Yok dostum benim kafayı genellikle görmediği varlıklara inanlar yiyor o yüzden sen tedbirli ol bence.

Niye ki? Mesela bir bilgisayar programcısı, program yazarken onu yazanı ne kadar tanıyabilir yani? Onun için farklı boyut olur. Görünmeyen varlıklarla ilgili bir şüphem yok.

Ayrıca mesela kulaklarımız aslında yoktan ses var eder. Buradaki de çok ilginç bir bilgi. Herkes sanır ki titreşimler titriyor, beynin ilgili bölümleri o titreşimleri decode ediyor falan yalan onlar.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
İşte peygamber olmak veya mucize görmek gibi durumlar buradaki %15 olasılığa benzetilebilir. Avantaj sağlıyormuş gibi görünse de, aslında imtihanı kazanma potansiyelini etkilemiyor olabilir.
Ne demek istediğinizi anlıyorum. Mesajınızın tamamını okudum, mantıklı çıkarımlarınız var ama demek istediğim tam olarak anlaşılmadı zannediyorum, bu nedenle bu bölümü alıntılayıp cevap verdim.

Elbette etkilemez, buna itirazım yoktur katiyen. Peygamber döneminde mucize görmelerine rağmen inanmamayı tercih etmiş insanlar olabilir, kabul ediyorum ama konumuz bu değil. Peygamber olmanın avantaj sağlamasından ziyade bunca insan varken neden bazı insanların peygamber olarak görevlendirilmesinden bahsettim. Tanrı'nın "el-Adl" ismini lütfen göz önünde bulundurarak düşünün. Milyarlarca insan varken, 571 senesinde doğmuş bir insanın son peygamber olarak görevlendirilmesini ele aldığımızda adilsiz bir durum oluştuğunu görüyoruz. "Neden Hz. Muhammed peygamber de ben değilim?" sorusunun sorulması, buna müsaade edildiği ortamın oluşması demek, Tanrı'nın çok küçük veya anlamsız gözükse de adilsiz bir durumun içine dâhil olduğunu görüyoruz. Açıkçası Tanrı'nın adaleti bu düşünceyle ufak da olsa sarsılır, bu da birçok şeyi anlamsız kılıyor... Bu peygamber düşüncesi kulağa çocukça geliyor olabilir ama öte yandan mantıklı olduğu gayet aşikârdır, bu durumu anlayabilmemiz için bakış açımızı bayağı genişletmeli ve çok çok ince düşünmeliyiz diyeceğim ama asla yüzeysel düşünmediğinizden eminim doğrusu. Yazabileceğim fazlaca konu var ama çok uzun yazmama gerek olmadığını, bu şekilde yeterli ve anlaşılır olduğunu düşünüyorum.

Yanıtınız için teşekkür ediyorum. ☺️

Konuya daha fazla mesajımı bırakmak istemiyorum, siz yine de isterseniz yanıtınızı verebilirsiniz.
 
peygamber olarak görevlendirilmesinden bahsettim. Tanrı'nın "el-Adl" ismini lütfen göz önünde bulundurarak düşünün. Milyarlarca insan varken, 571 senesinde doğmuş bir insanın son peygamber olarak görevlendirilmesini ele aldığımızda adilsiz bir durum oluştuğunu görüyoruz. "Neden Hz. Muhammed peygamber de ben değilim?"
Peygamber baştan yalandır bir Tanrı neden 120 Bin peygamber gönderir, bu durumda şu an bir çok gavurun peygamber soyundan gelmiş olması lazım, bu da bir nevi torpil sayılır.

Adam Ateist bir Amerikalı ama soyu Arabistan’da bir peygamberden geliyor bu durumda bu ateist bizden daha avantajlıdır öbür dünyada.
 
Ne demek istediğinizi anlıyorum. Mesajınızın tamamını okudum, mantıklı çıkarımlarınız var ama demek istediğim tam olarak anlaşılmadı zannediyorum, bu nedenle bu bölümü alıntılayıp cevap verdim.

Elbette etkilemez, buna itirazım yoktur katiyen. Peygamber döneminde mucize görmelerine rağmen inanmamayı tercih etmiş insanlar olabilir, kabul ediyorum ama konumuz bu değil. Peygamber olmanın avantaj sağlamasından ziyade bunca insan varken neden bazı insanların peygamber olarak görevlendirilmesinden bahsettim. Tanrı'nın "el-Adl" ismini lütfen göz önünde bulundurarak düşünün. Milyarlarca insan varken, 571 senesinde doğmuş bir insanın son peygamber olarak görevlendirilmesini ele aldığımızda adilsiz bir durum oluştuğunu görüyoruz. "Neden Hz. Muhammed peygamber de ben değilim?" sorusunun sorulması, buna müsaade edildiği ortamın oluşması demek, Tanrı'nın çok küçük veya anlamsız gözükse de adilsiz bir durumun içine dâhil olduğunu görüyoruz. Açıkçası Tanrı'nın adaleti bu düşünceyle ufak da olsa sarsılır, bu da birçok şeyi anlamsız kılıyor... Bu peygamber düşüncesi kulağa çocukça geliyor olabilir ama öte yandan mantıklı olduğu gayet aşikârdır, bu durumu anlayabilmemiz için bakış açımızı bayağı genişletmeli ve çok çok ince düşünmeliyiz diyeceğim ama asla yüzeysel düşünmediğinizden eminim doğrusu. Yazabileceğim fazlaca konu var ama çok uzun yazmama gerek olmadığını, bu şekilde yeterli ve anlaşılır olduğunu düşünüyorum.

Yanıtınız için teşekkür ediyorum. ☺️

Konuya daha fazla mesajımı bırakmak istemiyorum, siz yine de isterseniz yanıtınızı verebilirsiniz.
İmtihanı kazanma koşullarından çok, imtihanın içerik ve tasarımındaki eksiklikleri ele aldığınızı sanıyorum. O halde, imtihanı kazanmayı etkilemeyen olumsuz durumları iifade etmek için adaletsiz yerine kusurlu sözcüğünü kullanmak daha uygun olabilir. Böylece imtihanı kazanma koşullarına atıfta bulunmadan, imtihanın içeriği, tasarımı ve estetik yönüne atıfta bulunulabilir.

İmtihan, içerik ve tasarım olarak kusurlu olsa bile -örneğin kötülüğün olduğu bir dünya, kötülüğün olmadığı bir dünyaya göre kusurlu görülebilir- kazanma koşulları bakımından adil olabilir. Elbette, kusur da Tanrı kavramıyla çelişir. Ancak bir şeyin adaletsiz olduğu objektif olarak daha güçlü bir şekilde ortaya konabilirken, kusurlu olduğu daha zayıf bir şekilde gösterilebilir. Çünkü kusur kavramı, adalet kavramına göre daha subjektiftir, yani kişiye göre değişen özelliktedir. Fakir bir ailede doğmanın, zengin bir ailede doğmaya göre kusurlu bir durum olarak görülme ihtimali, birinin hiçbir nedeni olmaksızın başka birini öldürmesinin adaletsiz olarak görülmesinden daha düşüktür.
 
Son düzenleme:
Cehennemin sonsuzluğu, tanrının iyiliğiyle çelişir.
Sınırlı bir yaşam süresinde işlenen geçici hatalar için sonsuz ceza, orantısız ve adaletsizdir.
Cennetin faydası, cehennemin zararından büyük olsa bile, sınırlı bir hata için sonsuz bir ceza verilmesi acımasız ve merhametsizdir.
İmtihan edilmenin iyiliği, sonucunda sonsuz ceza almanın adil ve doğru olduğu anlamına gelmez.
Dünyada işlenen kötülükler, sonsuz bir cezayı haklı çıkaramaz ve %90 olasılıkla 100 lira kazanılan bir çekilişte %10 olasılıkla 1 lira kaybetmek, bu örnekteki gibi adil bir karşılaştırma değildir.
İmtihanın zorunlu olması, insanların özgür iradelerini kısıtlar ve tanrının iyiliğiyle çelişir çünkü gerçek iyilik, özgürce yapılan seçimlerde yatar.
 
