Her şeyden önce, bir önceliklendirme sorunumuz olduğuna inanıyorum. Kendi ülkemizde yaşananları görmezden gelip, sanki biz dört dörtlük, hiçbir sorunu olmayan bir ülkeymişiz gibi bütün enerjimizi başka bir coğrafyaya harcıyoruz. Bu bana, kendi evi alev alev yanarken panikle sokağa fırlayıp komşusunun bahçesindeki kuru otları söndürmeye çalışan birini hatırlatıyor. Komik ve trajik. Kadınlarımız sokağa çıkmaya korkarken, gençlerimiz gelecek kaygısıyla boğuşurken, adalet sistemi her gün sorgulanırken, bizim önceliğimiz gerçekten binlerce kilometre ötedeki bir toprak parçası mı olmalı? Önce kendi yanan evimizi söndürmemiz gerekmiyor mu?
Asıl beni rahatsız eden ise bu duyarlılığın akıl almaz seçiciliği. Yıllardır Doğu Türkistan'da soydaşlarımız tarihin görmediği bir zulmü yaşıyor, yanı başımızda Ukrayna'da insanlar ölüyordu. Neden kimsenin sesi bu kadar gür çıkmadı? Neden o zamanlar filistin için düzenlenen, polis korumasında yapılan yürüyüşler gibi kitlesel eylemler görmedik? Cevabı acı bir şekilde basit: Çünkü filistin bir "Arap ve İslam ülkesi." eğer Filistin'in dini Hristiyan'lık, halkı da fransızlar gibi katı laik olsaydı, bugün onlar için gözyaşı dökenlerin kaçı bir damla bile akıtırdı? Bu zihniyetin ne kadar dürüst olduğunu, aylar önce Amerika'da bir orman yangını çıktığında "oh olsun, Allah cezalarını verdi" diye sevinç çığlıkları atan yengem gibilerden çok iyi biliyorum. Acıyı bile kimliğe, dine göre ayıran bu ikiyüzlülükten daha mide bulandırıcı ne olabilir?
Eylemlere bakıyorum, onlar da tam bir gösteriş tiyatrosu. Starbucks şubesine saldırmakla, parasını verip aldığı kolayı kameralar önünde yere dökmekle mi boykot yapılıyor? Gazze için denizlere bir şeyler atmak hangi sorunu çözüyor? Bu eylemlerin amacı gerçekten bir şeye fayda sağlamak mı, yoksa sosyal medyada takdir toplayacak bir "vicdan rahatlatma seansı" düzenlemek mi? En acısı da küçücük çocukların beynini bu nefretle yıkayıp, onlara oyuncak yerine boykot sloganları öğretmek. Bu bir dava savunusu değil, nesilsel bir travma aktarı mıdır?
"Boykot" diye bağıran, İsrail'e lanetler okuyan herkes, bu eylemlerini ceplerindeki telefonlarla organize ediyor, o telefonlarla story atıyor. Peki o telefonlar neyin eseri? İsrail doğrudan telefon markası üretmiyor olabilir ama o telefonları "akıllı" yapan teknolojilerin damarlarında İsrail'in dehası ve ekosistemi dolaşıyor. Dünyanın "silicon valley"ine karşılık İsrail'in "silicon wadi"si var. Kullandığımız Intel işlemcilerin en kritik tasarımları İsrail'in hayfa kentindeki mühendisler tarafından yapılıyor. Yüz tanıma teknolojisinin temelini atan Face.com, Facebook ve Instagram tarafından kullanılmak üzere satın alınan bir İsrail firması. Wi-Fi devrimini başlatan centrino platformu tamamen İsrail'de geliştirildi. Veri depolama ve şifreleme algoritmalarının birçoğunun kökeninde İsrail ar-ge'si var. Yani o Story'leri attığınız cihazlar, İsrail'in teknolojik başarısının birer anıtı gibi. Hem bu dehanın ürünlerini hayatının merkezine koyup onsuz yapamamak, hem de aynı teknolojiyle o ülkeye karşı en radikal sloganları atmak. Buna ne denir, siz karar verin.
Son bir soru sormak istiyorum: Acaba durum tam tersi olsaydı, Türkiye büyük bir felaket yaşasaydı, filistin halkı bizim için aynı şekilde sokağa dökülür, bu kadar ateşli bir şekilde bizi savunur muydu?
İşte tüm bu sebeplerden, bu riyakarlıktan, bu seçici ve gösterişçi tavırlardan dolayı inanın asıl meseleden soğudum. Beni bu davadan, filistin halkının yaşadığı DRAM'dan değil, o DRAM'ı kendi ideolojik şovları için bir sahne dekoru gibi kullanan, tutarsız, samimiyetsiz ve dar görüşlü kalabalıklar soğuttu.
Gerçekten merak ediyorum, bu büyük çelişkiyi ve samimiyetsizliği sadece ben mi görüyorum?