Mantık da insan varsa vardır, yoksa yoktur. O vakit insan bilincinin mantığı değerlendirme usulleri de mantığın alanına girmektedir.

Bir zamanlar şundan bahsetmişim:
Tanım olmasa bile BİLGİ oradadır. Herhangi bir değeri olmasına gerek yoktur.
İrade olmasa bile o bilginin dışına çıkabileceğin anlamına gelmiyor. "2+2=5'dir." ya da "Köşeli bir daire çizdim." diyemezsin.

Bu sınırlara Tanrı da tabiidir. Tanrı, insanları yaratıp, sonrasında "Ben insanları yaratmadım." diyemez. Mantığa aykırıdır. Zaten bunu sizinle kader ve özgür iradeyle ilgili başka bir konuda tartışmıştık.

Ayrıldığımız nokta da burası sanırım. Öncelik; ben doğru isem, yaşamamın sürekliliğinin sağlanmasıdır. Ama dünyada böyle bir yaşam şekli yok ve olmayacak. Ayrıca duyulan tüm sıkıntılar da bu noktada açmaza ulaşacak.
İnsanların var olmadığını yani özbilince sahip canlıların olmadığını varsayalım.

Bir aslan, bir ceylan, bir zebra, bir kurt düşünün. -belgesellerde izlediğiniz canlılar aklınıza gelsin.- Kendisine, kendisinden daha güçlü bir yırtıcı saldıran anne, yavrularını koruyabildiği kadar koruyacaktır. Ama bunun da bir sınırı vardır. Yavrusunu-yavrularını- koruyamayacağını bilen anne, oradan uzaklaşır. Çünkü onun için birincil faktör, neslinin devamıdır. Kendisi, yeni yavrular doğurabilir.

Ama sen, insan bilincini doğanın kendisinden görüyorsun. Doğa, insan bilincini yaratsa bile bu bilinç, kendisi harici geriye kalan tüm canlılardan farklıdır. En yakın akrabamız şempanzelerden bile.

Tüm canlılar, sadece hayatta kalıp neslini sürdürme bilgisine sahipken bizler, burada felsefe yapıyoruz, bilgisayarda oyun oynuyoruz, skydiving yapıyoruz, sinemaya gidiyoruz vs vs...

Sevdiğim bir dizi karakterinin tiradı var:

 
İrade olmasa bile o bilginin dışına çıkabileceğin anlamına gelmiyor. "2+2=5'dir." ya da "Köşeli bir daire çizdim." diyemezsin.

Bu sınırlara Tanrı da tabiidir.

Sınırı belirleyen, Tanrı değil mi?

Bir aslan, bir ceylan, bir zebra, bir kurt düşünün. -belgesellerde izlediğiniz canlılar aklınıza gelsin.- Kendisine, kendisinden daha güçlü bir yırtıcı saldıran anne, yavrularını koruyabildiği kadar koruyacaktır. Ama bununda bir sınırı vardır. Yavrusunu-yavrularını- koruyamayacağını bilen anne, oradan uzaklaşır. Çünkü onun için birincil faktör, neslinin devamıdır.

Doğa tabii ki anlayışta etkiye sahiptir lakin iş kurallar olunca doğal yaşantının bir değer taşımadığını düşünüyorum ki timsahların yavrularını yemesi herhangi bir canlının kendi yavrusunu yemesini meşrulaştırmaz.

Sevdiğim bir dizi karakterinin tiradı var:

İnanırmısınız bilmiyorum lakin insanın Tanrı'yı altetme düşüncesinin ürememekten geçtiğini bir 15 sene önce düşünüyordum. Sonra ise Tanrı'nın aslında, "her ne yapıyorsan, kontrolünce ya da gücünce yap" dedığini fark ettim. Ve sorun; Tanrı değildi, insandı.
 
Son düzenleme:
Sınırı belirleyen, Tanrı değil mi?
Sınırı belirleyen Tanrı olsaydı, sınıra tabii olmazdı.

Sevgili Ehl-i Sünnet vel'Cemaat kardeşlerimizin hep söylediği bir laf vardır, "Allah, zamana ve mekana tabii değildir." Bu cümle mantığa aykırı olmayabilir. Eğer Allah, İbrahim'e gökten koyun indirdiyse, o koyun uçarak da gelmiş olabilir. Ama sorun, koyunun uçabiliyor olması mı, yoksa köşeli bir daire mi mantığa daha aykırıdır?

TANRININ
İnsanları yaratması / İnsanları yaratmaması
Her iki seçimde mantığa aykırı değildir. Ama bir seçimin yapılıp, diğerinin belirtilmesi çelişki yaratır. Herhangi bir iradenin doğru bir bilgi vermesi için çelişkiye düşmemesi gerekir. Bu da bu sınırlar içinde var olması zorunludur.

Ama yanlış olan-yani, Tanrının insanları yaratıp, "yaratmadım." demesi-, sadece bir bilgidir. Oradadır, mantık dışıdır, doğru olmak zorunda değildir ve hiçbir iradeyi bağlamaz.

Doğa tabii ki anlayışta etkiye sahiptir lakin iş kurallar olunca doğal yaşantının bir değer taşımadığını düşünüyorum ki timsahların yavrularını yemesi herhangi bir canlının kendi yavrusunu yemesini meşrulaştırmaz.
Kurallar, senin etik olarak gördüğün ve senin sevmediğin davranışların bütünüdür. Timsahın ise böyle bir kaygısı yoktur. Timsah, bir batında 35-50 yumurta üretir ve 35-50 yavrunun hepsi hayatta kalmaz. Bunun nedeni, timsahın geliştirdiği davranışlardır. Eğer timsah yavrusunu yemese ya da yavruları yumurtadan çıktıktan sonra kendi hayatına dönmeyip bütün yavrularını büyütse, avlanma alanında daha fazla boğaz olacak ve kendi payına düşen yiyecek miktarı azalacaktır.

Her canlının kendi türüne has üreme, paylaşma, büyütme biçimi vardır. Bunların hiçbiri bizim için etik değer oluşturamaz.

İnanırmısınız bilmiyorum lakin insanın Tanrı'yı altetme düşüncesinin ürememekten geçtiğini bir 15 sene önce düşünüyordum. Sonra ise Tanrı'nın aslında, "her ne yapıyorsan, kontrolünce ya da gücünce yap" dedığini fark ettim. Ve sorun; Tanrı değildi, insandı.
İnsan, her zaman bir sorundu. Buna katılıyorum. Ama Tanrının yaratırken, insanın bu kadar çığırından çıkacağını bilmediğini mi varsayıyorsun?
 
Hocam oyun gibi düşünün, atıyorum açık dünya oyunu yaptınız, oyunun içinde binlerce karakter var ama sizin oyunla alakanız yok çünkü oyunu yapan sizsiniz, aynı şekilde biz bu evreni yaşıyoruz ve Allah bizim yaşadığımız dünyada sadece kaderimizi belirliyor.