Şu aralar çok fazla iç içeyim metafizikle, nedense.. Tanrıyı da sevmiyorum halbuki.

Pisagor, Platon, İbn Sina, Farabi, İbn Rüşd, David Hume, Leibniz gibi isimlere bakarken şunu fark ettim;

Bilgi, her şeyin ötesindedir.
Yani, "BİLGİ" her şey önce vardı. Tanrıya atfedilen "yaratma" kavramının, zaruri olarak Bilginin içinde olduğu durumu vardır. Tanrı, yaratma kavramını bilmeden nasıl yaratma eylemini gerçekleştirebilir? Tanrının bu eylemi gerçekleştirebilmesi için bu eylemin Tanrıdan önce veya Tanrıyla beraber var olması gerekiyordur.

Çelişmezlik ilkesine göre Tanrı, eğer yaratılmadıysa yaratma bilgisine sahip değildir. Çünkü, yaratma eylemini bilmeden Bilgiyi yaratamazsın. Bilgi, Tanrı öncesi var olmalıdır ki, yaratma eylemi gerçekleştiren tarafından bilinsin.

Ya da bir ikinci seçenek; Tanrı denilen, bilginin kendisidir. Ki ontolojik kanıtlar da bu minvalde dönüyor.
 
Allah denildi mi ezelî ve ebedî olan, bütün sıfatları sonsuz kemalde bulunan Ehad ve Samed bir zat anlaşılır. Böyle bir zat ise yaratılmaktan münezzehtir. Zira yaratılan her şey hâdistir, fanidir ve bütün sıfatları sınırlıdır. Bu soruda mahluk sıfatlarının yaratıcıya isnat edilmesi gibi açık bir tezat vardır.
Allah doğmak ve doğrulmak gibi mahluklara ait sıfatlardan uzaktır. Çünkü onun ne başlangıcı, ne de sonu vardır. Evet o, vardı ve ondan başka hiçbir şey yoktu. Ezelî ve ebedî olan Allah’ın bir başkasının tesiriyle vücuda geldiği nasıl düşünülebilir?
Kendisi mantıksız bir sorudur.
 
Ya da bir ikinci seçenek; Tanrı denilen, bilginin kendisidir. Ki ontolojik kanıtlar da bu minvalde dönüyor.
Bilginin Tanrı olma gibi bir ihtimali yoktur. Nedeni ise, Bilginin kitaptaki art arda gelen sözcükler gibi bir dizilim olmasından farksızdır. Bilgi, çıkarımdır.

Bilginin herhangi bir amacı yoktur. O zaman yaratma eylemini gerçekleştirmesi için de bir sebebi yoktur. Tanrının varlığını kabul ederek cevap veriyorum, "Tanrı, cennet-cehennemi bir sebebin sonucu olarak yaratmıştır." Bilgi için burada bir sebep yoktur. Tanrının sebebi, kötü ve iyiyi ayırmak iken Bilgi için kötü veya iyi kavramı yoktur. Bilgi sadece bilgidir.

Kelâm ilminde "vücûd" denilen bir kavram var. Bu kavram, hem bilgi olarak var olma hem de fiziken var olma anlamına geliyor. İşte burada BİLGİ, yaratma eylemini gerçekleştirecek bir iradeye sahip değildir.
 
Son düzenleme:
Bilginin Tanrı olma gibi bir ihtimali yoktur. Nedeni ise, Bilginin kitaptaki art arda gelen sözcükler gibi bir dizilim olmasından farksızdır. Bilgi, çıkarımdır.

Bilginin herhangi bir amacı yoktur. O zaman yaratma eylemini gerçekleştirmesi için de bir sebebi yoktur. Tanrının varlığını kabul ederek cevap veriyorum, "Tanrı, cennet-cehennemi bir sebebin sonucu olarak yaratmıştır." Bilgi için burada bir sebep yoktur. Tanrının sebebi, kötü ve iyiyi ayırmak iken Bilgi için kötü veya iyi kavramı yoktur. Bilgi sadece bilgidir.

