Konu niye organlara çekilmiş yahu?

Kalp, insanın aynasıdır. İnsan beyniyle yaşar fakat kalple var olur. (fiyakalı söz oldu ha, yazın bir yere xd)

Ayna olan kalp, bize kendimizi, bize diğer insanları, bize yaşamı gösterir. Kimileri için ise Rabb'i.

İnsanın sadece mekanik ve biyolojik bir varlık olduğunu söylemek oldukça sığ ve indirgemeci bir görüştür. Yani ben hikaye yazıyorum. Bu görüşe göre, aslında o hikaye anlamsız, sadece grafit ya da ekrandaki pikseller. Ya da resimdeki sadece boya. Hiçbir derinliği anlamı yok demek gibi. Bu ne kadar abes ise insan sadece biyolojik bir varlık demek de o kadar abestir.

Ne dedik, kalp aynadır dedik. İnsan sadece beynine, aklına sadık kalsaydı, yeryüzünde iyilik insan olmazdı. Benim kanaatim herkes intihar ederdi. Herkes... Ha şu da olabilir, insan o zaman akılsız, bilinçsiz düşünemeyen bir hayvan da olabilirdi.

İcatlar, sanat eserleri, edebiyat... Bugüne gelemezdik. Akıl, sadece beyin ile ilişkili değildir. Kalp de işin içindedir. Öbür türlü kalp olmasaydı, bir bilim adamı gecesini gündüzüne katıp icat ile uğraşmazdı, bir ressam asla o resimleri yapamazdı, biri doktor olup da 12 saat ameliyathanede zaman geçirmezdi.

Farklı bir şey demek istiyorum, psikosomatik belirtiler... Mesela siz eğer çok sorumluluk almış ve o şekilde yaşıyorsanız bir süre sonra kronik şekilde omzunuz ağrılı ve gergin olacaktır. Eğer ifade etmediğiniz öfke nefret varsa sırtınız... Korku yaşıyor iseniz sürekli karnınız... Fakat ayrılık, terk edilme, aşk acısı veya başka sevgi odaklı bir acı söz konusu olduğunda kalp ağrıyor. Vücut duygulara göre fiziksel ağrılar sunuyor bize, ama iş gönül işi olunca o ağrı kalpte çıkıyor.

Al bir özlü söz daha benden:

Kalbin körse, ne kendi kalbini görürsün ne de başkalarınınkini. Ve işte o zaman, hayat sana zehir olur.

İşte kalplerin buluşamamasından dolayı hissettiğin ruhsal yalnızlığı, kalbi kökten yok edip insanı biyolojik mekanikten öte görmeyerek savunma mekanizması geliştirirsin.
 
@Andar Han @Nefs İlmi umarım sizi doğru yoldan şaşırtmazlar (karşı taraf öyle güçlü ki) :)
Karşı taraf demek benim için pek doğru değil. Benim tartışma içinde olduğum kimse yok. Ben fikrimi söyler çekilirim. Diyaloğa girsem de kendi fikrimin doğru olduğunu ikna etmeye çalışmam. Boş bir çaba bana göre. Başkası benim hayatımı, düşüncelerimi etkileyemez. Yani etkilese bile o an ben bir şekilde kendim doğruya çıkıyorum. Örneğin, bundan bir süre önceye eşcinselliğe sağlıklı bakarken şimdi patolojik olarak bakıyorum.
 
E tabii hocam. Şunu gözlemlemeye çalış veya belki zaten farkındasındır. Bir insanla tartışırken "aşırı tepkisellik ortaya koyuyor mu, bahsi konuları kişileri veya senin fikirlerini yahut direkt seni değersizleştirmeye çalışıyor mu, sana kendi fikrinin doğru olduğuna ekstra bir çaba gösteriyor mu, kendini rekabet içindeymiş gibi hissediyor musun".

Şunu göreceksin bu tarz insanlarda çoğunlukla bilinçdışı psikodinamiklerinde "kontrol hissi eksikliği" vardır ve bunu telafi etmek için çabalarlar. Senin fikrini değiştirip kendi fikrini kabul ettirmeye çalışması bir kontrol kurma çabasıdır. Bunu yapamadığında ve senin tarafında direnç olduğunda 3 şekilde tepki verilir:
Savaş: Ses yükseltme, ton değişikliği, daha agresif
Don: Sesini çıkarmaz
Kaç: Ortamdan uzaklaşır/internet platformunda seninle bir daha konuşmak istemez

Bu mekanizmayı anladığın zaman bende olduğu gibi, karşı tarafla çok gereksiz enerji harcayan diyaloglara girmiyorsun. "Tanrı var mı sizce" konusunda örneğini görürsün, taptaze sıcak örnek. :D

İşte bu şekilde baktığında olaya, zıtlıklardan kendini koruyorsun, alınacak ders, ilim, fayda varsa alıyorsun fazlasını "sağ ol kardeşim almayayım" diyorsun.