İşin en temelinde tanrı diye isimlendirilen varlığın seni yaratmış olduğuna inanman gerekiyor. Buna inanmadığın sürece zaten bir tanrıdan da bahsedemeyiz. Buna inanıyorsan akabinde mecburi bir teslimiyet ile seni yaratmış olan varlığın senin üzerindeki her şeyde söz hakkı olduğunu da kabullenmiş olman gerekiyor. Tanrı neyi neden yapar bilemezsin. Genel kanıya göre sen ona hesap vermek ile yükümlüsün ama o sana hesap vermek ile yükümlü değil. Tıpkı senin de söylediğin gibi herkesi affettim diyerek herkesi cennet ile de ödüllendirebilir veya kimse cennetime layık değil diyerek herkesi sonsuz şekilde cezalandırabilir de. Buna kimse karşı çıkamaz. Efendim kitaplarda ne olacağı yazıyor demek ile bir yere varamazsınız. Tanrı değil mi bu? Öyle söylemiştim ama böyle yapıyorum derse ne diyeceksin ona? Kime şikayet edeceksin? O sebepten seni yaratmış olduğunu kabul ettiğin ve teslim olduğun bir varlığı sorgulamak da mantığa aykırıdır. Net ve doğru bir cevap bulma şansın yoktur. Seni yaratmış olduğuna inanmıyorsan da zaten olmayan bir varlığı anlama ihtiyacı hissetmene gerek yok.
İnanmak zaten teslimiyet gerektiren bir olaydır. Bu sebepten ötürü mantık ile çelişir. İnsan özelinde düşünürsek inanmak bir nevi üç maymunu oynamaktır. Kimi insan bir varlığın kendisini yaratmış olduğunu kabullenir ve o varlığa teslim olmak ister kimi insan ise yaratılmış olduğunu ve iplerin başka bir varlığın elinde olduğunu kabullenmek istemez. Bu kadar basittir.
Bu noktada benim anlayamadığım şeyler ise çok daha farklı. Bir insan neden yaratıldığına bu kadar emin bir şekilde inanır ve bu durumu ne kadar sorgularsa sorgulasın bu fikrinden vazgeçemez? Veyahut tam tersi bir insan neden yaratılmış olmayı kendisine yediremez? İnsanı bu kadar teslimiyetçi veya bu kadar egoist yapan şey nedir? Neden bir ortası yoktur?
Biz daha insanı anlayamıyoruz ki.