlamda uzaklastirilirlar. Ornegin Orta Doğu'da X ulkesinde gelenek adi altinda tecavuz veya daha temel ahlaka uygun çocuk istismari varsa diger tum milletlerin %90i bu konuda X ulkesini kinar ve bazen yaptirimlarla bunun onune bile gecerler.
Bu paragraf, tüm insanlığın evrensel bir ahlak anlayışına sahip olduğunu söylüyor ama evrensel ahlakın temellendirilme kaynağını göstermiyor.

Ayrıca insanlar birbirine zarar verme eğilimi taşıyan varlıklardır. Birbirine zarar vermemek için ahlaki kısıtlamalara gitmezler. Bunun en büyük örneği avcı toplumların tarım toplumlarına avlanacak hayvan kalmadığında saldırmalarıdır. Varsayalım ki, ahlak kuralları belirleyecekler. Yine evrensel ahlakın temeli, kaynağı yok.


Kendinizle celisiyorsunuz, evrensel ahlak anlayisini mutlak gibi sunup tanriya ulasmissiniz. Bana verdiginiz cevapta ise boyle bir seyin olamayacagini, tum insanlari kapsayamayacagini soylemissiniz
Konuyu tekrar okuyun. Anladığınızdan şüpheliyim.

İnsanın en üstün olduğu(neye göre?), evrensel ahlak(dünya isimli taş-parçasından çıkamamış bit tür için) gibi birçok şey tartışılabilir. Tek mesajıma yazdığınız şey "boş sorular" olduğundan işinize gelmediği doğrudan belli. Kendiniz çalıyor, kendiniz oynuyorsunuz yani kendiniz açıp cevaplıyorsunuz. Seninki felsefeden çok tacirlik olmuş, düşünce pazarlayan bir tacir.
Bunlar mı? Evet işime gelmedi. O yüzden boş sorular. Kendinizi hayvandan aşağı görüyorsanız bir şey diyemem.

Benim gorduklerimden bir tanesi evrensel ahlak yapisini mutlak gercek olarak almaniz. Once bunu boyle kabul ediyorsunuz ardindan cevabinizda (yapay zekanin cevabinda) bunun mutlak olmayacagini soyluyorsunuz.
Düzeltme yapayım. O paragraf nezdinde yani bu cümle ("Evrensel ahlak anlayisi da icgudulerden ve evrimle birlikte atalarimizdan kalmis miraslardir") nezdindeki evrensel ahlak tanımı mutlak gerçek olarak alınamaz. Çünkü toplum bazlı bir ahlak anlayışı söz konusu.
 
Son düzenleme:
Bunlar mı? Evet işime gelmedi. O yüzden boş sorular. Kendinizi hayvandan aşağı görüyorsanız bir şey diyemem.
Ben "İnsanlar, hayvanlardan veya başka canlılardan aşağıdadır." diye bir şey demedim, aşağılama ile bağlamdan kopararak sizin amacınız felsefe yapmak değil, tartışma ötesinde kavga oluşturmak. Hangi açıdan insanı üstün saydığınızı merak ediyorum,

Hayatta kalma açısından bakteriler, tartigratlar vs. dsha iyi, bir insana kıyasla çok daha geniş bir ısı, basınç aralığında kalabiliyor. İnsandan daha hızlı koşabilen, uçabilen canlı da var. İnsanın kesin üstünlüğünü hangi kıstasa dayanarak elde ettin de konunu felsefeden çıkarıp somut bir çıkarıma eriştirtebiliyorsun?
 
Tecavüz neden ahlaksızlık ki? Belki bana göre ahlaklı bir davranıştır. Ona göre değildir, buna göre ahlaklıdır. İnsan gibi karmaşık sosyal yapılar kurabilen bir canlı için "tek eşli varlıklarca dışlanır" cümlesi tamamen doğru değil. Çünkü bunun ahlaklı olarak algılanabileceği kültürler de gayet var olabilir. Burada demek istediğim, evrimsel psikoloji bir boyutta yanıt verici olabilir fakat bütüncül bir yaklaşım sergilemez.

Dostum tamam da senin tanriya ulasmandaki temel yapitasi evrensel ahlak degil mi? Bugün tecavuzun ahlaksizlik olarak kabul edilmedigi bir ulke soyler misin?