Peygamber baştan yalandır bir Tanrı neden 120 Bin peygamber gönderir, bu durumda şu an bir çok gavurun peygamber soyundan gelmiş olması lazım, bu da bir nevi torpil sayılır.

Adam Ateist bir Amerikalı ama soyu Arabistan’da bir peygamberden geliyor bu durumda bu ateist bizden daha avantajlıdır öbür dünyada.
Hocam çok yanlış ve aldatıcı bir bilgi bu.
 
Sınırlı bir yaşam süresinde işlenen geçici hatalar için sonsuz ceza, orantısız ve adaletsizdir.
Sınırlı yaşamda yapılan iyiliklere verilen sonsuz ödül, bu orantısızlığı ve adaletsizliği gidermez mi?
Cennetin faydası, cehennemin zararından büyük olsa bile, sınırlı bir hata için sonsuz bir ceza verilmesi acımasız ve merhametsizdir.
Çekiliş örneğinde, çekilişi yapan kişinin acımasız ve merhametsiz olduğu söylenebilir mi? Söylenemezse, çekilişi yapan kişi ve Tanrı arasında merhametli olma bakımından nasıl bir fark vardır?
 
Sınırlı yaşamda yapılan iyiliklere verilen sonsuz ödül, bu orantısızlığı ve adaletsizliği gidermez mi?
Sınırlı yaşamda yapılan iyiliklere verilen sonsuz ödül, cezanın orantısızlığını gidermez çünkü adalet, hem ödüllerde hem de cezalarda orantılı olmayı gerektirir. Sonsuz ödül veriliyor olması, sonsuz cezanın adil olduğu anlamına gelmez. Adalet, her iki uçta da aşırıya kaçmamakla sağlanır.
Çekiliş örneğinde, çekilişi yapan kişinin acımasız ve merhametsiz olduğu söylenebilir mi? Söylenemezse, çekilişi yapan kişi ve Tanrı arasında merhametli olma bakımından nasıl bir fark vardır?
Çekiliş örneği, ahlaki sorumluluk ve merhamet kavramlarını tam olarak yansıtmaz. Çekilişteki kayıp, geçici ve telafi edilebilir bir kayıptır. Ancak sonsuz ceza, telafisi olmayan, geri dönüşü mümkün olmayan bir durumdur. Çekilişi yapan kişinin niyeti ve sonuçları sınırlıdır, oysa tanrının eylemleri sonsuz ve kapsamlıdır. Tanrının sınırsız merhameti ve adaleti gereği, insanların geçici hataları için sonsuz cezalandırma mantıklı ve merhametli değildir. Tanrı, mutlak adalet ve merhamet sahibi olarak daha orantılı ve bağışlayıcı olmalıdır.
 
Sınırlı yaşamda yapılan iyiliklere verilen sonsuz ödül, cezanın orantısızlığını gidermez çünkü adalet, hem ödüllerde hem de cezalarda orantılı olmayı gerektirir. Sonsuz ödül veriliyor olması, sonsuz cezanın adil olduğu anlamına gelmez. Adalet, her iki uçta da aşırıya kaçmamakla sağlanır.

Çekiliş örneği, ahlaki sorumluluk ve merhamet kavramlarını tam olarak yansıtmaz. Çekilişteki kayıp, geçici ve telafi edilebilir bir kayıptır. Ancak sonsuz ceza, telafisi olmayan, geri dönüşü mümkün olmayan bir durumdur. Çekilişi yapan kişinin niyeti ve sonuçları sınırlıdır, oysa tanrının eylemleri sonsuz ve kapsamlıdır. Tanrının sınırsız merhameti ve adaleti gereği, insanların geçici hataları için sonsuz cezalandırma mantıklı ve merhametli değildir. Tanrı, mutlak adalet ve merhamet sahibi olarak daha orantılı ve bağışlayıcı olmalıdır.
Çekilişteki kayıp 1 lira yerine 10 bin lira olsaydı, sıradan bir çekiliş için yüksek bir kayıp olarak görülebilirdi. Ancak kazanç da 100 lira yerine 1 milyon lira olsaydı, kayıp hala yüksek görülür müydü?

İmtihan ile daha fazla benzerlik kurmak adına çekiliş örneğini biraz değiştirelim. Çekiliş birkaç genel kültür sorusu içersin. Sorulara verilen her doğru cevap, çekilişin kazancını belli bir miktar artırsın. Aynı şekilde, yanlış verilen cevaplar da kaybı orantılı olarak artırsın. Bu örnekteki genel kültür sorularına verilen yanlış yanıtlar, imtihandaki hatalara benzetilebilir. Çekilişten 15 bin lira kaybedilmesi halinde, birkaç genel kültür sorusuna yanlış yanıt verildiği için 15 bin lira kaybetmenin orantısız olduğu söylenerek çekilişin eleştirilmesi doğru olur mu?

Belki de orantının aranması gereken yer, genel kültür sorularına yanlış yanıt verme ve kaybedilen para miktarı arasında değil, çekilişin olası kazanç ve kayıp değerleri arasında olmalıdır. Çekilişin olası kazancının, olası kaybından yüz kat fazla olmasından dolayı, çekiliş olumsuz anlamda bir orantısızlık içermez.

Olası kazanç ve olası kayıp değerleri arasında çekilişe katılanlar lehine olan bu farktan dolayı, genel kültür sorularına yanlış yanıt verme ve kaybedilen para miktarı arasındaki orantısızlık, çekilişi yapan kişinin merhametsiz olduğunu göstermez. O halde cennetin faydasının cehennemin zararından büyük olması durumunda, sonlu hata ve sonsuz ceza arasındaki orantısızlık da Tanrı'nın merhametsiz olduğunu göstermez denebilir.
 
Peygamber olmak veya mucize görmek imtihanı kazanma olasılığıyla ilgilidir. Ancak imtihanı kazanma olasılığı herkes için eşitse, bu tür durumlar imtihanı kazanma bakımından avantaj sağlamayacaktır. Örneğin, üç tekrarlı bir çekiliş yapıldığını düşünelim. Çekilişe katılan herkes için üç tekrar uygulansın. Kazanma olasılıkları çekilişin birinci kısmında %10, ikincisinde %20 ve üçüncüsünde %30'dur. Bu olasılıkların toplamı %60'tır. Şimdi de toplam olasılık değişmeyecek şekilde, olasılıkları birincide %15, ikincide %15 ve üçüncüde %30 olarak yeniden düzenleyelim. Bu durumda toplam olasılık %60 olarak aynı kalır ve kimseye haksızlık edilmemiş olur. Buna göre çekilişin ilk halindeki %10 olasılık ile düzenlenmiş halindeki %15 olasılık arasında, avantaj elde etme bakımından bir fark olmayacaktır. İşte peygamber olmak veya mucize görmek gibi durumlar buradaki %15 olasılığa benzetilebilir. Avantaj sağlıyormuş gibi görünse de, aslında imtihanı kazanma potansiyelini etkilemiyor olabilir.
Hocam, argümanınız bilinmeyenli bir çekiliş için geçerlidir. Senin sonucu bilmemen, Tanrının da bilmediği anlamına gelmiyor. Çekiliş örneğindeki olasılıklar, çekilişi düzenleyen tarafından da bilinmiyor. Sonuçları ilk olarak çekilişi düzenleyenler öğreniyor olabilir ama çekilişi düzenleyenler tarafından çekilişe müdahale edilmiyor.

Önermen de hata var. Tanrı, insanın kaderine doğrudan müdahale ettiği anda imtihan insan için sona ermiştir. Çekilişte böyle bir olasılık yoktur.

Bahsettiğin önerme, Pascal'ın Kumarı'na daha yakın bir argümandır.

Yani;

  • Tanrı vardır.
  • Tanrı, iyi ve kötüyü yarattı.
  • Tanrı, iyiyi sonsuz ödüllendireceğini ve kötüyü günahlarına göre cezalandıracağını söyledi.
  • İyiliğin ve kötülüğün sonuçlarının karşılaştırılması.