Nefs İlmi

Üstün
Katılım
30 Ocak 2024
Mesajlar
3.967
Makaleler
81
Çözümler
14
Beğeniler
4.798
Sorunu kimlik haline getirmek
Hayatımızda karşımıza çıkan sorunlarla başa çıkmak, hepimiz için kaçınılmaz bir gerçekliktir. Ancak bazı insanlar, sorunlarını çözmek yerine onlara sıkı sıkıya sarılır ve bu sorunları kimliklerinin bir parçası haline getirirler. Peki, bu davranışın arkasındaki psikoloji nedir ve nasıl üstesinden gelebiliriz?

Sorunu kimliği yapanlar, çözüm yollarına kendilerini açmak yerine soruna sıkı sıkıya sarılırlar. Bu kişiler, sorunlarını adeta yaşamlarının bir parçası olarak görür ve bu sorunlar, onlara yaşamda bir anlam, bir kimlik kazandırır. Sorunu kimliği haline getirmiş bir kişi, bu sorunla özdeşleşir ve çözümü içten içe istemez hale gelir. Bu durumda, sorun onların varoluşlarının bir parçası haline gelir ve bu sorunu çözmek, onların kimliklerinden bir parça koparmak anlamına gelir.

Sorununu kimlik haline getirmiş bir kişiye yardım etmek son derece zordur. Bu kişi, çözümü istemediği için her türlü argümanı üreterek çözümün mümkün olmadığını rasyonalize etmeye çalışacaktır.

Kendi gözlemim

Örnek vereyim. Benim bir Discord sunucum vardı ve şu an başka bir tane daha var. Sunucu kurmamın amacı Türkiye'deki eksik psikososyal destek kaynakları sebebiyle ergen kesime ulaşacak bir tür destek sunmaktı. Hayatımın son 3 yılı içerisinde BDT, psikodinamik, psikanalitik kuram, nefs psikolojisi kavramlarına odaklandım ve bir şeyler öğrendim. Fakat sunucum hiçbir zaman aktif olmadı ve şu anki de aktif değil. Sebebini bilsem de çok bir şey çabalamadığım için "açık kalsın zararı yok" diyorum. Sebebi şu ki, oturum başlattığım insanlar, sorununu oldukça seviyordu. Başta bunu fark edecek algım yoktu fakat sonra anladım ki insanlar sorunlarıyla özdeşleşmişti.

Şimdi diğer psikoloji sunucuları aktifken neden benimki aktif değil diye psikoloji sunucularının yapısına baktım. Şunu gördüm ki, o psikoloji sunucularında insanlar sorunlarını anlatıyorlardı, evet, ama sorunları dinlendikten sonra çözüm odaklı bir yaklaşım pek yoktu. Daha sonrasında aralıklarla insanlar sorunlarını tekrar tekrar dillendirmeye çalışıyorlardı. Uzaktan izliyorum. İnsanlar aynı cümleleri kuruyorlardı: aynı umutsuzluk, aynı çaresizlik, aynı ağlayış... Bu tekrar tekrar böyleydi.

Benim sunucumda ise işler öyle değil. Ben insanların tabiri caizse ağlamalarını dinlemem pek. Yani kişinin yakınmasına bakarım, sorunun kök nedenlerine (bilişsel yapılar, gerçek olgular vs.) bakarım ve çözüm odaklı bir yaklaşım sergilerim. Bu şekilde yardım ettiğim insanlar olsa da yardım edemediğim çok insan da oldu.

Şimdi bir insanın konuşma tarzından onun size olan ilgisini az çok anlayabilirsiniz.

