Mali Demokratoğlu
Yetkin
- Katılım
- 3 Ocak 2024
- Mesajlar
- 298
- Beğeniler
- 245
Mantık da insan varsa vardır, yoksa yoktur. O vakit insan bilincinin mantığı değerlendirme usulleri de mantığın alanına girmektedir.
Bir zamanlar şundan bahsetmişim:
İrade olmasa bile o bilginin dışına çıkabileceğin anlamına gelmiyor. "2+2=5'dir." ya da "Köşeli bir daire çizdim." diyemezsin.Tanım olmasa bile BİLGİ oradadır. Herhangi bir değeri olmasına gerek yoktur.
Bu sınırlara Tanrı da tabiidir. Tanrı, insanları yaratıp, sonrasında "Ben insanları yaratmadım." diyemez. Mantığa aykırıdır. Zaten bunu sizinle kader ve özgür iradeyle ilgili başka bir konuda tartışmıştık.
İnsanların var olmadığını yani özbilince sahip canlıların olmadığını varsayalım.Ayrıldığımız nokta da burası sanırım. Öncelik; ben doğru isem, yaşamamın sürekliliğinin sağlanmasıdır. Ama dünyada böyle bir yaşam şekli yok ve olmayacak. Ayrıca duyulan tüm sıkıntılar da bu noktada açmaza ulaşacak.
Bir aslan, bir ceylan, bir zebra, bir kurt düşünün. -belgesellerde izlediğiniz canlılar aklınıza gelsin.- Kendisine, kendisinden daha güçlü bir yırtıcı saldıran anne, yavrularını koruyabildiği kadar koruyacaktır. Ama bunun da bir sınırı vardır. Yavrusunu-yavrularını- koruyamayacağını bilen anne, oradan uzaklaşır. Çünkü onun için birincil faktör, neslinin devamıdır. Kendisi, yeni yavrular doğurabilir.
Ama sen, insan bilincini doğanın kendisinden görüyorsun. Doğa, insan bilincini yaratsa bile bu bilinç, kendisi harici geriye kalan tüm canlılardan farklıdır. En yakın akrabamız şempanzelerden bile.
Tüm canlılar, sadece hayatta kalıp neslini sürdürme bilgisine sahipken bizler, burada felsefe yapıyoruz, bilgisayarda oyun oynuyoruz, skydiving yapıyoruz, sinemaya gidiyoruz vs vs...
Sevdiğim bir dizi karakterinin tiradı var: