Windows 7

Yetkin
Katılım
2 Ocak 2024
Mesajlar
646
Makaleler
2
Çözümler
7
Beğeniler
526
Yer
İstanbul
Türkiye’de deprem artık bir doğa olayı değil, bir yönetim sınavı. Her büyük sarsıntıdan sonra aynı cümleleri duyuyoruz: “Bu bir milat olacak.” Ama sonra ne oluyor? Birkaç ay geçiyor, enkaz tozları kalkıyor, vaatler unutuluyor. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi aynı dayanıksız binalar, aynı denetimsizlik, aynı siyasi çıkar kavgaları kaldığı yerden devam ediyor.

Devletin elinde bilim insanlarının yıllardır hazırladığı raporlar var. Nerede ne büyüklükte deprem olabileceği az çok belli. Ama mesele bilim değil, öncelik meselesi. Rant uğruna imar affı çıkaran bir sistemde, kentsel dönüşüm de, afet yönetimi de kâğıt üstünde kalıyor. Depremden sonra “kader planı” diyerek sorumluluğu doğaya yıkmak, bu ülkenin insanına yapılabilecek en büyük haksızlık.

İstanbul örneğini düşünelim. Yıllardır “büyük deprem kapıda” deniyor ama hâlâ binlerce bina riskli durumda. Belediyeler arasında siyasi çekişmeler yüzünden dönüşüm planları bile yavaş ilerliyor. Deprem sadece yer altındaki fayları değil, sistemdeki çürümüşlüğü de ortaya çıkarıyor. Çünkü bir ülkede denetim siyasetten bağımsız değilse hiçbir mühendislik hesabı işe yaramaz.

Kahramanmaraş depremleri bu gerçeği suratımıza tokat gibi çarptı. Binlerce insan göz göre göre yıkılan binalarda can verdi. Müteahhitler, denetçiler, yerel yöneticiler zincirinin hiçbiri gerçekten hesap vermedi. Olan yine halka oldu. “Bir daha yaşanmasın” dedik, ama geçen her gün aynı hatalar yeniden işleniyor.

Türkiye’nin artık “depremle yaşamayı” değil, “depremle yönetilmeyi” bırakması gerekiyor. Afet sonrası yardımlar değil, afet öncesi önlemler konuşulmalı. Bilimle değil siyasetle hareket eden bir sistem, her sarsıntıda yeniden yıkılır. Gerçek kurtuluş, betonla değil adaletle başlar.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Bu ülkenin çoğu coğrafyasını gezdim. Ülkenin bir ilkeleri var ama o kadar bölgeler birbirinden kopuk ki. Biz insanlar olarak da çok eğitimli değiliz. Her sorun birbirini tetikleyen unsur olmaya devam ediyor. Kaygılarım var. Şu güzel gençlik için her gün kaygılanıyorum. Gençlerin neden evlenmediğini , bazı gerekçelerle kabul ediyorum. Toplumdaki şiddet ve geçimsiz davranışlar daha çok artıyor. Özgürlük adı altında herkes her yerde rahat konuşabiliyor kavgaya girişebiliyor. Ben köyde yaşayan biriyim kesim motoru ile odun keseceğim saati titizlikle seçerken. Komşum gece patırtıyı koparmaktan geç kalmıyor. Vicdan sahibi insanlar için bu dünya fazla acımasız.