"Mutlak bilgi" dediğimiz bir nüans, burada noktayı koymak için vardır. Şeylerin tanımları. Tanım olmadan, bilginin bir anlamı yoktur ki idrak ya da anlak gereklidir.

Bu durumda, bilgi iradeye muhtaçtır ki irade yoksa, bilginin değeri yoktur.

Tabii ki "irade, zorunluluk mudur?" sorusu doğacaktır. Ortada, bir irade sorunu olduğu da açıktır.
 
Son düzenleme:
"Mutlak bilgi" dediğimiz bir nüans, burada noktayı koymak için vardır. Şeylerin tanımları. Tanım olmadan, bilginin bir anlamı yoktur ki idrak ya da anlak gereklidir.

Bu durumda, bilgi iradeye muhtaçtır ki irade yoksa, bilginin değeri yoktur.
Tanım, iradeye sahip olanın bilgiyi kategorize etmesinden ibarettir. Tanım olmasa bile BİLGİ oradadır. Herhangi bir değeri olmasına gerek yoktur.

Değerli olması da, bir iradenin Bilgiyi kategorize etmesinden dolayıdır.

Örnek verecek olursak,

"Toprak, arabanın geçeceği kadar sert." bilgisi, o an da belirtilen toprağın yakınında araba süren kişiler için geçerlidir. Benim için hiçbir değeri yoktur. Benim için değerinin olmaması, o çıkarımı Bilgi dışına çıkarmaz.

Bir an için kendimi Matrix'te sandım. Şimdi tam sırası:

 
Tanım, iradeye sahip olanın bilgiyi kategorize etmesinden ibarettir. Tanım olmasa bile BİLGİ oradadır. Herhangi bir değeri olmasına gerek yoktur.

Değerli olması da, bir iradenin Bilgiyi kategorize etmesinden dolayıdır.

Örnek verecek olursak,

"Toprak, arabanın geçeceği kadar sert." bilgisi, o an da belirtilen toprağın yakınında araba süren kişiler için geçerlidir. Benim için hiçbir değeri yoktur. Benim için değerinin olmaması, o çıkarımı Bilgi dışına çıkarmaz.

Bir an için kendimi Matrix'te sandım. Şimdi tam sırası:



Bana da aslında aynı şeyleri, farklı noktalardan söylüyoruz gibi geliyor.

Verdiğiniz örnekteki lokalliği kıracak olanı aramak gerekiyor galiba. Tanrı ise bunun ötesinde bir yerlerde, sadece bizim çırpınışlarımıza değer biçiyor.
 
Tanrı ise bunun ötesinde bir yerlerde, sadece bizim çırpınışlarımıza değer biçiyor.
Bunu yazdınız ve "cevapla" tuşuna tıkladınız. Bunu gönderdikten sonra bir an da herkesin kaybolduğunu düşünün. Yazdığınız yazının varlığı bir bilgidir ama....

Sizin için yazdığınız yazı, Tanrı tarafından değerlendirilecek. Bu yazıyı yazarken ki niyetiniz, duygularınız.. Ama Tanrı için bile bu bir kategorize edilmiş bir çıkarımdır.

Bu arada Tanrıya kötü sözler kullandım yazınızı okuduğumda. Ama neyse, bu da sadece bir bilgi.. :cool:
 
Son düzenleme:
Sizin için yazdığınız yazı Tanrı tarafından değerlendirilecek. Bu yazıyı yazarken ki niyetiniz, duygularınız.. Ama Tanrı için bile bu bir kategorize edilmiş bir çıkarımdır.

Bunu, insan üstü bir bilince ihtiyaç olarak da degerlendirebiliriz. Bunda bir beis görmüyorum. Zaten bir şekilde mevzu değerlendirme (daha spesifik olsun diye adalet diyelim) olduğunda, insan bir şekilde gücü nispetinde desteğe ihtiyaç duyabilmektedir.