Bu paragraf, tüm insanlığın evrensel bir ahlak anlayışına sahip olduğunu söylüyor ama evrensel ahlakın temellendirilme kaynağını göstermiyor.

Yahu bunu sen soyluyorsun, su yapay zekayi birakip biraz kendin cevap ver. Ben senin soylediklerini dogru kabul edip celiskileri anlatiyorum. Bana gore freud yanlış dusunuyor ancak sen bunu dogru kabul ettin diye oyle yorumluyorum.

Konuyu tekrar okuyun. Anladığınızdan şüpheliyim.

Her anlamayana veya yanlış anladigini dusundugunuze bunu mu yazacaksiniz?
 
@Oreki size cevap vereceğim. Öncelikle birkaç nokta var onlardan bahsedip bugünü kapatacağım. Redepra etkisini gösteriyor şu an.

Ahlakın işlevselliğinden kastım işe yarar yaramaz önemli değil, şu ki, var olup olmaması bir etki eder mi?

Yer yüzünde 1 insan olsa ahlak işlevsizdir.
Toplumlarda işlevlidir yani anlamlıdır.


Demek ki güçlü olanın ahlak anlayışı baskın gelmez. Güçlü olan, ahlak anlayışını evrenselliğe itemez çünkü. Ahlakı temellendirmek için din bir yol, onu kabul ediyorum ama kesinlikle elzem bir gereklilik değil.
Güçlü olan ahlak anlayışını evrenselliğe iter itmez önemli değil. Güçlü toplumların ahlak anlayışı farklı ahlak anlayışına sahip zayıf toplumlara hükmeder. Bu da evrensel temellendirilebilmiş ahlak yapısını imkansız kılar, din bunu çözer.

Kant'ın ahlak anlayışı da pratikte ve psikososyolojik açıdan oldukça imkansızdır. Bu anlayış, insanın tehditsel hayatta kalma ve haz odaklı içgüdüsünü es geçiyor ve İslam geleneğindeki "terbiye edilmiş nefs" "Can mertebesine ulaşmış nefs" yapılarına uygun görünüyor. Bu nefs yapısı herkeste olmadığı için ilahi kökenli kudret olmaksızın bir ahlak temeli imkansız hale geliyor.

Neyse, cevap vermiş oldum. Ama bundan sonra cevap veremeyebilirim, Redepra...

Dostum tamam da senin tanriya ulasmandaki temel yapitasi evrensel ahlak degil mi? Bugün tecavuzun ahlaksizlik olarak kabul edilmedigi bir ulke soyler misin?
Günümüz ahlak yapısı ile temel ahlak yapısına ulaşmak metot açısından hatalıdır.


Yahu bunu sen soyluyorsun, su yapay zekayi birakip biraz kendin cevap ver. Ben senin soylediklerini dogru kabul edip celiskileri anlatiyorum. Bana gore freud yanlış dusunuyor ancak sen bunu dogru kabul ettin diye oyle yorumluyorum
Dediğim gibi konuyu baştan oku. Artı AI kullanmadım bile. :)
Değersizleştirme savunma mekanizmasını kullanma. :)


Her anlamayana veya yanlış anladigini dusundugunuze bunu mu yazacaksiniz
Olanı söylüyorum.

Ben "İnsanlar, hayvanlardan veya başka canlılardan aşağıdadır." diye bir şey demedim, aşağılama ile bağlamdan kopararak sizin amacınız felsefe yapmak değil, tartışma ötesinde kavga oluşturmak. Hangi açıdan insanı üstün saydığınızı merak ediyorum,

Hayatta kalma açısından bakteriler, tartigratlar vs. dsha iyi, bir insana kıyasla çok daha geniş bir ısı, basınç aralığında kalabiliyor. İnsandan daha hızlı koşabilen, uçabilen canlı da var. İnsanın kesin üstünlüğünü hangi kıstasa dayanarak elde ettin de konunu felsefeden çıkarıp somut bir çıkarıma eriştirtebiliyorsun?
O zaman bakteriler senin ahlak yapını şekillendirsin. Bir şey diyemem.
 
Günümüz ahlak yapısı ile temel ahlak yapısına ulaşmak metot açısından hatalıdır.

Temel ahlak yapisi oldugunu soylemedim ki, bunu soyleyen sensin. Peki tarihte tecavuzu normal kabul eden ulke veya topluluk soyleyebilir misin?

