27 yaşında, yeni tabirle Y kuşağından biri olarak şunu söyleyebilirim. Bu durum sadece sizin nesliniz ile ilgili değil. Bu bahsettiğin durum bizim dönemimizde de vardı. Çocukluk ve ergenlik döneminde insanlar farklı olana saldırmayı kolay yol olarak seçiyor. Kendilerini güçlü hissetmek için başkalarının üzerine çıkmaya çalışıyorlar. İlkokul ve ortaokulda zorbalık en yüksek seviyededir. Lise yıllarında bu biraz azalır, üniversiteye geçince ise tamamen biter. İnsan yaş aldıkça hem kendisi olgunlaşıyor hem de etrafındaki insanların bakış açısı değişiyor. Olgunlaşınca kimin kısa, uzun, kilolu ya da zayıf olduğuna zerre kadar umurunda olmuyor.
Ama bizim dönemimizle şimdiki dönem arasında önemli bir fark var. Biz öğrenciyken öğretmenlerden gerçekten çekinirdik. Bir hata yaptığımızda öğretmen gözümüzün yaşına bakmazdı ve ailemize söylesek bile “Öğretmen yaptıysa vardır bir bildiği.” denip konu kapanırdı. Bu da bizde istemeden de olsa belli bir disiplin oluşturuyordu. Kendimizi dizginleyip düzeltiyorduk. Şimdiki nesilde ise durum tam tersi. Öğretmenlerin çoğu artık öğrenciyi uyarmaya çekiniyor. Çünkü uyardıkları anda aileyle uğraşmak zorunda kalıyorlar. Aileler de doğal olarak çocuklarını koruma içgüdüsüyle öğretmenle tartışıyor hatta kavga noktasına bile gelebiliyor. Bu da haliyle çocuklarda gerçekçi olmayan bir özgüven oluşturuyor. Sağlıklı sınırlar koyulmayan bir ortamda büyüyen çocuk, empatiyi ve saygıyı öğrenemiyor. Kendini eleştirilmez, dokunulmaz sanıyor. Aileler bu tutumlarını değiştirmezse, bu çocuklar ileride kendi ayakları üzerinde durmakta zorlanacak. Çünkü en küçük meselede bile ailesini arkasına almayı alışkanlık haline getiriyorlar. Bu da onların sorumluluk almasını, kendi sorunlarını çözmeyi ve gerçek hayatın gerektirdiği olgunluğu kazanmasını engellemeye devam ettirecek.