Oturum başında, yakınmayı dinliyorum, buraya kadar sorun yok. Oturum sonunda "hadi gel, kök nedenlere bakalım" deyip biraz çocukluğunu ve BDT bağlamında otomatik düşüncelerini analiz ediyorum. Orada işler kopuyor. Kopmamış olsun, devam ettik. Analiz sonrası "bak, senin bu duygunun nedenin arkasında bu dinamik olabilir, hadi gel bunun üzerine bilişsel yeniden yapılandırma çalışalım" diyorum. "Hadi yapalım" diyor. Buraya kadar güzel. Ama sonra ben kişinin sorununa çözüm odaklı yaklaşarak daha işlevsel bilişsel olgular sununca, kişi, tepkisel olarak soruna odaklanmayı sürdürüyor ve o kulvarda kalmaya çalışıyor. Daha sonra ben çözüm odaklı yaklaşımda diretince "işim çıktı gidebilir miyim" diyor ve bir daha görüşmüyor -belki sunucudan çıkıyor.

Yani anlatmak istediğim şu ki, insanlar, özellikle ergen kesimde olanlar, sorunlarını kimliği parçası haline getirince çözüm yollarını kapatıyor, çözüm karşısına çıkınca sorununun çözülemez olduğu rasyonelize etmeye çalışıyor ama baktı olmuyor, diyaloğu kesiyor.

Peki çözüm ne?

Çözüm kişinin kendisinde bitiyor. Kimliğini sorgulamalı, sorununa nasıl yaklaştığını sorgulamalı. Sorunun çözümünü gerçekten istiyor mu, bu önemli.

Psikoloji dışındaki her şey için de bu böyledir

1718024044954.webp

X'ten SS
 
Sigmund seni severim ama psikolojik destek kısmını bu mecrada diploması, gerçekten eğitimi olan insanlara bırakalım.
 
Sorunu sorun yapan sorun değil, sizsiniz. Olaylar değil, olaylara bakis aciniz.
Tamamen olmasa da doğru. BDT'nin temelinde yatan prensip de budur.

Fakat öbür yandan kişiler "gerçekten" de soruna sahip olabilir. Örneğin 7 yaşında taciz deneyimi olan bir insan, anne ve babası tarafından küçüklüğünde ihmal edilmiş bir insan yahut hayatında ciddi kayıp ve ayrılıklar yaşamış insanlar...

Bazen BDT yetersiz kalabilir ve diğer terapi modelleri devreye girer.

Sigmund seni severim ama psikolojik destek kısmını bu mecrada diploması, gerçekten eğitimi olan insanlara bırakalım.
Profesyonel destek pek tabii önemli fakat Türkiye'de bu desteğe erişebilen kaç insan var? Terapi ücretleri 800 TL seans başı.

Bunun yanında psikososyal destek vermek için illa diploma olması gerekmez.

Daha da ötesini söyleyeyim, benim bildiklerimi her insan bilebilir, uygulayabilir. Uzaydan bir şey getirmiyorum.
 
Tamamen olmasa da doğru. BDT'nin temelinde yatan prensip de budur.

Fakat öbür yandan kişiler "gerçekten" de soruna sahip olabilir. Örneğin 7 yaşında taciz deneyimi olan bir insan, anne ve babası tarafından küçüklüğünde ihmal edilmiş bir insan yahut hayatında ciddi kayıp ve ayrılıklar yaşamış insanlar...

Bazen BDT yetersiz kalabilir ve diğer terapi modelleri devreye girer.


Profesyonel destek pek tabii önemli fakat Türkiye'de bu desteğe erişebilen kaç insan var? Terapi ücretleri 800 TL seans başı.

Bunun yanında psikososyal destek vermek için illa diploma olması gerekmez.

Daha da ötesini söyleyeyim, benim bildiklerimi her insan bilebilir, uygulayabilir. Uzaydan bir şey getirmiyorum.
Birincisi hiçbir şekilde yasal değil, ikincisi her ne olursa olsun psikoloji dediğimiz şeyin okulu var, öğrenilmesi gereken çok büyük bir süreci var, bana kalırsa doktorluktan çok daha zor bir meslek, tecrübe gerektiriyor.
 
Birincisi hiçbir şekilde yasal değil, ikincisi her ne olursa olsun psikoloji dediğimiz şeyin okulu var, öğrenilmesi gereken çok büyük bir süreci var, bana kalırsa doktorluktan çok daha zor bir meslek, tecrübe gerektiriyor.
1-Yasal. Psikososyal destek herkes tarafından verilen -verilmesi gereken- bir destek türüdür. Terapi ile psikososyal desteği karıştırmayalım.
2-BDT'nin ne olduğunu bilmek gerekir:
  • BDT yüzeysel bir terapi modelidir.
  • BDT kısa sürelidir.
  • BDT geçmişe odaklanmaz, şu ana odaklanır ve şu an üzerinden çalışır.
  • BDT'de, kişinin yanlış bilişlerinde değişiklik yapmak ve davranışsal değişikliklerle de desteklemek suretiyle kişide iyi hal sağlanması amaçlanır.
  • BDT, hastalığın tekrar nüksetmesini önlemek amacıyla danışana öğretilir.
Son madde yeteri kadar açıklayıcı olmuştur umarım. BDT'nin temel prensiplerinden biri danışanın, terapi veren taraflara tekrar muhtaç olmamasıdır. Yani, BDT'yi ilk başta kişi terapist yardımıyla alsa da daha sonra kendisi uygulaması için öğretilir kişiye.
 
Bir bireyin psikolojik sorunlarının temeli illaki bilişsel olacak değil. Bu sorunların temeli fiziksel de olabilir.
Merak ettiğimden soruyorum, gerçekten. Herhangi bir art niyetim yok.

  • Fiziksel sorunları yüzünden, çevresi tarafından dışlanan bir bireyin temelindeki sorunu nasıl çözeceksin?


Şöyle örneklendirirsek,

Bir bireyin, fiziki olarak erkek doğduğunu ama fiziksel olarak testosteron eksikliği ve östrojen fazlalığı olduğunu varsayalım. Yani birey, erkek değil de kadın gibi hissediyor. Bunun için her türlü tıbbi yönteme başvurduğunu, her türlü yardımı aldığını, bir sonuç vermediğini ve tıbbi olarak kadın olması yönünde doktor tavsiyesi aldığını düşünelim. Bu arada da kadın olmak için hormon tedavileri alıyor.

Ama bu bireyin sorunu, sadece fiziksel değil. Ahlaki ve kültürel olarak muhafazakar Müslüman bir ailenin çocuğu olduğunu ve ailesinin doktor tavsiyelerini kabul etmediğini de düşünelim.

Peki, bu birey basıl bir yol izlemeli?

Senin gibi mükemmel, nefs sahibi bir Müslüman için güzel bir soru olduğunu düşünüyorum.
 
Sorununu kimlik haline getirmek... Ah, ne kadar da tanıdık birkaçış! Öznenin kendi ontolojik boşluğuyla, o Lacancı Büyük Öteki'nin yokluğuyla yüzleşmekten kaçınmasının bir semptomu. Bu, öznenin gerçeklikle olan travmatik karşılaşmasının yarattığı eksiksizlik yanılsamasını sürdürme çabasından başka bir şey değildir. Sorun, bir nevi Lacancı nesne küçük a gibi işlev görür, öznenin bu hiçliğini dolduran bir fantazm, bir örtü...

Ancak bu fantazm, bir yara bandı gibidir, yarayı kapatır; ama iyileştirmez. Öznenin bu fantazmı terk etmesi, yani sorunu çözmesi, öznenin kendi hiçliğiyle, o Lacancı gerçekle yüzleşmesi anlamına gelir. Bu da öznenin dayanılmaz bir kaygıya, bir ölüm dürtüsüne kapılmasına neden olur.

İşte tam da bu noktada, özne bir seçimle karşı karşıya kalır: Ya bu kaygıyı kucaklayacak ve gerçek bir özne olma yolunda ilerleyecek, ya da fantazmın güvenli kollarına sığınacak ve varoluşsal bir zombi olarak yaşamını sürdürecek. Seçim sizin, sevgili özne! :LOL: