Bu konuda size katılıyorum, fakat Tanrının diğer sıfatları kendiliğinden bu konuya dahil olmaktadır. Yani;

  • Tanrı vardır.
  • Tanrı, evreni yarattı.
  • Tanrı, dünyayı yarattı.
  • Tanrı, insanları yarattı.
  • Tanrı, insanları imtihan ediyor.
Bu önermeler, kendiliğinden çıkarım yapmaktadır. Şimdi;

"Tanrı, insanları yarattı." cümlesi, doğrudan
  • [(Memelilerin oksijene ihtiyacı vardır.) Λ (İnsan, memelidir.)] = (İnsanın oksijene ihtiyacı vardır.)
çıkarımı yapmaktadır. Tanrı, eğer insanı yarattıysa onun yaşaması gereken koşulları da sağlamak zorundadır. Yani, zaman algısı kendiliğinden gelişen bir durumdur. İstediğimiz kadar Tanrının her şeyi bilme sıfatını dışarıda bırakmak istesek de bu mümkün değildir.

Örneğin;

300 km hızla gelen bir F1 aracını durdurabilirim. Peki, nasıl? Vücudumun bu güç altında ezilmeyeceğini varsayarsak, bir süre sonra sürtünme etkisiyle birlikte zeminde hasar oluşacak ve ayaklarımı kullanarak zeminde delik açıp destek sağlayabileceğim kendime.

Peki, vücudumun bu güç altında ezilmeme ihtimali var mı?
Tanrı'nın iyiliğini göstermeden önce Tanrı'nın varlığını göstermek gerekir. Ancak konu Tanrı'nın varlığının gösterilmesiyle doğrudan ilgili değilse, Tanrı'nın var olduğu varsayılabilir. Söz gelimi, 300 km hızla gelen F1 aracını ezilmeyeceğimizi varsayarak nasıl durdurabileceğimizi göstermek isteyebiliriz. Bu varsayımın doğruluğunu konunun dışında tutmak yerinde olacaktır çünkü amacımız bu varsayımın doğruluğundan ziyade, bu varsayımın doğru olması halindeki çıkarımlarımızın doğruluğunu göstermektir. Ancak, elbette, çıkarımlarımız doğru olsa bile, varsayımımız yanlışsa, vardığımız sonuç geçerli olmaz.
 
Tanrı'nın iyiliğini göstermeden önce Tanrı'nın varlığını göstermek gerekir. Ancak konu Tanrı'nın varlığının gösterilmesiyle doğrudan ilgili değilse, Tanrı'nın var olduğu varsayılabilir. Söz gelimi, 300 km hızla gelen F1 aracını ezilmeyeceğimizi varsayarak nasıl durdurabileceğimizi göstermek isteyebiliriz. Bu varsayımın doğruluğunu konunun dışında tutmak yerinde olacaktır çünkü amacımız bu varsayımın doğruluğundan ziyade, bu varsayımın doğru olması halindeki çıkarımlarımızın doğruluğunu göstermektir. Ancak, elbette, çıkarımlarımız doğru olsa bile, varsayımımız yanlışsa, vardığımız sonuç geçerli olmaz.
Zaten biz bu ön kabulleri alarak tartışıyoruz. Burada bir sıkıntı yok.

Şimdi, F1 aracının çıplak elle durdurulması mümkün değildir. Bu yüzden varsayımsal olarak konuşuyoruz. Tanrı ise, 10 bin yıldır tartışılan ve adına çok fazla katliamlar yapılmış, "Ben peygamberim." diyenlerin arkasından milyarlarca insanı sürüklemiş bir kavram. Yani sen diyorsun ki, "Ben bu varsayımı yaptım. Mantıken doğru olup, olmaması önemli değil."
 
Zaten biz bu ön kabulleri alarak tartışıyoruz. Burada bir sıkıntı yok.

Şimdi, F1 aracının çıplak elle durdurulması mümkün değildir. Bu yüzden varsayımsal olarak konuşuyoruz. Tanrı ise, 10 bin yıldır tartışılan ve adına çok fazla katliamlar yapılmış, "Ben peygamberim." diyenlerin arkasından milyarlarca insanı sürüklemiş bir kavram. Yani sen diyorsun ki, "Ben bu varsayımı yaptım. Mantıken doğru olup, olmaması önemli değil."
Varsayımların doğruluğu önemsiz değil ancak ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü argümanın amacı varsayımların doğruluğunu göstermek değil, varsayımların doğru olması halinde cehennemin sonsuzluğunun Tanrı'nın iyiliğiyle çelişmeyeceğini göstermektir. Argümanın bu amacının dışına çıkmamak adına, Tanrı, kader, özgür irade vb. ilişkin sorunların konunun dışında ele alınmasının doğru olacağını ifade ettim. Bana göre burada asıl önemli olan, varsayımların doğruluğu değil, argümanın mantıksal geçerliliği ve sonlu suça verilen sonsuz cezanın tutarlılığı konusunda iyi bir argüman olup olmadığıdır.
 
"Hayır, metafizik üzerinden devam edelim."
Burada mantıktan konuşacaksak eğer daha maddenin gerçek halini ve boyutunu bilmiyoruz yani. Algırılarımızın ötesinde şeyler döndüğü için algılara inanarak gözlem yapmayı ancak algıladığımız dünyada yarar sağlayacağına kanaat getiririz. Dışarıdan bi' haberiz. İnanmayarak eline bir şey geçmez.
 
Burada mantıktan konuşacaksak eğer daha maddenin gerçek halini ve boyutunu bilmiyoruz yani. Algırılarımızın ötesinde şeyler döndüğü için algılara inanarak gözlem yapmayı ancak algıladığımız dünyada yarar sağlayacağına kanaat getiririz. Dışarıdan bi' haberiz. İnanmayarak eline bir şey geçmez.
Aaaa, bir yerden tanıdık geliyor ama... Nereden acaba? :rofl:

Maddenin halleri, deneyimlediğimiz gibidir. Atomu biliyorsak, her şeyi biliyoruzdur. Algılarımızın ötesinde döneni hesaplayarak ve teoriler üreterek tahmin edebiliyoruz. Metafizik, fizik değildir çıkış noktası bu olsa da..

İnanmayarak elime geçen şey ise bolca vakittir. "İnanıyorum ama acaba var mı lan?" diye kafamda kuracağıma, "İnanmıyorum, o zaman ibadetlere harcayacağım vakti, bana haz verecek şeylere harcayayım." demek beni rahatlatıyor.
 
Maddenin halleri, deneyimlediğimiz gibidir. Atomu biliyorsak, her şeyi biliyoruzdur.
Hic de bile. Gozlemlerle oradaki duzen gore isleyis saglariz. Tipki karincinin 2 boyutlu dunyaya uyum sagladigi gibi.

Bu yuzden senin algilarinin otesinde de bir sey var.

Misal atomu anlamak, algilarimizin otesinde. Oradaki isleyisi hesapliyorlar ama gercekte atom nedir tam olarak bilinmiyor.
 
Son düzenleyen: Moderatör:
Mükemmel adalet suçlular için dezavantajlıdır. Bu durum, bir şeyin hem mükemmel hem dezavantajlı olabileceğini göstermez mi?
Mukemmel diye bir sey evrende olmadigi gibi evrenin kendisi de mukemmel degildir ve mukemmel kelime anlami geregi kusursuz, dezavantaji veya herhangi bir zarari yok demektir.

Kendisine tapmalari icin zayif ve kusurlu canlilar yaratip onlara tapmamayi secmelerine sebep olabilecek irade verip tapmayanlari cezalandiran bir varlik basli basina ne mukemmeldir ne de kusursuzdur.