Geraltın kılıcı 48
Üstün
Bu konuya zaman içerisinde kelime ve diğer konular gelecektir!
Kelimeler hakkında:
İmge: Teoride Jung arketipleri anne, çocuk, hilekâr, tufan vb. gibi imge ve motiflerin çıktığı temel belirsiz biçimler anlamında kullanılır.
İdea: Zihinde bir düşünce, kavram veya tasarımı ifade eder.
Arketip: İlk örnek, asıl numune, kök örnek.
Ampirik: Görgül, deneysel, deneyimsel
Antogonist: Karşıt karakter.
Psikoterapötik: Bir çeşit psikoterapi yöntemidir? En genel olarak masterson yaklaşımında kendilik bozukluklarında, ruh sağlığı ve şiddetli anksiyete problemlerinin çözümünde psikiyatr, hastasıyla psikoterapötik görüşmeler yapabilir. Yunanca da; psukhe (ruh) ve therapeia (iyileştirme)dan türemiştir.
Anakronik: Çağı geçmiş, çağa uymaz, eskimiş veya olayların tarihlerini belirlemede yanılgı içinde bulunan.
Psikolojizm: Psikoloji bilimiyle uğraşma; ruh bilimci.
Epileptik: Sara hastalığı ile ilgili bir durum.
İyon: Elektrikle yüklü parçacık.
Stereometri: Uzay Geometri.
Psike: Ruhsal manada kullanılan pek çok kavrama analık etmiş kavram.
Nomina: Olgu-Olay-Kavram denkleminde kavramı temen alan adsal aktarım ögesi.
A priori: Mat, Totoloji ve saf akıldan çıkarım.
Totoloji: Mantık.
Rasyonalizasyon: Aklileştirme.
Otantik: Eskiden mevcut olan özelliklerini taşıyan, orijinal.
Arketip Kavramı Üzerine (Syf. 17'den Syf. 22'ye kadar)
Büyük Ana kavramı, din tarihi kökenli bir kavramdır ve anatanrıça tiplemesinin çok çeşitli yönleriniiçerir. Başlangıçta bu kavramın psikolojiyle ilgisi yoktur, çünkü "Büyük Ana" imgesi pratik deneyimde
Bu biçimiyle ancak nadiren ve de çok özel koşullar altında karşımıza çıkar. Simge elbette ki annearketipinin bir türevidir. Fakat Büyük Ana imgesinin arka planını psikolojik açıdan incelemeye kalkıştığımızda, incelememizin temeline, çok daha kapsamlı olan anne arketipini oturtmak zorundayız.
Erken çağlarda, Platon'un, Idea'nın her tür fenomenin öncesinde ve üstünde olduğu fikrini -farklı görüşler ve Aristotelesçi düşünceler olmasına rağmen- kavramak çok zor değildi. "Arketip" daha
Antik- çağda bile kullanılan ve Platon'un "idea"sıyla eşanlamlı olan bir kavramdır. Örneğin, muhtemelen 3. yüzyıla ait olan Corpus Hermeticum'da Tanrı'nın το αρχετυπον{1} olarak tanımlanması,
Tanrı'nın, "ışık” fenomeninin öncesinde ve üstünde olan tüm ışıkların "ilkimgesi" olduğu düşüncesini ifade eder. Eğer ben bir filozof olsaydım, bu Platoncu savı sürdürür ve şöyle derdim: Bir yerlerde,
"Göksel bir yerde", "analık" (kelimenin en geniş anlam ında) ile ilgili tüm fenomenlerin öncesinde ve üstünde olan bir anne ilkimgesi var.
