"Tanrı nasıl oldu?" sorusunu ele alırken, öncelikle Tanrı'nın doğasını ve varoluşunu anlamak önemlidir. Geleneksel teistik anlayışa göre Tanrı, zaman ve mekanın ötesinde olan, ezeli ve ebedi bir varlıktır. Bu kavramlar üzerinden düşündüğümüzde, Tanrı'nın varoluşu bizim algıladığımız nedensellik, zaman ve mekan çerçevelerinin dışında yer alır. İşte bu sebeple, Tanrı'nın "nasıl" veya "ne zaman" olduğu soruları, insan aklının kavrayışıyla sınırlı olan zaman-mekan bağımlı varlıklar için geçerlidir, ancak Tanrı için değil.
Zaman ve mekan, evrenin ve içindeki her şeyin bağlı olduğu boyutlardır. Bu boyutların başlangıcı ve sonu vardır, yani bir şeye "nasıl oldu" diye sorduğumuzda, onu belirli bir zaman dilimi ve mekan içerisinde düşünüyoruz. Ancak Tanrı'nın bu boyutlardan bağımsız olduğunu varsaydığımızda, Tanrı'nın bir başlangıcı veya sonu yoktur, dolayısıyla "nasıl oldu" sorusu da geçerliliğini yitirir. Tanrı'nın ezeli ve ebedi olduğu düşüncesi, O'nun zaman ve mekandan bağımsız olduğunu ve bu yüzden varoluşunun belirli bir an veya süreç ile açıklanamayacağını ifade eder.
Bu bakış açısına göre, "Tanrı nasıl oldu?" sorusu mantıken hatalıdır, çünkü Tanrı'nın varoluşu zaman ve mekan kavramlarına bağlı değildir. O, tüm varoluşun ve zamanın yaratıcısı olduğu için, kendi varoluşu bu kavramların ötesinde yer alır. Tanrı'nın doğası gereği, O'nun varoluşunu insan aklının anladığı neden-sonuç ilişkileri çerçevesinde sorgulamak uygun değildir. Bu nedenle, Tanrı'nın nasıl var olduğu sorusu, Tanrı'nın doğası ve varoluş biçimi göz önünde bulundurulduğunda mantıksal bir hata içerir.