Felsefe konusunda her daim atlanılan noktanın, insanın yaşadıklarına karşı olan tutumunun göz ardi edilmesi olduğunu düşünüyorum.

Basit örnekle; sokakta kendinden güçlüye karşı ses çıkaramayan insanın, Tanrı'yı sorgulaması gerçek değildir. Birinin etkisi bellidir, diğeri zamana yayılmıştır. Ama insan; eyvallahı olanı yüceltirken, Tanrı'yı sorgulayabilmektedir. Sorgulamadaki eşitsizlik açık ve çıkarımlarında keyfi olmayacağının garantisi yoktur.

Bu arada Tanrıya kötü sözler kullandım yazınızı okuduğumda. Ama neyse, bu da sadece bir bilgi.. :cool:

Niyetimden şüphem yok ve kelimenin peşinde olacak olan da Tanrı değildir. İçtekini bilir.
 
Son düzenleme:
Felsefe konusunda her daim atlanılan noktanın, insanın yaşadıklarına karşı olan tutumunun göz ardi edilmesi olduğunu düşünüyorum.
Burada şu an politikayla uğraşmıyoruz ki. Burada mantıktan söz ediyoruz. Kimin ne düşündüğü, benim ne düşündüğüm mantığı ilgilendirmez. Yaklaşık bir saattir tartışıyoruz ve bunların hepsinin kategorize edilmiş çıkarım olduğunu söylüyorum.

Basit örnekle; sokakta kendinden güçlüye karşı ses çıkaramayan insanın, Tanrı'yı sorgulaması gerçek değildir. Birinin etkisi bellidir, diğeri zamana yayılmıştır. Ama insan; eyvallahı olanı yüceltirken, Tanrı'yı sorgulayabilmektedir. Sorgulamadaki eşitsizlik açık ve çıkarımlarında keyfi olmayacağının garantisi yoktur.
Burada yapılan eylemin, sürece gelen evrimsel psikolojik bir davranış olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Birey, bir canlı olarak önce kendi çıkarlarını düşünmelidir. Korku da bunlardan bir tanesidir. Korku güdüsü, canlının hayatta kalmasını sağlayacak bir eylemdir.

Ama burada bir çıkarımı değil, mantığı konuştuğumuzu tekrar, tekrar, tekrar, tekrar ve tekrar söyleyeceğim.

Senin çıkarımına dönecek olursak, bu çıkarım bir dindar için geçerlidir. Dindara göre güçlü olan da olmayan da Tanrı tarafından var olmuştur. Sana göre vicdanı rahat olan dindar birey Tanrıyı sorgulayabilir.

Bu benim gibi dindar olmayan birisi için geçerli değil. Benim için dindar olanın dindar olamayana bakış açısıdır. Çünkü dindar, dindar olmayana Tanrının sözü diyerek bu davranışı sergiler.
 
Burada şu an politikayla uğraşmıyoruz ki. Burada mantıktan söz ediyoruz.

Mantık da insan varsa vardır, yoksa yoktur. O vakit insan bilincinin mantığı değerlendirme usulleri de mantığın alanına girmektedir.

Ama burada bir çıkarımı değil, mantığı konuştuğumuzu tekrar, tekrar, tekrar, tekrar ve tekrar söyleyeceğim.

Zaten mantığı konuşuyoruz ve görülmesi, onaylanması ya da istenilmesi gereken de bu ifadenizdir;

Birey, bir canlı olarak önce kendi çıkarlarını düşünmelidir.

Ayrıldığımız nokta da burası sanırım. Öncelik; ben doğru isem, yaşamamın sürekliliğinin sağlanmasıdır. Ama dünyada böyle bir yaşam şekli yok ve olmayacak. Ayrıca duyulan tüm sıkıntılar da bu noktada açmaza ulaşacak.