Tüm insan eylemlerinde a priori bir faktör vardır, bu da, Psike'nin doğuştan gelen, bu nedenle de bilinçöncesi ve bilinçdışı olan bireysel yapısıdır. Bilinç-öncesi psike, örneğin yeni doğmuş bir bebeğinki, uygun koşullar sağlandığı takdirde her şeyin doldurulabileceği boş bir levha değildir, aksine son derece karmaşıktır, çok net bir biçimde tanımlanmış bireysel bir olgudur ve bize karanlık bir boşluk gibi gelmesinin nedeni, onu doğrudan doğruya göremememizdir. Fakat gözle görülebilir ilk psişik tepkiler verilmeye başlandığında, bu tepkilerdeki bireysel
Özelliği, yani özgün kişiliği görmemek için insanın kör olması gerekir. Bütün bu ayrıntıların gözlemlendikleri anda oluştuklarını varsaymak mümkün değil herhalde. Örneğin, anne babada da görülen bazı marazi özelliklerin kalıtım yoluyla geçtiğini varsayarız. Epileptik bir annenin çocuğundaki epilepsinin acayip bir mutasyon olduğunu düşünmek aklımıza bile gelmez. Kuşaktan kuşağa aktarılan yetenekler için de geçerlidir bu. Ana babalarını hiç görmemiş, dolayısıyla onlar tarafından "eğitilmemiş" hayvanların karmaşık içgüdüsel davranışlarını da aynı şekilde açıklarız.
Psişik olan her şey önceden biçimlenmiş olduğu için, Psike'nin tek tek işlevleri, özellikle de bilinçdışı eğilimlerden kaynaklananlarda önceden biçimlenmiştir. Bunların en önemlisi yaratıcı Fantezi'dir.
"İlkimgeler" fantezi ürünlerinde görünür hale gelir ve arketip kavramı özel uygulama alanını burada bulur.
Etnoloji alanında yaygın bazı "ilkfikirler"e dikkat çeken ilk kişi Adolf Bastian'dır. Daha sonra fantezinin "kategorileri"nden söz edenler, Durkheim ekolünden iki araştırmacı olan Hubert ve fares'tur. "Bilinçdışı düşünme"nin bilinçdışında önceden biçimlenmiş olduğunu gören kişi, Hermann Usener gibi önemli bir otoritedir. Eğer benim bu keşiflerde bir payım varsa, o da, arketiplerin yalnızca gelenek, dil ve göçlerle yaygınlaşmadığını, her zaman ve her yerde, herhangi bir dış etkenden bağımsız olarak kendiliğinden yeniden ortaya çıkabileceklerini göstermiş olmamdır.
Bilinçdışı olsa da, aktif, yani canlı yapı ve biçimlerin, duygularımızı ve eylemlerimizi içgüdüsel olarak önceden biçim
Lendirdiği ve etkilediğidir.
Arketiplerin içeriğinin belirli, yani bir tür bilinçdışı "fikir" olduğu gibi bir yanlış anlamayla sık sık karşılaşıyorum. Bu nedenle, arketiplerin içerik olarak değil, yalnızca biçimsel olarak belirlenmiş olduğunu, biçimsel belirlenmelerinin de son derece kısıtlı olduğunu bir kez daha vurgulamakta yarar var. Bir "ilkimge"nin içeriği, ancak bilinçli, dolayısıyla bilinçli deneyim malzemesiyle dolu olduğunda belirlidir. Oysa arketiplerin biçimi, daha önce başka yerde de açıkladığım gibi, bir kristalin eksen sistemiyle karşılaştırılabilir; kristalin eksen sistemi, ana sıvıdaki kristal oluşumunu bir anlamda önceden biçimlendirir ama kendisi maddi bir varlığa sahip değildir. Maddi varlık, ancak iyonların, sonra da moleküllerin özel bir biçimde kümeleşmesiyle ortaya çıkar. Arketipin kendisi boş, salt biçimsel bir unsurdur, kendi tasvirinin a priori bir olasılığından, facultas praeformandi'den (tasarlanan yeti) başka bir şey değildir. Kalıtım yoluyla aktarılanlar tasvirler değil, biçimlerdir, bu bakımdan da yine biçimsel olan içgüdülere tekabül ederler. Arketiplerin varlığı nasıl kanıtlanamazsa, somut bir biçimde görülmedikleri sürece içgüdülerinki de kanıtlanamaz. Biçimin belirli olması nedeniyle, kristal oluşumu benzetmesi aydınlatıcıdır, zira eksen sistemi her bir kristalin somut yapısını değil, yalnızca stereometrik yapıyı belirler. Kristal büyük ya da küçük olabilir, yü
Zeylerinin yapısına ya da eklemlenmelerine göre farklılık gösterebilir. Değişmez tek şey, prensipte hep aynı geometrik orantılara sahip olan eksen sistemidir. Aynı şey arketip için de geçerlidir: Prensipte nitelenebilen arketip, tezahür biçimini asla somut olarak değil, yalnızca prensipte belirleyen değişmez bir anlam çekirdeğine sahiptir. Örneğin anne arketipinin ampirik olarak nasıl tezahür ettiği tek başına ondan türetilemez, başka faktörlerden de kaynaklanır.
Özet: Jung'un bu bölümde anlatmak istediği temel olgu; arketiplerin "idea" kavramı ile benzerliği ve insan hayatına dair anlamlarıdır.
Kelimeler hakkında:
İmge: Teoride Jung arketipleri anne, çocuk, hilekâr, tufan vb. gibi imge ve motiflerin çıktığı temel belirsiz biçimler anlamında kullanılır.
İdea: Zihinde bir düşünce, kavram veya tasarımı ifade eder.
Arketip: İlk örnek, asıl numune, kök örnek.
Ampirik: Görgül, deneysel, deneyimsel
Antogonist: Karşıt karakter.
Psikoterapötik: Bir çeşit psikoterapi yöntemidir? En genel olarak masterson yaklaşımında kendilik bozukluklarında, ruh sağlığı ve şiddetli anksiyete problemlerinin çözümünde psikiyatr, hastasıyla psikoterapötik görüşmeler yapabilir. Yunanca da; psukhe (ruh) ve therapeia (iyileştirme)dan türemiştir.
Anakronik: Çağı geçmiş, çağa uymaz, eskimiş veya olayların tarihlerini belirlemede yanılgı içinde bulunan.
Psikolojizm: Psikoloji bilimiyle uğraşma; ruh bilimci.
Epileptik: Sara hastalığı ile ilgili bir durum.
İyon: Elektrikle yüklü parçacık.
Stereometri: Uzay Geometri.
Psike: Ruhsal manada kullanılan pek çok kavrama analık etmiş kavram.
Nomina: Olgu-Olay-Kavram denkleminde kavramı temen alan adsal aktarım ögesi.
A priori: Mat, Totoloji ve saf akıldan çıkarım.
Totoloji: Mantık.
Rasyonalizasyon: Aklileştirme.
Otantik: Eskiden mevcut olan özelliklerini taşıyan, orijinal.
Arketip Kavramı Üzerine (Syf. 17'den Syf. 22'ye kadar)
Büyük Ana kavramı, din tarihi kökenli bir kavramdır ve anatanrıça tiplemesinin çok çeşitli yönleriniiçerir. Başlangıçta bu kavramın psikolojiyle ilgisi yoktur, çünkü "Büyük Ana" imgesi pratik deneyimde
Bu biçimiyle ancak nadiren ve de çok özel koşullar altında karşımıza çıkar. Simge elbette ki annearketipinin bir türevidir. Fakat Büyük Ana imgesinin arka planını psikolojik açıdan incelemeye kalkıştığımızda, incelememizin temeline, çok daha kapsamlı olan anne arketipini oturtmak zorundayız.
Erken çağlarda, Platon'un, Idea'nın her tür fenomenin öncesinde ve üstünde olduğu fikrini -farklı görüşler ve Aristotelesçi düşünceler olmasına rağmen- kavramak çok zor değildi. "Arketip" daha
Antik- çağda bile kullanılan ve Platon'un "idea"sıyla eşanlamlı olan bir kavramdır. Örneğin, muhtemelen 3. yüzyıla ait olan Corpus Hermeticum'da Tanrı'nın το αρχετυπον{1} olarak tanımlanması,
Tanrı'nın, "ışık” fenomeninin öncesinde ve üstünde olan tüm ışıkların "ilkimgesi" olduğu düşüncesini ifade eder. Eğer ben bir filozof olsaydım, bu Platoncu savı sürdürür ve şöyle derdim: Bir yerlerde,
"Göksel bir yerde", "analık" (kelimenin en geniş anlam ında) ile ilgili tüm fenomenlerin öncesinde ve üstünde olan bir anne ilkimgesi var.
Tüm insan eylemlerinde a priori bir faktör vardır, bu da, Psike'nin doğuştan gelen, bu nedenle de bilinçöncesi ve bilinçdışı olan bireysel yapısıdır. Bilinç-öncesi psike, örneğin yeni doğmuş bir bebeğinki, uygun koşullar sağlandığı takdirde her şeyin doldurulabileceği boş bir levha değildir, aksine son derece karmaşıktır, çok net bir biçimde tanımlanmış bireysel bir olgudur ve bize karanlık bir boşluk gibi gelmesinin nedeni, onu doğrudan doğruya göremememizdir. Fakat gözle görülebilir ilk psişik tepkiler verilmeye başlandığında, bu tepkilerdeki bireysel
Özelliği, yani özgün kişiliği görmemek için insanın kör olması gerekir. Bütün bu ayrıntıların gözlemlendikleri anda oluştuklarını varsaymak mümkün değil herhalde. Örneğin, anne babada da görülen bazı marazi özelliklerin kalıtım yoluyla geçtiğini varsayarız. Epileptik bir annenin çocuğundaki epilepsinin acayip bir mutasyon olduğunu düşünmek aklımıza bile gelmez. Kuşaktan kuşağa aktarılan yetenekler için de geçerlidir bu. Ana babalarını hiç görmemiş, dolayısıyla onlar tarafından "eğitilmemiş" hayvanların karmaşık içgüdüsel davranışlarını da aynı şekilde açıklarız.
Psişik olan her şey önceden biçimlenmiş olduğu için, Psike'nin tek tek işlevleri, özellikle de bilinçdışı eğilimlerden kaynaklananlarda önceden biçimlenmiştir. Bunların en önemlisi yaratıcı Fantezi'dir.
"İlkimgeler" fantezi ürünlerinde görünür hale gelir ve arketip kavramı özel uygulama alanını burada bulur.
Etnoloji alanında yaygın bazı "ilkfikirler"e dikkat çeken ilk kişi Adolf Bastian'dır. Daha sonra fantezinin "kategorileri"nden söz edenler, Durkheim ekolünden iki araştırmacı olan Hubert ve fares'tur. "Bilinçdışı düşünme"nin bilinçdışında önceden biçimlenmiş olduğunu gören kişi, Hermann Usener gibi önemli bir otoritedir. Eğer benim bu keşiflerde bir payım varsa, o da, arketiplerin yalnızca gelenek, dil ve göçlerle yaygınlaşmadığını, her zaman ve her yerde, herhangi bir dış etkenden bağımsız olarak kendiliğinden yeniden ortaya çıkabileceklerini göstermiş olmamdır.
Bilinçdışı olsa da, aktif, yani canlı yapı ve biçimlerin, duygularımızı ve eylemlerimizi içgüdüsel olarak önceden biçim
Lendirdiği ve etkilediğidir.
