Çünkü çaba, ölümün karşısında geliştirdiğimiz en temel refleks. Varoluşun absürtlüğüyle yüzleştiğimizde, anlam arayışı yerini anlam üretimine bırakıyor. Bilinçli olmak, sadece sonu bilmek değil; o sona rağmen bir şeyler inşa etmeye çalışmak demek. Belki de çaba, yok oluşa karşı bir tür isyan.
Toplum bize üretmeyi, başarmayı, sevmeyi öğretiyor ama bunlar çoğu zaman ölüm korkusunu bastırmanın kültürel versiyonları. Bir şeyler yapmazsak, sadece bekleyen bir beden oluruz. O yüzden çabalarız: unutmak için, var olduğumuzu hissetmek için ve çoğu zaman kendimizi anlamlı olduğumuz hissiyle kandırmak için. Yani anlam yok, anlamlıymış gibi davranmak bizi hayatta tutuyor.
Konuya gelirsek; evet çabalamanın da aslında makro ölçekte bir anlamı yok.