Dediğim gibi konuyu baştan oku. Artı AI kullanmadım bile. :) Değersizleştirme savunma mekanizmasını kullanma. :)

Tamam sen de benim cevaplarimi bastan oku, boyle ayni mesajlari okuyup devam edelim.

Sorularima adamakıllı cevaplar gelmezse ben de cevap vermeyi dusunmuyorum.
 
Yaklaşımımı test etmek için Gemini'yi kullandım ve karşı argüman sunamadı:
Evet, zaten her zaman ChatGPT'yi referans alırım. Hani yapay zeka ya kendisi, insandan daha iyi biliyor insan duygularını.. Mesela sen, bu yazıyı ChatGPT'ye sormasaydın, kâle bile almazdım.

Aşırı mantıklı bir yaklaşım. 🤦‍♂️

Ali ahlak X'tir diyor. Mehmet ahlak Y'dir diyor. Ali'nin söylediği de bir ahlak tanımı, Mehmet'inki de. Burada birbirimizi kandırmayalım, çünkü güçlü olanın ahlak tanımı kazanır.
Birbirimizi kandırmamıza gerek yok. Objektif bir ahlaki temel yoktur. O yüzden de Ali'nin de, Mehmet'in de farklı bir ahlakı benimsemeleri şaşırtıcı değildir. Temel için Tanrıyı öne sürüyorsun ama Tanrıya inanmayanın ne yapacağı hakkında bir şey söylemiyorsun.

Subjektif ama adil bir ahlak oluşturabilmemiz için de Ali'nin ve Mehmet'in neyi savunduğunu bilmemiz gerekir. Örn: tecavüz... Buradaki tecavüz eyleminin sonuçlarını görmek için eylemin sonucunun, insanlarda ne gibi duygular açığa çıkardığını görmemiz gerekir.

Şununla başlayayım öncelikle, tecavüz, doğada var olan ama evrimde yeri olmayan bir eylemdir. Tecavüzün, eylemi gerçekleştiren canlı açısından tek olumlu yönü, soyunu devam ettirebilme iç güdüsüdür.

Cinsel ilişki, canlıların soyunu devam ettirmek için ortaya çıkmış bir eylemdir ve bunun haz veriyor olması, cinsel eylemi öne çıkarmak, seçilebilir kılmaktan ibarettir. Yani, bir yan etkidir. Bu yan etkinin etkisinde kalmış canlı, iç güdüsel olarak birleşme eylemini gerçekleştirmek ister ve sonucunda eylemi gerçekleştirmeyen canlı, tecavüz eylemini gerçekleştirir.

Peki tecavüz eylemi, tecavüze uğrayan canlıda olumlu etkiler bırakır mı? "Tecavüzün Doğal Tarihi" kitabı yazarı Evrimsel Biyolog Randy Thornhill, bunun fiziki şiddete, yaralanmalara hatta ölüme kadar gideceğini belirtir. Bu yüzden tecavüzün, mantıksız bir eylem olduğunu belirtir.

Her şeyi geçtim, biz insanlar alelade bir canlılar değiliz. Fiziksel zarar görmenin yanı sıra, psikolojik olarak da etkilenebiliriz. Bunun toplum da nasıl bir etki bırakacağının farkındasın, değil mi? İster İlk Çağ'da da olsun, iste Orta Çağ'da da olsun, ister herhangi bir taşrada da olsun, hiçbir ahlaki etiği olmayan bir topluluk için bile tecavüz, kabul edilebilir bir eylem değildir.

Tıbben tecavüz eylemi, bireylerde zührevi hastalık olarak tabir edilen cinsel hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Bu eylemi gerçekleştirmek isteyen birey için bile bu göze alınabilecek bir eylem değildir.

Temel için Tanrıyı öne sürüyorsun ama Tanrıya inanmayanın ne yapacağı hakkında bir şey söylemiyorsun.
Ben, nesnel bir ahlakın yine onu yaratan tarafından belirlenebileceğinde hemfikirim. Ama ortada bir Tanrı yok ve rasyonel olmayan bir şekilde Tanrının bunu belirleyebileceğini söylüyorsun. Peki, Tanrı nerede? Hangi Tanrı?

Tanrı, bize herhangi nesnel ahlak ile ilgili bir metin gönderdi de haberimiz mi yok?
 
Son düzenleme:
Durum
Mesaj gönderimine kapalı.