Arketiplerin içeriğinin belirli, yani bir tür bilinçdışı "fikir" olduğu gibi bir yanlış anlamayla sık sık karşılaşıyorum. Bu nedenle, arketiplerin içerik olarak değil, yalnızca biçimsel olarak belirlenmiş olduğunu, biçimsel belirlenmelerinin de son derece kısıtlı olduğunu bir kez daha vurgulamakta yarar var. Bir "ilkimge"nin içeriği, ancak bilinçli, dolayısıyla bilinçli deneyim malzemesiyle dolu olduğunda belirlidir. Oysa arketiplerin biçimi, daha önce başka yerde de açıkladığım gibi, bir kristalin eksen sistemiyle karşılaştırılabilir; kristalin eksen sistemi, ana sıvıdaki kristal oluşumunu bir anlamda önceden biçimlendirir ama kendisi maddi bir varlığa sahip değildir. Maddi varlık, ancak iyonların, sonra da moleküllerin özel bir biçimde kümeleşmesiyle ortaya çıkar. Arketipin kendisi boş, salt biçimsel bir unsurdur, kendi tasvirinin a priori bir olasılığından, facultas praeformandi'den (tasarlanan yeti) başka bir şey değildir. Kalıtım yoluyla aktarılanlar tasvirler değil, biçimlerdir, bu bakımdan da yine biçimsel olan içgüdülere tekabül ederler. Arketiplerin varlığı nasıl kanıtlanamazsa, somut bir biçimde görülmedikleri sürece içgüdülerinki de kanıtlanamaz. Biçimin belirli olması nedeniyle, kristal oluşumu benzetmesi aydınlatıcıdır, zira eksen sistemi her bir kristalin somut yapısını değil, yalnızca stereometrik yapıyı belirler. Kristal büyük ya da küçük olabilir, yü
Zeylerinin yapısına ya da eklemlenmelerine göre farklılık gösterebilir. Değişmez tek şey, prensipte hep aynı geometrik orantılara sahip olan eksen sistemidir. Aynı şey arketip için de geçerlidir: Prensipte nitelenebilen arketip, tezahür biçimini asla somut olarak değil, yalnızca prensipte belirleyen değişmez bir anlam çekirdeğine sahiptir. Örneğin anne arketipinin ampirik olarak nasıl tezahür ettiği tek başına ondan türetilemez, başka faktörlerden de kaynaklanır.
Özet: Jung'un bu bölümde anlatmak istediği temel olgu; arketiplerin "idea" kavramı ile benzerliği ve insan hayatına dair anlamlarıdır.
"Ritüel" derken kastettiğim konu Michial Jordan gibi ünlü isimlerin maça çıkmadan evvel yaptıklarıdır. Mesela, bir sınava gireceğimiz zaman bazı insanlar "ben başaramayacağım" diyerek kendini ezerken bazı insanlar (bende dahilim) Michial Jordan gibi mutluluk veya intikan duygusuyla giderler. Bu doğrultuda 2. seçenek moralinizi arttırdığı için başarı ihtimalinizi arttırır. Tabii bu tarz eylemler sadece insanların sınavları veya stresleri için yapılmamıştır. Mesela, bir ülke kendi milliyetçilik akımını yaratır ve diğer ülkelere (çoğunlukla) düşman kesilir. Bunun en iyi örneği ABD ve Kore...
- Geraltın kılıcı
- hakkında modern yazı
- Mesaj: 14
- Forum: Felsefe
İnsanlık tarihin başlangıcından beri savaşırlar ve buna rağmen tatmin olamayacak kadar acizlerdir. Bu doğrultuda insanlara bakıldığında bu acizliklerini adeta bir statü olarak görürler ve bu statüyü "yüce" olarak nitelendirirler. Mesela, dini görüşler ve milliyetçi akımlar bu tarz yönelimlere yapılanma maksadı taşırlar (Tabii hepsi taşımıyorlar). Bu doğrultuda adaptasyon en önemli kuraldır gençler. Peki, nasıl adapte olacağız? Okuyacağız, öğreneceğiz ve araştıracağız ancak bu şekilde insanların arketiplerini anlamlandırabiriz.
- Geraltın kılıcı
- hakkında yazı
- Mesaj: 17
- Forum: Felsefe
Son düzenleme: