Allah'ın emrine karşı gelip oğlunu öldürmemeyi bir an bile düşünmeden mesajı alınca karısıyla dahi konuşmadan dağın tepesine oğluyla birlikte çıktığından bahseder kaynaklar. Aslında düpedüz trajedidir bu olay ama bizler olayın ne kadar kutsal olduğundan bahsederiz.
 
8rpcbz.gif
 
Kierkegaard, bu mevzuyu gayet güzel açıklamıştır. "O yok, bu yok" demeden önce bir miktar okumak elzemdir.

İman, akılla başlar ki bunu İmam Suyuti veya Gazali'den de biliyoruz. Lakin iman noktası; aklın ya da bilinen, ögrenilmiş mantığın ötesindedir. Eminsindir ve yaparsın, hayatta bile bunun çok daha basit getirilerle karşılıkları var.
 
Son düzenleme:
Kierkegard, bu mevzuyu gayet güzel açıklamıştır. O yok, bu yok demeden önce bir miktar okumak elzemdir.
Hocam Korku ve Titremeden yola çıkarak zaten bu soruyu sordum. Kierkegaardın İbrahim'in davranışını hakkında bazı söyleyişleri var ama gerçek içini rahatlatabilen bir cevaba ulaştığını düşünmüyorum. Dediğiniz gibi bize inanın diye sunulan şeyler zaten çoğu mucize o yüzden eğer biri inanıyorsa imanını mantık çerçevesine çok oturtmaya çalışmamalı bence.
 
Tanrı olarak nitelendirdiğin Arap Yarımadası'nda ortaya atılmış bir figür. Bunu Tanrı olarak nitelendirmen yanlış. Başlığı düzeltip "Allah'ı anlamıyorum." olarak değiştirmeni tavsiye ediyorum. Yoksa bilmeyen birisinin kafası karışabilir.
 
Korku ve Titreme'de Kierkegaard ahlakı dinle temellendirme eğilimi üzerine olası yollara cevap aramıştır. Ona göre;

1. Ahlak geneldir ve bireysel temelli çıkışlar ahlaka karşıdır.
2. Ahlak genelse, Tanrı'ya karşı görevler de söz konusudur.
3. Bunların farkında olan İbrahim, neden diğer çocuklarından ziyade İsmail ile daha fazla ilgilidir?

Bu arada bize en çok söylenen de sahip olduklarımızla sınava sokulacağımızdır.

Korku ve Titreme'den bir tespit;

"Sonsuz teslimiyet, inançtan önceki son aşamadır, bu nedenle bu hareketi yapmayan hiç kimse inanç sahibi değildir, çünkü yalnızca sonsuz teslimiyette kişi kendi ebedi geçerliliğinin bilincine varır ve ancak o zaman kişi varoluşu kavramaktan söz edebilir. İman sayesinde."

Diğer taraftan, bunlar Tanrı'nın motivasyonu ile ilgili değildir, insanın seçimleri ve öğrenme şekli ile alakalıdır.
 
Son düzenleme:
O halde Tanrıya insan özellikleri yüklemiş oluyoruz. Ama hani Tanrı eşsiz ve bambaşkaydı? Ayrıca kurana göre Tanrının çoğu zaman öfkelendiğini de görüyoruz. Cehennem bile başlı başına bir öfke eseridir.
 
Tanrının cidden ne yapmak istediğini anlayamıyorum. Hz.İbrahim'in oğlunu feda etmesini istediği zaman İbrahim tereddüt etmeden dağa çıktı. Oğlunu feda ederken tanrı fikir değiştirdi kurban yolladı. Tanrı varsa bile bu kadar ibadet bu kadar sınav vaat edilen cennete ulaşmak için yapılan şey. Nihayetinde ahirette tanrının kafasına göre herkesi cennete ya da herkesi cehenneme yollamayacağını nereden biliyoruz?
Bilmiyorsun.
 
İşin en temelinde tanrı diye isimlendirilen varlığın seni yaratmış olduğuna inanman gerekiyor. Buna inanmadığın sürece zaten bir tanrıdan da bahsedemeyiz. Buna inanıyorsan akabinde mecburi bir teslimiyet ile seni yaratmış olan varlığın senin üzerindeki her şeyde söz hakkı olduğunu da kabullenmiş olman gerekiyor. Tanrı neyi neden yapar bilemezsin. Genel kanıya göre sen ona hesap vermek ile yükümlüsün ama o sana hesap vermek ile yükümlü değil. Tıpkı senin de söylediğin gibi herkesi affettim diyerek herkesi cennet ile de ödüllendirebilir veya kimse cennetime layık değil diyerek herkesi sonsuz şekilde cezalandırabilir de. Buna kimse karşı çıkamaz. Efendim kitaplarda ne olacağı yazıyor demek ile bir yere varamazsınız. Tanrı değil mi bu? Öyle söylemiştim ama böyle yapıyorum derse ne diyeceksin ona? Kime şikayet edeceksin? O sebepten seni yaratmış olduğunu kabul ettiğin ve teslim olduğun bir varlığı sorgulamak da mantığa aykırıdır. Net ve doğru bir cevap bulma şansın yoktur. Seni yaratmış olduğuna inanmıyorsan da zaten olmayan bir varlığı anlama ihtiyacı hissetmene gerek yok.

İnanmak zaten teslimiyet gerektiren bir olaydır. Bu sebepten ötürü mantık ile çelişir. İnsan özelinde düşünürsek inanmak bir nevi üç maymunu oynamaktır. Kimi insan bir varlığın kendisini yaratmış olduğunu kabullenir ve o varlığa teslim olmak ister kimi insan ise yaratılmış olduğunu ve iplerin başka bir varlığın elinde olduğunu kabullenmek istemez. Bu kadar basittir.

Bu noktada benim anlayamadığım şeyler ise çok daha farklı. Bir insan neden yaratıldığına bu kadar emin bir şekilde inanır ve bu durumu ne kadar sorgularsa sorgulasın bu fikrinden vazgeçemez? Veyahut tam tersi bir insan neden yaratılmış olmayı kendisine yediremez? İnsanı bu kadar teslimiyetçi veya bu kadar egoist yapan şey nedir? Neden bir ortası yoktur?

Biz daha insanı anlayamıyoruz ki.
 
Tanriyi anliyor olsaydin o tanri olmazdi. Senin aklin sinirli, evrendeki her seyi bilsen de yaraticinin bilgisine sahip olamazsin. Bu yuzden bazi konularda ya oylece inanirsin ya inanmazsin.

Bu noktada benim anlayamadığım şeyler ise çok daha farklı. Bir insan neden yaratıldığına bu kadar emin bir şekilde inanır ve bu durumu ne kadar sorgularsa sorgulasın bu fikrinden vazgeçemez? Veyahut tam tersi bir insan neden yaratılmış olmayı kendisine yediremez? İnsanı bu kadar teslimiyetçi veya bu kadar egoist yapan şey nedir? Neden bir ortası yoktur?

Hayir gayet var. Yaraticinin olup olmadigini umursamayan veya onu var olup olmadigini bilemeyecegini dusunen insanlar var. Aslinda bu ortasi oluyor, ne koru korune inaniyor ne de reddediyor.
 
Son düzenleme: