Burada ufak bir nüans farkı mevcut. O bildiri sadece sınırları belirliyor.
"Özgürlük" kavramı, her istediğini yapabileceğin anlamına gelmez. Tanrı bile sınırlı iken özgürlüğün sınırlarının olması şaşılacak bir şey değil.
Burada önemli olan sınır değil, evrensel olup olmaması. Bir yasa, bana da, sana da, Alman'a da, İtalyan'a da, Kürt'e de, Türk'e de eşitse sınır önemli değildir.
İçerisinde "savaş ganimet" adında koca bir ayet bulunan bir kitaptan eşitlik çıkacağına inanıyorsan daha fazla söze gerek yoktur. He ama tabi ki de içten içe bunu istiyor olabilirsin, orası ayrı.. İstemek ile inanmak arasında fark var.
Misal bildirideki madde 23 ve alt bentleri işveren ve işçi arasındaki sözleşmelerle, yaptırımlarla ya da işveren ve işçinin gönüllü ortaklığı ile sağlanabilir. Bunun için de çoğunlukla işverenin olası kârdan feragat etmesi gerekir. Ya da aynı sınıf içinde olup da hakkını arayanları baltalayan grev kırıcı tayfanın olmaması gerekir. Bunu istekler, arzular ve bunlarin kontrolü, toplumsal birlikteliğin gerekliliği noktasına çektiğimizde de nesnellik ortadan kalkıyor sanırım. Değerlerin tasnifi, bireyin eline düşebiliyor. İş biraz da manevi öğretilerin eline kalıyor.
İnsan, düşünen bir hayvan olarak sevgi, saygı, empati vb. duyguları "maneviyat" olarak nitelendirmektedir. Bizi diğer hayvanlardan ayıran bu olduğu için maneviyat devreye girer.
Birey, empati yeteneğini kullanarak kendinden küçük, güçsüz, acınası gördüğü başka bir bireye yardım etme eyleminde bulunabilir. Yardım etme eyleminde bulunan kişi, kendisinin de aynı pozisyonda olabileceğini bilmektedir.
Ne demiştik, %100 doğru bir sistem yoktur. Bu yüzden bu bildiri, insanın temel hak ve özgürlüklerini belirtir. Daha sonrasında da ülkelerin kanunları tarafından desteklenmelidir.
Sorun, inandığın kitabın sana göre zaten en yüksek mevkiden emrediliyor olması ve değiştirilemeyeceğidir. Ama baktığımızda evrensel olarak nitelendirdiğimiz hukukun, daha iyi hale getirilebiliyor olmasıdır.