Kendi anlamını kendin yarat ve yalnızca kendine inan.

Güzel geldi, gelişti de bu son cümle de pek çok yıkıma vesile. Kendi anlamını bul ama kendine inanmaya başladığın vakit, anlam da sana uymaya başlıyor sanırım. Kendine yontma hadisesi.

Ne için yaşıyorum? Yaşamaya mecbur kılındım, hayat içinde sorumluluklar edindim, edindiğim sorumlulukları yerine getirebilmem sebebiyle yaşamam gerekiyor. Çok da sevdalısı değilim ama bir şekilde mecburum.
 
Benim hayatım da çok zordu ama artık isteyeceğim bir şey yok sevdiğim işi yapıyorum hemen hemen tüm hayallerimi gerçekleştirdim ama bu noktadayım
En çok korktuğum şey senin durumuna düşmek herhalde. Bütün hayallerini gerçekleştirmişsin, zirvedesin ama nihayetinde kazandıkların ve sahip oldukların yine de seni mutlu etmeye yetmiyor. Yine o karanlık, kasvetli düşüncelerle boğuşurken görüyorsun kendini. Film tekrar başa sarıyor. "Bunca emek, bunca çaba boşa mıydı?" diye sorgularken buluyorsun kendini. Bir eksiklik var ama o eksikliğin ne olduğunu bilmiyorsun, kimse bilmiyor. Açıkçası, ben tüm hayallerini gerçekleştirdiğine inanmıyorum. Ben tüm hayallerimi gerçekleştirseydim yarın n'olacağı hakkında gram endişe duymazdım.
Zaten istediğim her şeyi elde etmişimdir çünkü. O saatten sonra dünya yansa da umurumda olmaz.
Gözyaşı döktüğüm tek zaman gülmekten yerlere yattığım zamanlar olurdu. Geçmişteki kötü anılarımın üstüne perde çekebilecek kadar dolu dolu güzel anılar biriktirmiş olurdum. Ve bu anıların hepsi beni zaman zaman rahatsız eden kuruntulardan çok; eski, kötü deneyimlere dönüşürdü. Sadece arkadaşlarımla dalgasını geçeceğimiz şeylere dönüşürlerdi. Aslında bu kadar örnek saymaya da gerek yok, direkt rüyanı yaşıyorsun. Dünya senin etrafında dönüyor ve vâr olan tüm gerçeklik senin istek ve arzularına göre şekilleniyor. Şu da bir gerçek ki bu dünyada kimse rüyasını yaşayamayacak. Belki başka dünyalarda veya alternatif gerçekliklerde mümkün olabilir ama bu dünya asla senin rüyanı gerçekleştirmeyecek ve sana özel muamele göstermeyecek. Ancak kendimiz yapabiliyorsak bu dünyadan almayı arzuladığımız şeyleri zorla kopararak alacağız. Sürekli kötülerle ve kötülüklerle karşılaşacağız, hayat en beklemediğimiz anlarda bizi en çetin savaşlara sokacak; miadımızı doldurana kadar en basitinden en zoruna bir sürü şeyle mücadele etmek zorunda kalacağız.
Bazen mücadele edemeyeceğimiz durumlar bile olacak, biz karşılık veremeden bizi hayattan koparacak senaryolar olacak. Öldüğümüz vakit, bu olasılıklar silsilesi ve koşuşturma son bulacak ve bir daha kötü bi' gün yaşama şansımız olmayacak. Gördüğümüz son kötü gün öldüğümüz gün olacak. Önemli olan öleceğimiz vakte yakın hayallerimizi ne derecede gerçekleştirdiğimiz ve ereklerimiz uğruna ne kadar mücadele ettiğimiz olacak.
 
Açıkçası, ben tüm hayallerini gerçekleştirdiğine inanmıyorum. Ben tüm hayallerimi gerçekleştirseydim yarın n'olacağı hakkında gram endişe duymazdım.

Sunulan hayallerin sınırları ve hayal denilenin sınrıları ile ilgili güzel bir tespit.

bu dünya asla senin rüyanı gerçekleştirmeyecek ve sana özel muamele göstermeyecek.

Özel olduğumuzu düşünüyoruz, imtiyaz bekliyoruz ama aynı zamanda eşitlikten yana da olabiliyoruz. Bu da bizim çelişkimiz.

Ancak kendimiz yapabiliyorsak bu dünyadan almayı arzuladığımız şeyleri zorla kopararak alacağız.

"Hak verilmez, alınır" demiş birileri.

Gördüğümüz son kötü gün öldüğümüz gün olacak.

Ölümün güzellenmesi de söz konusu ama ölümün anlaşılmasına ne kadar fayda ediyor? Ben gittikten sonra geride kalanları degerli kılacak olanın benimle iştiraki nedir ki? Ben yokum. Gerisi, insani kabuller.
 
Ölümün yeni bir başlangıç getireceğine inanmadığım için hayatımın olabildiğince tadını çıkarmaya çalışıyorum. Yapabileceğim daha iyi bir şey yok.


Her an yaşanabilecek kaçınılmazı bekleyip çürürken, olumsuzlukların beni aşağıya çekmesine izin verebilirim. Ya da bu vakti değerlendiririm.

1722557754807.webp
 
Bu hayatta yaşamamın tek sebebi ninem. Annesini, babasını, kardeşlerini ve en önemlisi 3 tane kız bebeklerini (teyzelerimi) toprağa vermiş birisi. (bu arada ninem annesini 6 sene önce, babasını ise 5 sene önce toprağa verdi). Yani bir de bunun üstüne torun acısı olursa katlanamaz. Zaten neredeyse 80 yaşına gelmiş birisi, her gece yatmadan önce belki "yarın sabahta uyanacağım mı?" sorusu ile yatağa kafasını koyuyor. Her şeyden önce bunları düşünmek bile beni benden alıyor. Bazen arkama dönüp çocukluğuma, o masum olduğum zamanlara bakıyorum ve annem ile babama bana güzelde olsa bir çocuk yaşattıkları için teşekkür ediyorum.